• Çanakkale Deniz Zaferinin Yıldönümünü Kutluyoruz

      Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı Gürsel , Çanakkale Deniz Zaferinin yıldönümü dolayısıyla açıklama yaptı.

    Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı Gürsel  YILDIZ, Çanakkale Deniz Zaferinin yıldönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada Çanakkale Savaşlarının ve elde edilen muhteşem zaferin tarihimizde çok özel bir yeri ve önemi olduğuna dikkat çekerek, “Çanakkale, milletimizin iman ve azminin, metanet ve gücünün açık bir göstergesi, bağımsız yaşama kararlılığının sembolüdür.

    YILDIZ , Çanakkale Savaşının ve Deniz Zaferinin yıldönümü dolayısıyla yaptığı yazılı açıklamada şu değerlendirmelerde bulundu:

    “Çanakkale Savaşlarının ve elde edilen muhteşem zaferin tarihimizde çok özel bir yeri ve önemi vardır. Bu zafer, kahraman askerlerimizin, dünyaya parmak ısırtan bir kahramanlık destanıdır. Milletimizin, iman ve azminin, metanet ve gücünün açık bir göstergesi, bağımsız yaşama kararlılığının sembolüdür.

    Çanakkale, sıradan bir hatırlayış değil, tarihi varoluşunu sürekli ve ebedi kılan bir duruşun adıdır. Çanakkale’deki duruş ve direnişiyle bu vatanı bize emanet eden ecdadımız, İstiklal Şairimiz Mehmet Akif’in; “Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın” dediği bir muhteşem tarihi kanlarıyla yazan şehitlerdir.

    Bugün de yaşadığımız bütün sıkıntılara rağmen, metanetimizi koruyarak cesaretimizi ve umudumuzu kaybetmiyoruz. Devletimiz ve milletimizin birlik ve beraberlik içinde bu sıkıntıların üstesinden geleceğine inanıyoruz.

    gurselyildiz4

    Çanakkale Deniz Zaferinin yıl dönümünü kutluyor, başta Çanakkale’de zafer kazananlar olmak üzere vatanı ve bayrağı için şehit olan aziz Mehmetçikleri ve vatandaşlarımızı minnet ve şükranla anıyoruz. Ruhları şad olsun.”

  • Genel Başkan Gürsel YILDIZ 14 Mart Tıp Bayramını ve Tıp Haftasını kutladı

    Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı  Gürsel YILDIZ 14 Mart Tıp Bayramı’nı Kutladı

    Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı  Gürsel YILDIZ “Tarihte kimi anlar vardır. Bu anlar o ana değer veren insanlar için çok özeldir. O anlarda tarihten gelen birikimler eşliğinde hayatın bir muhasebesi yapılır ve geçmiş tecrübeler ışığında geleceğe bir köprü kurulur. 14 Mart  hekimler için böyle bir gündür.

    Gürsel YILDIZ” 14 Mart’ı, sadece bir protokol töreni olmaktan Çıkarmak şart”

    Osmanlı Padişahı II. Mahmut döneminde Hekimbaşı Behçet Efendi’nin girişimi ile 14 Mart 1827’de Tıbhane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire kurulmasıyla modern tıbbın ülkemizde temelleri atılmıştır.

    İlk tıp bayramı 14 Mart 1919 da emperyalist güçler tarafından işgal edilmiş İstanbul’da 3. Sınıf öğrencisi Tıbbiyeli Hikmet’in başlattığı direniş ve başkaldırının ardından kutlanmıştır. Bir direniş ve başkaldırı simgesi olarak düşünülüp yaşama geçirilmiştir. 14 Mart Tıp Bayram’ı işgale karşı başkaldırının bir parçası olarak  organize edilmiştir.

    O gün bugündür hekimler, 14 Mart’ı, sadece bir protokol töreni olmaktan çıkartarak, Tıp Bayramı ruhuna uygun biçimde yaşanan sorunların altını çizdikleri, meslek değerlerinin ışığında kendilerini ve sağlık ortamını sorguladıkları bir gün şeklinde kutlamışlardır.

    14 Mart’ı da içeren Sağlık haftasında hekimler  yıllardır katmerlenerek artan sorunlarından bazılarını dile getirerek çözüm beklediğini  bir kez de Tıp Bayramı vesilesiyle dile getirmek istiyorum

    Performansa dayalı ödeme sistemiyle, hasta bakımında niteliğin değil niceliğin öne çıktığı; hekimlerin kısa sürelerde çok sayıda hastaya bakmaya zorlandıkları; hastalara, doğru düzgün anamnez alınmasına, fizik muayene yapılmasına izin vermeyen sürelerin ayrıldığı; nitelikli sağlık hizmeti sunabilmenin koşullarının yok edildiği bir sağlık ortamını yaşıyoruz. Yine, poliklinik sayılarından acil başvurularına, ameliyatlardan BT, MR çekimlerine kadar her parametrede Sağlık Bakanlığının istatistiklerine de yansıyan rekor artışların olduğu günlerdeyiz. Ancak, tüm bu artışların yanında, hiç artmayan, aksine giderek azalan bir parametrenin olduğunu görüyoruz: Hastaya ayrılan süre. Oysa, biliyoruz ki, bir hekimin hastasına yeterli süre ayırmadan ve ayrıntılı bir Anamnez  almadan doğru tanı koyması ve doğru tedavi uygulaması mümkün değildir. Doktorun hastaya teşhis koyma amaçlı olarak ona sorduğu sorulara sonucu elde ettiği hastanın öyküsüdür. Hastanın mevcut ya da geçmiş hastalıkları hakkında, kendisinden ya da bir yakınından alınan bilgilerdir. Anemnez, hastalığın teşhisinde en önemli adımlardan biridir.

    tıplogoadatreni6

    Nitelikli bir sağlık hizmeti üretmenin en temel bileşenlerinden birini çalışma koşulları oluşturur. İnsanca çalışma koşulları ve emeğimizin karşılığı olan ücret, birbirinden ayrı düşünülemez. Az ücret, çok mesai anlayışıyla kamu yararına   denilerek sağlık çalışanlarının hakkı adeta gasbedilmektedir. Çalışma koşullarının iyileştirilmesi için; mesleki bağımsızlık, iş yükünün insancıl düzenlenmesi, mesleki sağlık ve güvenliğin sağlanması, fırsat eşitliği, bir araya gelme özgürlüğü, emekliliğe yansıyan güvenceli ücret ve mesleki gelişim hakkı, uluslararası normlara uygun olarak çalışma sürelerinin düzenlemesini talep ediyoruz. Bunların sağlanması nitelikli sağlık hizmeti sunmayı ve toplumun daha iyi bir sağlık sistemine ulaşmasının yollarını açacaktır.

    Asistan eğitiminin önündeki sorunlar ve performans baskısı, aşırı iş yükü, eğitimi olumsuz etkilemektedir. Bakanlık veya YÖK bu sorunlar üzerine yoğunlaşmak dururken hala nitelikli insan gücü olan sağlık çalışanlarının emeğini ucuzlaştırmaya hekimleri de eğitim aldığına inandırmaya çalışmaktadır. 80 milyon nüfuslu ülkemizde geçen yılın rakamlarıyla yıllık 115 milyon acil servis başvurusunun izahı yoktur. Bu başvuruları gerçekçi bir platforma oturtmak ve bilimsel çözüm üretmek yerine kolaycılığa kaçarak ve şişirilmiş sağlık hizmeti ihtiyacını körüklemeye sebep olacak şekilde Tıpta Uzmanlık Kurulunun kararlarına aykırı bir biçimde acil servislere diğer branş asistanlarını görevlendirmenin geçerli bir izahatı yoktur.

