• Nusret UYGUN’Bölgedeki elektrik sorunu araştırılsın’

    ‘Bölgedeki elektrik sorunu araştırılsın’

    Hak ve Huzur  Partisi Mardin İl Başkanı Nusret UYGUN, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde elektrik kesintilerinin  önlenmesi için  Elektrik  Şirketinin  Altyapı  Çalışmalarını arttırmasını istedi.

    Hak ve Huzur  Partisi Mardin İl Başkanı Nusret UYGUN ,Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde elektrik kesintileri, alt yapı sorunları   için  Toplantılar yapılıyor  ancak   sorun  çözülemiyor.

    NUSRET2

    Hak ve Huzur  Partisi Mardin İl Başkanı Nusret UYGUN  Doğu ve Güneydoğu Bölgesinin elektrik altyapısına yeterince önem verilmediğini belirtti. “Uygulanan yanlış enerji politikaları sebebiyle bölge halkı her geçen gün artan bir şekilde, sağlıklı enerjiye ulaşım problemi yaşamaktadır” dedi.

    Hak ve Huzur  Partisi Mardin İl Başkanı Nusret UYGUN “ Elektrik kesintileri  kaçak elektrik kullanıma bağlayarak sorumluluğu üzerinden atmaya çalışmaktadır. Doğu ve Güneydoğu bölgesinde sık sık tekrarlanan elektrik kesintilerini kaçak elektrik kullanım oranlarına bağlayarak açıklama  yapılması  sorunu  çözmüyor. Bölge insanının kaçak elektrik kullanımı bahane edilerek töhmet altında bırakılması, doğru değildir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde elektrik kesintileri, kayıp-kaçak tüketimlerin, alt yapı sorunlarının, çiftçilerin elektrik girdi maliyet sorunlarının nedenlerinin, çözüm önerilerinin ve alınması gereken tedbirlerin alınmasını istiyoruz.”

    NUSRET4 NUSRET45

  • Gürsel YILDIZ” Anayasa değişikliğine kesinlikle kendim ve partim adına –HAYIR”

    Gürsel YILDIZ” Anayasa değişikliğine kesinlikle kendim ve partim adına –HAYIR”

    Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ”Anayasamızda  değiştirilmesi  gereken  bölümler  değiştirilmeli.Ancak   Bu  değişiklik  nasıl olsa  oluyor.Sistemide  değiştirmeyi  yanlış  buluyorum.Yetkiler  tek kişinin  elinde  olmamalıdır.Bu ülke  Tek  Kişi   Yönetimi ile  Yönetilmez”

    Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ” Başkanlık sistemine ve Anayasa değişikliğine kesinlikle kendim ve partim adına –HAYIR”dedi.

    Siyasi Gündem

    Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ “Başkanlık sistemine ve Anayasa değişikliğine kesinlikle kendim ve partim adına –HAYIR

    gurselyildiz4

    Güvenlik Zafiyeti

    Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ “Bir çok olayda güvenlik zafiyeti olduğu ortaya  çıktı.

    Özellikle Kayseri’deki 14 askerimizin şehit olduğu olayda .Biz  bunları belgeleriyle kanıtlarız.İstihbarat önceden bir çok olayın olacağını biliyor. Veya  sezinliyor.İstanbul’daki Yılbaşı gecesi yaşanan olay kaç gün önceden biliniyormuş güya tedbir alınmış.Sonuç

    Terör Olayları

    Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ “Türkiyenin başına  musallat olmuş FETÖ,PKK,PYD,IŞID gibi  bölücü değil artık öldürücü terör  örgütleri gibi uğraşılması gereken çok önemli bir  konusu  varken  Anayasa değişikliği ,Başkanlık sistemi  gibi  sonradan düşünülmesi gereken konularla gündem dolu.Türkiye  kan gölüne döndü .Hergün Polis,Asker  sivil Halk ölüyor.İktidar kendi derdine  düşmüş vekil arkadaşlar birbirlerini yumrukluyor  bu arkadaşlar  milletin seçtiği bizi temsil etmesi gereken milletvekilleri.”