    Ülkemizin sağlık ortamında şiddet her geçen gün etkisini artırıyor. Sağlık ortamındaki şiddet, sıklıkla hasta ya da hasta yakınlarından sağlık çalışanlarına yönelse de, aslında burada hedefin sağlık sistemi olduğu açık olarak görülebiliyor. Bu nedenle de, uygulanmakta olan sağlık politikalarını ele almadan gösterilecek hiçbir yaklaşım, sağlıkta şiddetin çözümüne yönelik etkili bir çözüm ortaya koyamayacaktır. Öte yandan, sağlıkta şiddeti önlemeye yönelik yapılacak bir düzenleme, önleyicilik ve koruyuculuk işlevinin sağlanabilmesi için, sağlık çalışanlarına yönelik şiddete asla hoşgörü gösterilmeyeceği, aksine şiddet suçlarının mutlaka cezalandırılacağı düşüncesinin yerleşmesine olanak sağlamalıdır. Bu amaçla, sağlıkta şiddet uygulayanlara yönelik getirilecek caydırıcı cezalar temel sağlık hizmetleri kanununa değil Türk Ceza Kanunu’na madde olarak eklenmelidir.

    Son yıllarda sağlık sisteminde yapılan, yapılmaya çalışılan değişiklikler ile gerek sağlık hizmetinin ticari boyutunun ağır basması sonucu yaşanan sıkıntılar, gerek hekimlerin özlük haklarındaki ciddi gerilemeler,  gerekse ticarileşen sağlık hizmetlerinin hekim davranışlarında yol açtığı yozlaşmalar ve bu yozlaşan hekim davranışlarının abartılı bir şekilde genelleştirilerek sağlık hizmetlerinde ticarileşmeyi arttıran kararlara gerekçe olarak kullanılması kabul edilebilir değildir ülkemizin de sağlık politikalarının da ileriye gitmesine katkı sunmayacaktır.

    Sağlıkta sorunlar her geçen gün artmaktadır. Hasta memnuniyetinin %80 lere kadar ulaşmasına rağmen çalışan memnuniyetinde %30 lara kadar gerilemiştir. Çalışanlarını da memnun edemeyen bir sistemin uzun süre sürdürülebilirliği mümkün görünmemektedir.

    Artan ve yaşlanan nüfus ile birlikte mücadele edilen sağlık sorunları önem sırasını değiştirmiş olup kronik hastalıklar toplum sağlığını tehdit etmekte ve sağlık harcamalarının çok büyük bir kısmını oluşturmaktadır. Bu tehditten kurtulabilmek ve kişilerin sağlığını uzunca bir süre koruyabilmek için hastaya kendi sağlığını koruma sorumluluğu mutlaka verilmelidir. Birinci basamak sağlık hizmetlerinde koruyucu hekimliği payı artırılmalı hekimler ve diğer sağlık çalışanları negatif performans baskısı ile karşı karşıya getirilmemelidir. Sağlıkta dönüşüm politikasının ikinci fazının çok önemli bir ayağı olan kronik hastalıklarla mücadele kısmını negatif performans uygulaması ile peşinen başarısızlığa mahkum etmemelidir.

    Nitelikli sağlık hizmet sunumu, ancak, hastaya yeterli süre ayırmakla, şiddetin olmadığı, güvenli ve olumlu çalışma koşullarıyla mümkün olacaktır. 14 Mart Tıp Bayramında, her şeye rağmen, “Hekim-Emekli Hekim Ücretleri” ni de içeren çalışma koşullarının iyileştirilmesi (emeklilikte eşdeğer meslek grupları ile aynı emeklilik ücretini), hakkaniyetli “Fiili Hizmet Zammı Yasasını” ve sağlıkta şiddeti önleyecek caydırıcı cezalar içeren bir maddenin Türk Ceza Kanunu’na eklenmesi talepleri  yerine  getirilmelidir.

    Siyasi İktidar  Sorunları biliyor   çözmeli  bizlerde   bu  sorunların  çözümü için takipçi olcağız.

    Sağlık Bakanlığı yetkililerin içinde bulunduğu sorunları ve bu sorunlara yönelik çözüm önerilerini sahada çalışanlar dinlenmeden  yapılmaya çalışıldığını  görüyoruz.ben yaptım oldu dayatmasından vazgeçmesini istiyoruz.

    14 Mart Tıp Bayramını ve Tıp Haftasını kutluyor gelecekte Tüm Sağlık Kuruluşları ile birlikte bir bayram olarak kutlanmasını, sorunların azalmasını umut ediyor, Tüm  Sağlık  Çalışanlarına saygılarımı sunuyor, esenlikler diliyorum.

  • Hak ve Huzur Partisi Başkanlık Kurulu Oluşturuldu

    Hak ve Huzur  Partisinin Kurultay sonrası  Genel Merkez  Yönetim Kadroları  belirlenmiştir.

    Hak ve Huzur Partisi  Yönetim Kurulu  Genel Başkanı  Gürsel YILDIZ’ın başkanlığında toplanmıştır. Yönetim Kurulumuzun gerçekleştirdiği toplantıda; 26/02/2017 tarihinde  1 ‘ncı Olağan  Kongresi   sonrası  Kesinleşen  seçim   sonuçları  ile Genel Başkan , Parti  Meclisi  ve  Yüksek  Disiplin  Kurullarına  seçilenler  Seçim Kurulu tarafından  genel  merkezimize  ulaşmıştır.

    Parti  Meclisi  üyelerinden  Genel Başkanın Teklifi  ile  Merkez Yönetim Kurulu,

    kurultay9

     Genel Başkanı  Gürsel YILDIZ

    Genel Sekreter       Mehmet TAŞAN ,

    Genel Başkan Yardımcısı    Hüsamettin ÇİÇEK  ,

    Genel Başkan Yardımcısı   Gamze  DEMİRTAŞ  ,

    Genel Başkan Yardımcısı    Mediha YURTSEVER ,

    Genel  Başkan Yardımcısı  Abdulkadir YILDIRIM  ,

    Genel Başkan Yardımcısı  Hüseyin ŞENSES ,

    Genel Başkan Yardımcısı    Cihan ÖZ  ,

    Genel Başkan Yardımcısı  Süheyla TANRIVERDİ  ,

    Genel Başkan Yardımcısı    Şerif KAPLAN ,

    Genel Başkan Yardımcısı     Necla BAKAN  ,

    Genel Başkan Yardımcısı     Hilmi YOLCU  ,

    Genel Başkan Yardımcısı   Mehmet HOROZ ,

    Genel Başkan Yardımcısı    Remzi  YILDIZ  görevlendirilmesi  oybirliği  ile  kararlaştırıldı.

     

    ???????????????????????????????????? BY HAKVEHUZUR_ADMİN ON 27 EKİM 2016 IN GENEL BAŞKAN HABERLERİ SHARE TWEET +1 0 GÜRSEL YILDIZ’DAN 29 EKİM CUMHURİYET BAYRAMI MESAJI Gürsel YILDIZ’dan 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı mesajı Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ’dan Cumhuriyet’in ilanının 93’üncü yıl dönümünü kutlayarak, ‘Cumhuriyet, milletimizin büyük bir iman gücüyle gerçekleştirdiği kurtuluş mücadelesinin eseridir’ dedi.

    necla_bakankadın

    Genel Başkan Yardımcısı     Necla BAKAN

    Yüksek Disiplin  Kurulu  Başkanlığına  Ali YURTSEVER seçilmiştir.

    Yüksek Disiplin  Kurulu  Asil Üyeleri  Murat    UZUN, Murat KARATAŞ,Leyla  DERİN, Bozan ASLAN,Remzi SAVAŞ,Nurettin ERDOĞAN, Ömer  CERİT,Umut  ÇÖZMEZ, Cumali  TOPRAK, Fatih BİNMEZ, Hayrettin  DAĞDELEN,Sami ARSLANTAŞ, Kadir UZUN,Mustafa KILINÇ seçilmişlerdir

     Parti  Meclisi

    Necla BAKAN,Şerif Kaplan,Gamze DEMİRTAŞ,Mehmet Horoz,Mediha YURTSEVER, Hüsamettin Çiçek,Sinan SÖYLEMEZ, A.Kadir Yıldırım  ,Murat YILDIZ,Hilmi YOLCU,Hüseyin Şenses,Abdullah Karakeçi,Cihan Öz,Abdullah AYKUT,Erol BEKMEZCİ,Nayif Çelebi,Mehmet ŞİMŞEK,Mehmet TAŞAN,Mehmet ÖCEL,İsmail ARSLAN,Kadri ÖREN,Remzi SAVAŞ,Osman Kuzuoğlu,Süheyla Tanrıverdi, Ahmet Uçar, Rahim Balçık,Mustafa Cura,Ramazan Şengül,Selma Narin,Yaşar Narin,Zülfikar Serdar Alban,Ömer Taçyıldız, Birnur Cindaruk ,Aygün Özçelik,Metin Erkuş,Celal Narin,Gökhan Narin, Salih Narin,Fethi  Rağbetli, Remzi Yıldız ,Ercan Yıldız, Aygün Özçelik  ,Hasan  Demirtaş,Serap Canan Yayla,Abdurrezak Narin, Nurettin Tuncer,Burhan Tuncer,Sadettin Toprak,Hadi Tuncer,Ahmet Yalçınkaya, İbrahim Demirubuz,Cahit İncik  seçildiler

    Yüksek Disiplin Kurulu

    Ali Yurtsever, Ömer Cerit,Umut Çözmez,Cumali     Toprak, Fatih Binmez, Hayrettin  Dağdelen,Sami Arslantaş, Kadir Uzun, Murat Uzun, Murat Karataş, Leyla Derin, Bozan Aslan, Remzi Savaş, Nurettin Erdoğan, Mustafa Kılınç, Dilek    Kökten, Murat Tamar, Osman Yeşilçayır, Uğur Kaya, Süleyman Demir, Fatma Doğan, Adalet Basmacı, Keziban Derin seçildiler.

  • Yüksek Öğretime Geçiş Sınavı’na girecek tüm öğrencilere başarılar diliyoruz.

    Yüksek Öğretime Geçiş Sınavı’na girecek tüm öğrencilere başarılar diliyoruz.

    Gürsel YILDIZ

    Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı

    gurselyildiz4

    YUKSEK

  • Gürsel YILDIZ ‘In “12 Mart İstiklâl Marşımızın Kabulü ve Mehmet Âkif Ersoy’u Anma Günü” mesajı

    Gürsel YILDIZ ‘ın “12 Mart İstiklâl Marşımızın Kabulü ve Mehmet Âkif Ersoy’u Anma Günü” mesajı

    Hak ve Huzur  Partisi Genel Başkanı Gürsel  YILDIZ’ın 12 Mart İstiklâl Marşımızın Kabulü ve Mehmet Âkif Ersoy’u Anma Günü Mesajı

    İstiklâl Marşı, Millî Mücadele’nin zorlu günlerinde milletimizin hürriyet ve istiklâline olan bağlılığının, vatan ve bayrak sevdasının en güzel ifadesidir. Bugün İstiklâl Marşımızın millî marş olarak kabul edilişinin 96. yıl dönümünü idrak ediyor olmanın onur ve gururunu yaşıyoruz.

     Âkif, Çanakkale ruhunu mısralarıyla ölümsüzleştirmiş ve şanlı milletimizin istiklâl destanını çağlara haykırmış, vatan ve millet âşığı bir büyük şair; aynı zamanda da bir tevâzû ve haysiyet abidesidir.

    İstiklal Marşı müsabakasına katılmayı, sırtına giyecek paltosunun bile olmamasına ve borç içinde bulunmasına rağmen, mükâfat olarak konan 500 liradan muaf tutulmak kaydıyla kabul edecek ve bu eşsiz eseri hiçbir karşılık beklemeksizin kahraman milletine hediye edecek kadar da asildir. O, şair, gazeteci ve siyasetçi kimliklerinin yanı sıra, Kurtuluş Savaşı döneminde verdiği heyecanlı hutbelerle halkı millî mücadeleye sevk etmiş imanlı bir münevverdir. Ruhu şâd olsun!

    kurultay9

    Bağımsız bir vatanda, hür bir milletin evlatları olarak yaşamanın onuru ile “İstiklal Marşı’nın Kabulü ve Mehmet Akif Ersoy’u Anma Günü”nü kutluyor; başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Millî Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u ve vatanın selâmeti, milletin istiklâli için canını ortaya koyan tüm şehit ve gazilerimizi bir kez daha rahmet ve minnetle anıyorum.

    Mehmet Akif Ersoy Hayatı

    İstiklâl Marşı şairi. Asıl adı Mehmet Ragif olan Mehmet Akif 1873 yılında İstanbul’da doğdu. Annesi Emine Şerife Hanım, babası Temiz Tahir Efendi’dir. İlk tahsiline Emir Buhari Mahalle Mektebi’nde başladı. İlk ve orta öğrenimden sonra Mülkiye Mektebi’ne devam etti. Babasının vefatı ve evlerinin yanması üzerine mülkiyeyi bırakıp Baytar Mektebini birincilikle bitirdi. Tahsil hayatı boyunca yabancı dil derslerine ilgi duydu. Fransızca ve Farsça öğrendi. Babasından Arapça dersleri aldı.

     mehmet

    Ziraat nezaretinde baytar olarak vazife aldı. Üç dört sene Rumeli, Anadolu ve Arabistan’da bulaşıcı hayvan hastalıkları tedavisi için bir hayli dolaştı. Bu müddet zarfında halkla temasta bulundu. Akif’in memuriyet hayatı 1893 yılında başlar ve 1913 tarihine kadar devam eder.

    Memuriyetinin yanında Ziraat Mektebinde ve Dârulfünûn’da edebiyat dersleri vermiştir.

    1893 senesinde Tophane-i Amire veznedarı M. Emin Beyin kızı İsmet Hanımla evlendi.

    Akif okulda öğrendikleriyle yetinmeyerek, dışarıda kendi kendini yetiştirerek tahsilini tamamlamaya, bilgisini genişletmeye çalıştı. Memuriyet hayatına başladıktan sonra öğretmenlik yaparak ve şiir yazarak edebiyat sahasındaki çalışmalarına devam etti. Fakat onun neşriyat âlemine girişi daha fazla 1908’de İkinci Meşrutiyetin ilanıyla başlar. Bu tarihten itibaren şiirlerini Sırât-ı Müstakîm´de yayınlanır.

    1920 tarihinde Burdur Mebusu olarak Birinci Büyük Millet Meclisi’ne seçildi. 17 Şubat 1921 günü İstiklâl Marşı’nı yazdı. Meclis 12 Martta bu marşı kabul etti.

    1926 yılından itibaren Mısır Üniversitesi’nde Türkçe dersleri verdi. Bu sırada hastalandı. Önceleri hastalığının ehemmiyetini anlayamadı ve hava değişimiyle geçeceğini zannetti. Lübnan’a gitti. Ağustos 1936’da Antakya’ya geldi. Mısır’a hasta olarak döndü.

    Hastalık onu harap etmiş, bir deri bir kemik bırakmıştı. İstanbul’a geldi. Hastanede yattı, tedavi gördü. Fakat hastalığın önüne geçilemedi. 27 Aralık 1936 tarihinde vefat etti. Kabri Edirnekapı Mezarlığı’ndadır.

    Mehmet Akif milletini ve dinini seven, insanlara karşı merhametli bir mizaca sahip, şair tabiatının heyecanlarıyla dalgalanan, edebî bakımdan kıymetli şiirlerin yazarı meşhur bir Türk şairidir. İstiklâl Marşı şairi olması bakımından da “Millî Şair” ismini almıştır.

    Şairin en büyük eseri Safahat genel adı altında toplanan şiirleri şu 7 kitaptan oluşmuştur.

    Mehmet Akif Ersoy’un Kitapları

    1. Kitap: Safahat (1911)

    2. Kitap: Süleymaniye Kürsüsünde (1912)

    3. Kitap: Hakkın Sesleri (1913)

    4. Kitap: Fatih Kürsüsünde (1914)

    5. Kitap: Hatıralar (1917)

    6. Kitap: Asım (1924)

    7. Kitap: Gölgeler (1933)

    Mehmet Akif Ersoy’un Hayatının Daha Detaylı Anlatım

    İstiklâl Marşı’mızın yazarı Mehmet Akif Ersoy, İstanbul’un Sarıgüzel semtinde, Sarı Nasuh mahallesinde 1873 yılında dünyaya geldi. Babası, Îpek kasabasında doğmuş Hoca Tahir Efendi, annesi ise Emine Şerife hanımdır. Babasına temizliğe olan fazla düşkünlüğünden dolayı Temiz Tahir Efendi derler. Temiz Tahir Efendi, İpek kasabasında bir müddet tahsil yaptıktan sonra İstanbul’a geldi. Burada Yozgatlı Hacı Mahmut Efendiden dinî dersler almaya başladı.

    Emine Şerife hanım Şirvan’lı Derviş Efendi ile evlenmişti. Bir müddet kocasiyle birlikte Amasya’da kalan Emine Şerife hanım sonradan İstanbul’a gelerek yerleşti. İki erkek çocuğunu, bir müddet sonra da kocasını kaybederek dul kaldı. Temiz Tahir Efendi, Sarıgüzel’de kocasından kalan evde oturan bu iyi ahlâk sahibi ve güzel dulun medhini duymuştu. Allahın emriyle onu istetti, ve evlendi. Bu evlenmeden de Mehmet Akif dünyaya geldi. Temiz Tahir Efendi okur-yazar, tarikat sahibi bir adamdı. Şeyh Feyzullab Efendiden ders alıyordu. Aynı zamanda bu şeyhin çömezi idi. Anne ve baba dünyaya gelen çocuklarından dolayı büyük bir sevinç içinde idiler.

    Tahir Efendi yeni doğan oğluna Ebced hesabı ile doğum yılını içine alan (Ragıf) adını koydu. Bu isim (Gerde) adlı bir nevi ekmek manasına geliyordu. Lâkin Osmanlı dilinde böyle bir isim yoktu. Bu yüzden zamanla babasının kendisine taktığı bu isim unutuldu ve (Akif) e çevrildi. Tahir Efendinin sonradan bir de kızı düyaya geldi. Ona da Nuriye adını taktılar. Sonradan Nuriye hanım Arif Hikmet Beyle evlendi. Akif dört yaşına basınca mahalle mektebine devama başladı. Aile durumu yüzünden mektebine zorlukla devam ediyordu. Mahalle mektebini bitirdikten sonra Fatih’de Emir-i Buharî’deki mektebe devama başladı. Burayı da bitirdikten sonra Fatih Merkez Rüştiyesine yazıldı. Bu mektepde en çok sevdiği hoca, Kadri Efendi ismini taşıyan Türkçe hocası idi. Bu hoca, küçük Akif üzerinde önemli bir tesir bıraktı. Kadri Efendi Abdülhamid’in baskısına fazla dayanamadı. Evvelâ Mısır’a kaçarak orada Kanun-u Esasi ismini taşıyan bir gazete çıkarmağa başladı. En sonunda hürriyet taraftarlarının sığındığı Paris’e kaçarak orada hayata gözlerini yumdu. Onun hayatını takip eden Mehmet Akif, hürriyet taraftarı olan ve kendisini çok seven bu hocasını hayatı boyunca hiç unutmadı.

    Mehmet Akif’in olgunlaşmasında babasının tesiri fazladır. Arapça’yı ve dine ait eserleri Mehmet Akif hep babasından öğrenmiştir. Baba, oğlu ile birlikte camiye giderken yolda ona bilmediği lûgatları ezberletmiş, dine temas eder bir takım bilgiler vermiştir. Bu yüzden Mehmet Akif babası için «O benim hem babam, hem de hocamdır. Ben hayatta ne öğrendi isem ondan öğrendim» demiştir. Babasından aldığı bu derslerden başka Mehmet Akif, Fatih baş imamı Arap hoca ile birlikte de kur’an ezberlemekte ve ondan bu sahada ders almaktadır. Rüştiyeye devam ettiği sıralarda Fatih camiinde Selânik’li Esat dededen Acemce dersler almağa başlamıştır. Arapca derslerini de ayrıca ona Halis Efendi vermektedir.

    Mehmet Akif, şimdi Fatih rüştiyesini bitirmiş ve mülkiye mektebinin idadî kısmına yazılmıştır. Burada da üç yıl okuyarak şehadetnamesini alan Mehmet Akif, bu sefer Mülkiye’nin yüksek kısmına devama başlamıştır.

    1887 yılında babası Temiz Tahir Efendi hayata gözlerini yummuştur. Bu acı yetmiyormuş gibi bir müddet sonra da Sarıgüzel semtindeki ailenin sığındığı biricik ev, çıkan bir yangında kül haline gelmiştir. Bu sefer zaten zorluk içinde geçinen aile daha sıkışık bir duruma düşmüştür. Akif, artık gündüzlü olarak bir mektebe devam edemeyecek durumdadır. O sırada şimdiki gibi yatılı mektepler bol değildi. Tam bu sırada talih, Mehmet Akif’in imdadına yetişmiş ve Halkalı’da ki sivil Baytar (Veteriner) mektebine yatılı talebe olarak kaydolunmuştur.

    1888 senesinde girdiği bu baytar mektebinde Mehmet Akif hep başarı ile sınıf geçmektedir. Ailesinin kendisine muhtaç olduğunu ve bir an evvel hayata atılması lâzım geldiğini Mehmet Akif düşünebilecek bir çağdadır. Bu yüzden bütün gayretlerini derslerine vermiştir. Baytar mektebini birinci sınıf mevcudu 19 kişidir. Mehmet Akif bunlar arasında çalışma ve başarma yönünden birinci gelmektedir. Bu sıralarda Orman mektebi talebeleriden İsparta’lı Hakkı’nın ısrariyle Fransızca dersleri almağa başlamıştır. Baytar İbrahim Bey ona Fransızca dersler vermektedir. Mehmet Akif hayatının sonuna kadar baytar İbrahim Beyin bu iyiliğini unutmamış ve «benîm sebebi hayatım odur» sözleriyle İbrahim beyi hürmetle anmışur. Baytar mektebinde 1891 yılı aralık ayında tez imtihanları başlamıştır. Bu imtihanların neticesinde elde bulunan listede sınıf mevcudu 17 olmasına rağmen Mehmet Akif bunlar arasında üçüncü gelmektedir. 1893 de baytar mektebinden şehadetnamesini alan Mehmet Akif mektepten birinci olarak mezun olmuştur. Bu sıralarda Şevket ve Babanzade Naim Beylerle birlikte Arapça parçalar üzerinde çalışmış ve bu dile ait bilgilerini genişletmiştir.

    Mehmet Akif baytar mektebini bitirdiği yıl, yani 1893’de, Tophane-i Âmire veznedarı Emin Beyin kızı İsmet hanımla evlenmiş ve Mehmet Akif’in İsmet hanımdan iki kızı ile dört oğlu dünyaya gelmiştir.

    Mehmet Akif Ersoy’un Şiir Merakı

    Rüştiye yıllarında kendisinde, şiir merakı uyandı şiir kitapları okumaya başladı. İlk okuduğu manzum eserin Fuzuli´nin “Leyla ve Mecnun”u olduğunu kendisi söylemektedir. Ders arkadaşı İbnülemin Mahmut Kemal´le birlikte manzumeler yazmaya başlıyorlardı.

    1885 Yılında üç yıllık rüştiye mektebi bitince, babası  Akif´i meslek seçiminde serbest bıraktı. Bunun üzerine Mülkiye Mektebi’ni seçen Akif, bu mektebin hazırlık okulu olarak açılmış  bulunan “mülkiye idadisi”ne (sivil lise) girdi.

    1889 yılına kadar okudu. Zamanın en tanınmış edip ve şairlerinden Muallim Naci Bey (1850-1893), bu okulda, kendisinin edebiyat öğretmeni olarak derslerine, gelmiştir.

    Hoca Tahir Efendi’nin Mehmet Akif Ersoy’un Hayatına Etkisi

    Akif´in babası Hoca Tahir Efendi, 1304 Yılı Ramazan (24 Mayıs–22 Haziran 1887) ayında “huzur dersi”ne davet olundu ve “muhatap” olarak derslere katıldı. Huzur dersleri, Osmanlı devletinin kuruluş yıllarından itibaren her Ramazan, Sultanın huzurunda yapılmakta olan “tefsir”, dersleri idi.

    Hoca Tahir Efendi, tutulduğu gırtlak veremi hastalığından kurtulamayarak 1888 yılında vefat etti.

    Ailesi maddi sıkıntılar içinde bulunan Akif, bu durumu düşünerek, on gün kadar devam ettigi Mülkiye´yi bıraktı 1889 Yılı sonunda açılarak tedrisata başlamış olan Baytar

    Mektebi´ne geçti. ilk sivil veteriner yüksek okulu olan mektebin mezunlarına hemen iş verilecekti.

    Dört yıl olan Baytar Mektebi, Ahırkapı’daki sivil tıbbiye okulunda açıldı. Burada gündüzlü olarak iki Yıl oku: ilk baytarlık talebeleri, 1891 Yılında inşası tamamlanan Halkalıdaki okula geçtiler ve kalan iki yılı da yatılı olarak burada okudular. Mehmet Akif Baytarlık Mektebi´ndeki dört yıllık tahsili sırasında, çoğu doktor ve dindar kimseler olan hocalarından müsbet tesirler almıştır.

    Mehmet Akif, 22 Aralık 1893’te, o zaman “Halkalı Baytar ve Ziraat Mektebi” adını taşıyan “Veteriner Fakültesi”nden birincilikle mezun oldu.  Daha sonra “ Orman ve Ma’âdin ve Ziraat Nezareti” fen heyetinin baytarlık işlerine bakan beşinci şubesine “Baytar Müfettiş Muavini” olarak tayin edildi.

    28 Aralık 1893’te “Hazine-i Fünûn” mecmuasında bie gazeli yayınlandı Bu gazel, Akif’in hâlen bilinen ilk matbu eseridir. Hazine-i Fünun Mecmua’sının 18 Ekim 1894 tarihinde çıkan nüshasında bir gazeli daha yayınlanmıştır. Bu yıllarda çıkmış öteki dergilerde de hâlen bilinmeyen manzumelerinin bulunması kuvvetle muhtemeldir. 10 Şubat 1889 tarihli 61. sayısından sonra “Resmi Gazete”de şiirleri çıkmaya başladı. Burada, yirmi beş kadar manzumesinin çıktığı tesbit edilmiştir.  Servet-i Fünun Mecmua’sının Kasım-Aralık 1898 yılında çıkan “Bedayiu’l Acem “ genel başlığı altında üç yazısı yayınlandı.

    1 Eylül 1898’de yirmi beş yaşında evlendi. “Tophane-i Âmire” vezne darı Mehmet Emin Bey’in  kızı olan zevcesi İsmet Hanım o sıralarda yirmi yaşında idi.  Mehmet Âkif’in üçü kız olmak üzere altı çocuğu olmuş, dördüncüsü bir buçuk yaşında iken vefat etmiştir. Çocukları sırasıyla: Cemile, Feride, Suad, İbrahim, Naim, Emin, Tahir.

    Vatanın ve İslam ümmetinin büyük bir felakete uğradığı bir devirde gelen Âkif,  bütün bu ızdırabı derinden hissederek yaşamış ve üzerine düşen vazifeyi yapmak için her şeyini feda etmeyi göze almıştır. Bu sebeple ailesine fazla vakit ayıramamıştır. Hayatı boyunca çektiği madii sıkıntılar bu konuda aksi tesir yapmıştır. Ömrünün son on senesini vatandan uzak geçirmesi ise onun dünyevi her şeyden olduğu gibi aile saadetinden de mahrum bırakmıştır.  Gençliğinde ailesini vatanına tercih eden şair, yaşlılığında her ikisinden de mahrum kalmıştır.

    1935 yılında karaciğerinden hastalandı. Ve hava değişimi için aynı yıl Lübnan’a gitti. Yapılan muayenelerde dinlenmesi ve yüksek bir yer edilmesi üzere Lübnan’da, Âliye köyü civarındaki bir yerde birkaç ay kaldı. Daha sonra tekrar Mısır’a dönerek kışı orada geçirdi. 1936 yılı Haziran ayında yurda döndü. Nişantaşı Sağlık Yurdu’na yatırıldı.  27 Aralık 1936’da İstanbul’da öldü.  Edirne kapı mezarlığında, en iyi dostlarından Baban Zâde Ahmet Nâim’in yanına gömüldü.

    Mehmet Akif Ersoy’un Sosyal Kişiliği

    Mehmet Akif, 1873-1936 yılları arasında yaşadı. Onun hayatını, düşüncelerini ve eserlerini anlayabilmek için de bu dönemi, çeşitli yönleri ile incelemek gerekir.

    Mehmet Akif, İslam dünyasının son kalesi olan Osmanlı İmparatorluğu’nu savunurken, aslında mazlum ulusları da yüreklendirmektedir. Mehmet Akif sadece bir imparatorluğun değil , 1400 yıllık görkemli bir medeniyetin kendisini savunduğu, kanla, canla savunduğu bir dönemin insanıdır…

    Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar

    “Medeniyet!” dediğin tek dişi kalmış canavar?

    Derken Mehmet Akif, mazlum uluslara seslenmektedir. İnsan onurunu yücelten, insanı insan yapan değerlerin en öldürücü silahlar karşısında durabileceğini savunan bir yazardır.

    Mehmet Akif , bir medeniyetin diğer bir medeniyeti yok etmeye yönelik saldırısının, o zamanın avrupalısı tarafından “kültürün vazgeçilmez bir ürünü; medeni milletlerin gücünün ve canlılığının bir ifadesi” olarak algılandığının bilincindedir. “Medeniyet” kavramının bu yorumuna karşı çıkar. “Medeniyet”, onun şiirlerinde “Emperyalizm” in bir simgesidir. Sömürgeciliğin “keşif kolu” olarak bilinen psikolojik savaşı, tüm ayrıntıları ile izleyen, toplumunu uyaran ve tedbirler öneren bir düşünürdür Mehmet Akif.

    Mehmet Akif Ersoy aynı zamanda Türk tarihinin belki de en bunalımlı döneminde yaşadı. O’ nun yaşamı, Osmanlı İmparatorluğu’ nun çöküş ve Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuş devresine rastlar. Bu dönemde önce Bosna – hersek, sonra Bulgaristan, daha sonrada Sırbistan birer birer imparatorluktan koparlar. Akif henüz dört yaşındayken 93 harbi diye bilinene Osmanlı – Rus Harbinin’ nin dehşetini yaşar. Arkasından Kıbrıs’ın işgali gelir. Akif sekiz yaşındayken Fransızlar Cezayir’i İngilizler Mısır’ı işgal ederler. Osmanlılar’ ın Girit ve Yanya’ yı Yunanistan’a teslim ettikleri yılda Akif 24 yaşında bir delikanlıdır. Trablus ve balkan felaketlerinin ardından 1. Dünya Savaşı gelir…Düşman orduları artık Anayurt kapılarına dayanmışlardır

    Mehmet Akif önce milletçe gafletten kurtulmamız gerektiğine inanarak, der ki:

    Cihan alt- üst olurken seyre baktın öyle durdun da

    Bugün bir serserisin, derbedersin kendi yurdunda.

    Bu dizeler, Akif’te uyanan milli mücadele şuurunun ifadesidir aslında.

    Sonra Akif’in milletimizin başına gelen felaketlerin nedenlerini araştırdığını ve baş neden olarak da cehaleti gördüğüne şahit oluruz :

    Ey hasını hakiki, seni öldürmeli evvel

    Sensin bize düşmanları üstün çıkaran el.

    Mehmet Akif, aynı zamanda ciddi bir öz eleştiriden yanadır. İslam medeniyetinin nicedir tek bir bilim adamı yetiştirmediğinden yakınır :

    O buhara , o mübarek, o muazzam toprak,

    Zilletin koynuna girmiş ,uyuyor müstağrak

    İbn-i sina’ ları yüzlerce doğurmuş iklim

    Tek çocuk vermiyor aguşuna ilmin, ne akim

    Görüldüğü gibi Mehmet Akif çağının ilerisinde bir “aydın” dır. O, toplumuna tepeden bakmayan,toplumunu hor görmeyen, Batı’ yı kuru bir hayranlık yerine, kritik bir takdirle izleyen, kendi toplumuna yabancılaşmamış çağdaş Türk aydınının simgesidir.

    “Safahat”, memleket meselelerimiz üzerinde düşünenlerin asla ihmal edemiyeceği bir kaynaktır. Bugün bile çözülmesi için uğraşıp durduğumuz bütün milli meselelerimiz ,davalarımız bu yedi ciltlik kitapta,isabetli görüş ve düşüncelerle dile getirilmiştir. Yurt ve millet meselelerini,dertlerimizi bu kadar canlı, kuvvetli ve etraflı şekilde söyleyen ,anlatan; bunlar için çareler, tedbirler düşünen başka bir şair yoktur. Yalnız kendi devrinin değil, geleceğin meselelerine de tercüman olan “safahat”, önem ve değerini hiçbir zaman kaybetmeyecektir.

    Akif cemiyetçi bir şairdir. Konularını topluluktan almıştır. Sanatı sanat için değil, cemiyet için yurt ve millet için yapmıştır. Bununla beraber sanat hususunu da hiç ihmal etmemiştir. Konularını. Görüş ve düşüncelerini çok sanatkarane bir şekilde ve çok güzel bir Türkçe’yle ifade etmesini bilen, şair,sanat gayesinden de ayrılmamış demektir. Eserlerinin sanat bakımından da yüksek değer taşıması,, Akif’in görüş ve düşüncelerinin daha ilgiyle karşılanmasına, daha fazla tesir meydana getirmesine sebep olmuştur.

    Akif’ in milliyetçiliği ile bugünkü milliyetçi görüşümüz arasında fark olabilir. Fakat hangi şiirimiz bu vatan ve bu milletin mukadderatiyle onun kadar ilgilendi “ Safahat” ı baştan aşağı okuyun, onun şahsi dert ve duygularını anlatan kaç mısraa rastlarsınız? Akif, ağlamışsa veya sevinmişse, muhakkak milletin ızdırabı ve sevinciyle hareket etmiştir. “Safahat”, milletimizin 1908-1923 yılları arasındaki durumunu, sevinçli ve acıklı taraflarıyla bütün hadiseleri anlatır. Balkan harbi facialarına gözyaşı döken kimdir? Umumi harp felaketini o yazmadı mı? Kahraman Mehmetçik’ in Çanakkale harikasını destanlaştıran Akif değil midir? İstiklal savaşında, İstanbul’ dan Ankara’ ya giden yollarda iman aşılayıcı konuşmalar yapan ve Sevr paçavrasının parçalanacağını müjdeleyen ondan başkası mıdır? Bursa ‘nın işgali üzerine duyulan matemi “Bülbül” şiiriyle dile getiren o değil miydi? Doğacak hürriyet ve istiklali terennüm eden ölmez “istiklal Marşı” nı Akif yazmadı mı?

    Mehmet Akif, 1908′ den sonraki şiirimizin en önde gelen simalarındandır. Ahmet Haşim ve Yahya Kemal’ in yanında bir başka şiir anlayışının temsilcisi olarak Akif’e önemli bir yer vermek, edebiyat tarihçisinin ihmal edemeyeceği bir husustur.

    Akif’ i şair, fikir adamı , müstesna bir seciye ve ahlak sahibi ve bir idealist olarak ele almak gerekir. Şair Akif, aruzu çok iyi kullanan şekil ve kafiye yeniliklerinde usta bir nazım olarak karşımıza çıkar. Aruzla Türkçe’yi en iyi şekilde bağdaştırması yanında, sade yazısını, halk dilini bütün özellikleri ve tabiriyle şiire yerleştirmesini önemle belirtmeliyiz. Şiir dilimizin sadeleşmesi işinde, onun rolü azımsanmıyacak derecede büyüktür. Akif realist bir şairdir:

    “Hayır, hayal ile yoktur benim alış verişim.

    İnan ki, her ne demişsem görüp de söylemişim”

    Der. Akif gördüğünü iyi anlatan bir şairdir. Müşahedeki bu kuvveti ve teferruatı feda etmek istemeyişi şiirlerini zaman zaman lüzumsuz tafsilatla dolu olmaktan alıkoymakla beraber, anlatışındaki güzellik bu eksikliği daha doğrusu fazlalığı hoş göstermektedir.

    Akif’ in şiirleri konu itibariyle içtimai ve dinidir. O, Türk halkının ve İslam aleminin meselelerini ele alır. Milletimizin üzüntülerini, dertlerini uğradığı felaketleri dile getirirken, bir yandan da derhal uyanmak, çağdaş medeniyet seviyesine çıkmak gerektiğini belirtir. Gayesi, her türlü ilerilik ve yükseklikten mahrum olan halkımızın ve diğer ülkelerdeki Müslümanların yüzyıllar boyu süren gerilikten kurtulmaları, kalkınmalarıdır. Akif, çalışmayı, iyi ahlakı, üç asırlık ilim kaybının telafisini öğütler. Müslümanların hürriyete, istiklale kavuşmasını ister. Akif ‘in cemiyette gördüğü belli başlı kusurlar bilgisizlik, göreneklere körü körüne bağlılık, tembellik, ahlaksızlıktır. Doğunun “marifetten de faziletten de uzak” olduğunu söyler. “İlimler asrı” diye adlandırdığı 20. Asrın icaplarına uygun hale gelmemizi arzular. Akif, zamanının hatta bugüne göre çok ileri bir din anlayışına sahiptir. Hurafelere, batıl inanışlara, taassuba şiddetle çatan Akif, İslamiyet’in öz kaynağından uzaklaştığına inanmaktadır. “Beşer dini, hayat dini” olan İslamlığın beşeriyetle beraber yürümesi gereğini ileri süren şair, yedi yüz yıllık fıkıh eserleriyle bu dinin bugünkü ihtiyaçlarını karşılamanın imkansız olduğunu söyler. Akif’e göre yapılacak iş, ilhamı doğrudan doğruya kur’ an’ dan alıp çağımızın anlayışıyla birleştirmektedir.

    Akif, şair ve fikir adamı olmak dışında yüksek bir seciye ve ahlak sahibi olarak da büyük önem taşır. Doğruluk, şahsi menfaatlerden uzak oluş, vefakarlık, doğru bildiği yoldan asla inhiraf etmemek, prensipler hususunda hiçbir taviz ve fedakarlıkta bulunmamak, özü sözü tok ve uzak bulunmak, dalkavukluktan tiksinmek, mevki hırsından uzak bulunmak, engin vatanseverlik, memleket meselelerinde feragat ve fedakarlık Akif’ in seviyesinin ana çizgilerini teşkil eder. Onun gibi idealistlere cemiyetimiz bugün her zamankinden daha, muhtaçtır.

    Mehmet Akif Ersoy’un yazdığı İstiklâl Marşı’nın Hikayesi

    Kurtuluş Savaşı’nın başladığı yıllarda, cephedeki askerlerimizi coşturacak, onların morallerini yükseltip ulusal duygularını güçlendirecek bir ulusal marşın hazırlanması düşüncesi, Genelkurmay Başkanı Albay İsmet (İnönü) Bey tarafından ortaya atıldı. Bunun üzerine Millî Eğitim Bakanlığı ödüllü bir yarışma açtı ve durumu tüm yurda duyurdu. Yarışmaya 724 şiir katıldı. Değerlendirme komisyonu şiirlerin tamamını inceledikten sonra altı tane şiir, ulusal marş olmaya uygun görülüp ayrıldı, ötekiler elendi. Ancak yapılan değerlendirmede bu altı şiirin de ulusal marş olma niteliği taşımadığı sonucuna varıldı.

    Zamanın Millî Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver, ulusal marşı Mehmet Akif Ersoy’un yazmasını istiyordu. Oysa Mehmet Akif, uçunda para ödülü olduğu için yarışmaya katılmamıştı. Ulusal marş niteliği taşıyan bir şiirin bulunamaması üzerine dostları devreye sokularak Mehmet Akif ikna edilmeye çalışıldı. Sonunda para ödülünün kaldırıldığı konusunda güvence verilince Mehmet Akif, marşı yazmayı kabul etti.Daha önce ayrılan altı şiirle Mehmet Akif’in yazdığı şiir arasında yapılan değerlendirmede Akif’in şiiri birinci oldu.1 Mart 1921 günü Meclis’in yaptığı oturumda Hamdullah Suphi Tanrıöver, kürsüde şiiri okudu. Seçim için son sözün Meclis’e ait olduğunu belirtti.Nihayet 12 Mart 1921 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi yeniden toplandı.

    Türk bayrağı, ulusumuzu temsil eden kutsal bir semboldür. Gururumuz, onurumuz, varlığımız, birlik ve bütünlüğümüz, her şeyimizdir, canımızdır. Bayrağımızla övünürüz, kıvanç duyarız. O dalgalanırken bağımsızlığımızı görürüz. Cennet yurdumuzun tüm güzelliklerini, şehitlerimizi, kahraman atalarımızı, geleceğimizi görürüz şanlı bayrağımızda… İstiklal Marşı da ulusal birliğimizin ve özgürlüğümüzün bir sembolüdür. İstiklal Marşı, çağlar boyunca bağımsız yaşamış ulusumuzun bağımsızlık aşkını, ulusal ve kutsal değerlere olan bağlılığını, kahramanlığını yansıtır.Bayrağımıza ve İstiklal Marşı’mıza saygı gösterir onları canımız gibi severiz.

    Çoğu zaman bayrağımızı öperiz, gördüğümüzde heyecanlanırız. Ulus olarak zor günlerimizde İstiklal Marşı’mızı kah içimizden, kah tüm dünyaya haykırarak söyleriz.Bayrağımızı temiz bir yerde özenle saklarız. Ulusal bayramlarda, yerel kurtuluş günlerinde, bayrağımızı evimizin en güzel yerine asmaktan onur ve gurur duyarız.İstiklal Marşı eşliğinde bayrağımız göndere çekilirken hepimiz büyük bir coşku ve gurur duyarız. Saygımızı ise duruşumuzla, davranışımızla, ağırbaşlılığımızla belli ederiz. İstiklal Marşı söylenirken konuşulmayacağını, yürünmeyeceğini dalgınlıkla da olsa hareket edilmeyeceğini hepimiz bilir ve bu kurallara uyarız. Uymayanları zamanı gelince uyarırız.Ulusal bayramlarda, okulumuzun açılış ve tatile giriş günlerinde, resmî toplantılarda, 10 Kasımlarda İstiklal Marşı’nın söylenmesi artık bir gelenek haline gelmiştir.

  • Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ’ın Kadınlar Günü Mesajı

    Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ’ın Kadınlar Günü Mesajı
    Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ, 8 Mart Dünya Kadın Günü dolayısıyla bir mesaj yayımladı.

    YILDIZ, mesajında şu ifadelere yer verdi: “8 Mart Dünya Kadınlar Günü, dünyada Birleşmiş Milletler tarafından 1977 yılında ilan edilmiş olup, tüm dünyada kadınların haklarının savunulduğu, kalkınma ve daha huzurlu yaşam özlemlerinin dile getirildiği, birlik ve beraberlik günü olarak kutlanmaktadır.

    Türkiye’de de modernleşme hamleleriyle başlayan kadın hareketleri Cumhuriyet ile önemli bir ivme kazanmış, Medeni Kanun’un kabulü ve 1934 yılında seçme seçilme hakkının dünyadaki birçok ülkeden önce tanınmasıyla kadınlar eşit statüye kavuşmuştur.

    gurselyildiz4
    Kadınlar, toplumsal ve ekonomik yaşamın ayrılmaz parçası, toplumun en küçük birimini oluşturan ailenin temel unsurudur. Aile ortamında fertlerin refahı için yorulmadan çalışan kadın, İstiklal Savaşımızda da cephe gerisinin kahramanı olmuştur. Hayatın tüm alanlarında her türlü fedakarlığı gösteren kadınlarımız, bu vatan ve millet için canını feda etmeye hazır nesilleri de yetiştirmiştir. Yeni nesillerin yetişmesinde kadınlarımızın annelik vasfı ile üstlendikleri sorumluluk, geleceğimizin inşasında onların ne kadar hayati öneme sahip olduklarını göstermektedir.

    Ülkemizde, her alanda başarılı çalışmalar yapan kadınların sayısının artması övünç kaynağımızdır. Yaşamı boyunca birçok güçlüğe katlanan ve büyük sorumluluklar üstlenen kadınların toplumsal yaşama etkin biçimde katılmaları, Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük hedefleri arasındadır.
    Sevginin, şefkatin ve özverinin simgesi olan ve bunları hiçbir karşılık beklemeden veren kadınlarımızın bu anlamlı gününü kutluyorum.”

  • Hak ve Huzur Partisi 1’inci Olağan Kurultayı yapıldı

    Hak ve Huzur  Partisi  1’inci Olağan Kurultayı yapıldı

    Hak ve Huzur  Partisi  1’inci Olağan Kurultayı bugün yapıldı.

    Kurultayda parti genel başkanlığı için tek aday olan ve halen bu görevi sürdüren Gürsel Yıldız  yeniden Parti Başkanı oldu.

    Hak ve Huzur  Partisi  1’inci Olağan Kurultayı “Daha fazla Özgürlük, daha fazla Eşitlik, daha fazla Demokrasi, daha fazla Adalet, daha fazla İnsan Hakları” sloganıyla yapıldı.

    Hak ve Huzur  Partisi Genel Merkezi Salonu’nda yapılan kurultayda parti genel başkanlığı için tek aday olan ve halen bu görevi sürdüren Gürsel YILDIZ yeniden Parti Başkanı oldu.

    Kurultay  Divan Başkanlığını   Hüsamettin ÇİÇEK. Başkan Yardımcısı Gamze DEMİRTAŞ  ,Başkan Yardımcısı Şerif KAPLAN, Yazman   Necla BAKAN  ‘dan oluştu.

    Saygı duruşunda bulunulup İstiklal Marşı okunmasıyla devam edilen Kurultay’  gündemindeki  maddelerin  görüşülmesine  geçildi.

    Kurultayın açılışında konuşan parti genel  Başkan Yardımcısı Hüsamettin ÇİÇEK , kurultayda bir ve beraber olduklarını davalarına bağlı olduklarını duyurmak için toplandıklarını kaydetti.

    Konuşmasında partililere ve delegelere teşekkür eden Hüsamettin ÇİÇEK, Hak ve Huzur Partisi  İnsan ve onun ayrılmaz bir parçası olan insan onurunun korunması, yüzyıllardır sahip olduğumuz köklü kültürümüzün bize yüklediği önemli bir sorumluluktur. İnsan hakları, hukukun üstünlüğü, demokrasi, laiklik, sosyal devlet gibi çağdaş kavram ve kurumlar, birlikte mutlu ve yüksek bir yaşam düzeyine ulaşmayı amaçlamaktadır.

    Türkiye ve bölgemiz başta olmak üzere, günümüz dünyasında çok ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Ülkemizin uzun yıllardan beri yaşadığı sorunlar, köklü çözümler üretilmediği için, günümüze kadar birikerek ve büyüyerek gelmiş ve mevcut sistemin çözüm üretme yeteneğini kaybettiği anlaşılmıştır. İnsanı önemsemeyen, insana hak ettiği değer ve önemi vermeyen yaklaşımlar ve çözüm önerilerinin var olan sorunların çözümüne katkı sağlayamayacağı açıktır. Mevcut kurumsal yapının bir bütünlük içinde, insanımızın layık olduğu refah ve mutluluğa ulaşmasına katkı sağlamak üzere yeniden gözden geçirilerek bir değişimin sağlanması zorunluluk olarak gözükmektedir.”

    Kurultay  Divan Başkanlığını   Hüsamettin ÇİÇEK. Başkan Yardımcısı Gamze DEMİRTAŞ  ,Başkan Yardımcısı Şerif KAPLAN, Yazman   Necla BAKAN   dan oluştu

    Saygı duruşunda bulunulup İstiklal Marşı okunmasıyla devam edilen Kurultay’da tüzük değişikliği teklifinin görüşülmesine geçildi.

    SİYASETTE VE YÖNETİMDE TEMİZ  TOPLUM YARATMA

    Kurultay’da konuşan  Genel Başkan Gürsel YILDIZ” Hak ve Huzur  Partisi  15 Temmuz 2014 Günü Kurulmuştur.Her türlü ayrımcılığı reddedip insana öncelik veren, daha demokratik ve katılımcı bir toplum yapısına kavuşmuş, temel insan hak ve özgürlüklerinde en ileri ülkeler düzeyine erişmiş, her türlü eşitsizliği gidererek ulusal dayanışma duygularını güçlendirmiş, sosyal adalete dayalı bir toplum yapısı oluşturmuş siyasette ve yönetimde temiz  toplum yaratma amacına ulaşmış, ülkede vatandaşlık, kardeşlik,  dayanışma ve birlik bağlarını güçlendirmiş, ekonomide fırsat eşitliğine dayanan, sürdürülebilir, bireyler ve bölgeler arasında dengeli bir kalkınma sürecine girmiş, tam istihdamı hedefleyen, bilgi ekonomisine dayanan ve uluslar arası alanda rekabet gücü yüksek, yurtta ve dünyada barışı ülkemizin ve vatandaşlarımızın güvenliğini ve çıkarlarını koruyan, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmış, bir Türkiye Yaratmaktır. İnsanca ve hakça gelişmeyi dirlik düzen içinde hızlandırarak, Türkiye’yi  çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne eriştirmeyi; demokrasiye her alanda geçerlilik kazandırmayı, insan haklarını ve özgürlükleri sağlam güvencelere dayandırarak genişletmeyi halk katılımının her alanda sürekli ve etkili olmasını sağlayarak ulusal egemenliği pekiştirmeyi amaçlayan, hukukun ve emeğin üstünlüğünü, toplumda ve uluslararasında eşitliği, adeleti ve dayanışmayı; ulusala bağımsızlığ ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ulusu ve ülkesiyle bölünmez bütünlüğünü gözeten, yurtta ve dünyada barış için çalışan, insanlar arasında din, dil, ırk, mezhep,  cinsiyet engelli engelsiz ayrımları yapmayan ve gücünü haktan alan bir siyasal kuruluştur. Hak ve Huzur Partisi, halkın siyasette ve yönetime sürekli ve etkili katılımını öncelikle kendi yapısında ve işleyişinde gerçekleştirir.”Partimiz kurulduğu günden bu yana kurumsal kimliğini tamamlamak adına her türlü çalışmayı yapmıştır. Bu kurultay sonrası partimiz tüm ülkede teşkilatlanarak istediğimiz duruma geleceğine inanıyorum . Kurultayın hayırlara vesile olmasını dilerim . Kurultayda seçilecek tüm arkadaşlarıma başarılar dilerim . El ele vererek yüz akıyla TÜRK SİYASET HAYATINDA Tabela partisi olmadığımızı göstermek üzere yola çıktık ve yolumuza devam ediyoruz hepinize saygılar sunuyorum.

    Yapılan Seçimlerde  Parti  Meclisine  Necla BAKAN,Şerif Kaplan,Gamze DEMİRTAŞ,Mehmet Horoz,Mediha YURTSEVER, Hüsamettin Çiçek,Sinan SÖYLEMEZ, A.Kadir Yıldırım  ,Murat YILDIZ,Hilmi YOLCU,Hüseyin Şenses,Abdullah Karakeçi,Cihan Öz,Abdullah AYKUT,Erol BEKMEZCİ, ,Nayif Çelebi,Mehmet ŞİMŞEK,Mehmet TAŞAN,Mehmet ÖCEL,İsmail ARSLAN,Kadri ÖREN,Remzi SAVAŞ,Osman Kuzuoğlu,Süheyla Tanrıverdi, Ahmet Uçar, Rahim Balçık,Mustafa Cura,Ramazan Şengül,Selma Narin,Yaşar Narin,Zülfikar Serdar Alban,Ömer Taçyıldız, Birnur Cindaruk ,Aygün Özçelik,Metin Erkuş,Celal Narin,Gökhan Narin, Salih Narin,Fethi  Rağbetli, Remzi Yıldız ,Ercan Yıldız, Aygün Özçelik  ,Hasan  Demirtaş,Serap Canan Yayla,Abdurrezak Narin, Nurettin Tuncer,Burhan Tuncer,Sadettin Toprak,Hadi Tuncer,Ahmet Yalçınkaya, İbrahim Demirubuz,Cahit İncik  seçildiler

    Yüksek Disiplin Kurulu Asil   Üyeler

    Ali Yurtsever, Ömer Cerit,Umut Çözmez,Cumali  Toprak, Fatih Binmez, Hayrettin  Dağdelen,Sami Arslantaş, Kadir Uzun, Murat Uzun, Murat Karataş, Leyla Derin, Bozan Aslan, Remzi Savaş, Nurettin Erdoğan, Mustafa Kılınç, Dilek                Kökten, Murat Tamar, Osman Yeşilçayır, Uğur Kaya, Süleyman Demir, Fatma Doğan, Adalet Basmacı, Keziban Derin seçildiler.

      

  • Hak ve Huzur Partisi Kurultay öncesi Çalışmaları Devam ediyor

    Hak ve Huzur Partisi Kurultay öncesi Çalışmaları Devam ediyor

    Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ Hak ve Huzur Partisinin 1. Olağan Kurultay 26 /2/2017 tarihinde Saat 13.oo ’de Çankaya Korkutreis Mah. Strazburg Cad. No:49/8 ‘de gerçekleştireceğiz. Kurultay Öncesi Partililerde istişaralere devam ediyoruz.Bu günde Başarılı İş Kadını Necla Bakan’la durum değerlendirmesi yaptık.”

    necla8

    necla11

    necla11necla13

    necla1

     

    necla2

    necla12necla3

    necla4

    necla5

     

    necla6

    necla7

  • Gürsel YILDIZ Sakarya’lı Doğa Savaşçılarını ziyaret etti

    Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ Sakarya Kültürel ve Doğal Kaynakları Koruma Derneğini ziyaret etti.

    Sakarya Kültürel ve Doğal Kaynakları Koruma Derneğin çalışmaları hakkında bilgi alan Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ “Güzel çalışmaların ortaya konduğu gönüllü bir ordunun neler yapabileceğini en iyi gösteren bir dernek oluşunuzu gördüm.3o yıldan bu yana çok faydalı projeleri devreye girmesi bunu gösteriyor.Sizlerin son çalışmanız olan Organik Tarımın Yaygınlaştırılması Projenizide önemli buluyorum.”dedi.

    zor3zor5zor8zor4zor8zor9zor6zor10zor11zor1

    Sakarya Kültürel ve Doğal Kaynakları Koruma Derneği Başkanı Osman ZOR “Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanının 2.kez Derneğimizi ziyaret etmesini önemsiyor.Bizlerin gönüllü çalışmalarına moral verdiklerinden dolayı teşekkür ederim “dedi.

  • Gürsel YILDIZ Sakarya’lılara TREN için destek verdi

    Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ ADA TRENİ GARDAN KALKSIN KANPANYASINA İMZA ATTI.

    Bir grup Adapazarlı ile görüşen Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ’a öncelikli sıkıntılarını bir bir sıraladılar.

    BİR GRUP

    SAKARYA TARIM TOPRAKLARINA GÖZ DİKENLER VAR Bu duruma dur demek gerek.Ancak Tarım Topraklarını Koruması gerekenlerde üzerlerine düşeni yapmıyorlar Ve Yanlış yapanlarla birlikte adım atıyorlar

    adatreni1 adatreni2 adatreni3 adatreni4 adatreni5 adatreni6 adatreni7 adatreni8 adatreni9 adatreni10 adatreni12 adatreni13 adatreni14 adatreni15

    BİR GRUP
    Sakarya ilinde Bir Trafik Keşmekeşiliği var.Bunun ortadan kalkması içinde Pansuman tedbirlerle vatandaş oyalanmaktadır.Hızlı Tren Hattı yapılacak denilerek Adapazarı Haydarpaşa Tren seferleri durduruldu.Sonra Yollar tamamlandı Seferler başlanmadı.40 bin İmza toplandı.Şimdi de Hiç vatandaşa fayda vermeyecek olan Mithatpaşadan başlayalım diyorlar.Vatandaşın cebinden para almak için bir düzen bu

    dediler.

    Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ Bu sorunların çözümü zor değil Yerel Yöneticiler Vatandaşın menfeatine olacak adımı mutlaka atacaklarına inanıyorum.Bir başka gelişimde Trenle gelecem ve Garda sizlerle bir araya gelecem. Bu işin sonuçlanması için bende İmza atıyorum.”İnşallah hayırlı sonuca birlikte ulaşırız”

Toplam 6 bulundu. Şu anda 2. sayfadasınız12345Sonraki...Son sayfa »