    EKONOMİ

    Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ “Benim Partimin düşüncesi terör olayları bitirildikten sonra  zaten  ekonomi eskisi  gibi olacaktır.Özellikle Doğu illerimizde  yatırımlar  yatırımcılar ve  iki yıldır  zor günler geçiren Turizm,Turizm yatırımcıları  Turistler  güzel Türkiyemize gelecektir.Tarım,ziraat,besicilik yine  haraketlenecektir.”

  • Gürsel YILDIZ’ın Kayınpederi Mahmut YILDIZ vefat etti

    Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı  Gürsel YILDIZ’ın   Kayınpederi Mahmut YILDIZ(94) vefat  etti.

    Kayseri Kocasinan Şekertepe Evleri Mahalle Papatya Apartmanı No 2 den alınıp 14 Ocak  2017    Cami Kebir’de  Öğle namazına müteakiben kılınacak cenaze namazının ardından  defnedilecek.

    Hak ve Huzur Partisi  ailesi adına merhuma  yüce Allah’tan rahmet, geride kalan akraba, dost ve yakınlarına baş sağlığı dileriz.

  • Rauf Denktaş’ı vefatının 5. yılında rahmet, minnet ve dua ile anıyoruz…

    Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ KKTC’nin kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın vefatının 5. yıl dönümünde mesaj yayımladı.

    Mesajda, hayatını Kıbrıs Türkünün varoluş mücadelesine adayan Denktaş’ın, Kıbrıs Türk halkının hak, eşitlik ve özgürlük davasını, ana vatan Türkiye ile fikir ve gönül birliği içinde, büyük bir özveriyle savunduğu kaydedildi.

    Açıklamada, her türlü zorluğun aşılmasında üstün liderlik gösteren Denktaş’ın, tüm dünyada takdir edilen devlet adamlığı niteliğiyle tarihteki müstesna yerini daima koruyacağı belirtildi.

    gurselyildiz4

    Gürsel YILDIZ, “Kıbrıs Türk halkının, Rauf Denktaş’ın gösterdiği yolda yıllardır sürdürdüğü haklı davanın, adada adil, kalıcı ve kapsamlı bir çözüme ulaşılmasına ve Kıbrıs Adası’nın bölgede bir barış, istikrar ve refah alanı haline gelmesine vesile olacağı inancıyla, merhum Denktaş’ı bir kez daha saygıyla anıyoruz.”

    denktas

    Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ” KKTC kurucu Cumhurbaşkanı yiğit adam ‘ı vefatının 5. yılında rahmet, minnet ve dua ile anıyoruz… Ruhu şad olsun…

  • 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü Kutlu Olsun

    Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ’ın 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü Mesajı

    Basın Mesleğinde çalışanlarla, çalıştıranlar arasındaki ilişkiyi düzenleyen ve Basınımızın kıymetli mensuplarına ekonomik ve sosyal haklar sağlayan 212 Sayılı Yasa’nın kabul edilmesinin ve bugünün “Çalışan Gazeteciler Günü “ olarak kutlanmaya başlamasının 56. Yıldönümünü coşkuyla kutluyoruz.

    Bir ülkede demokrasileri güçlendiren ve geliştiren en etkin unsurlardan biri, meslek ahlakına ve tarafsızlık ilkesine riayet eden bir basının varlığıdır. Unutulmamalıdır ki, basının başta Milli konular olmak üzere her meseleye yapıcı ve sağduyulu bir tavırla yaklaşması, Millet Şuurumuzun sağlamlığı ve demokrasimizin güçlenmesi açısından oldukça önem arz etmektedir. Medya çalışanlarımızın kamuoyunu doğru ve eksiksiz bilgilendirme konusundaki yükümlülüklerini en iyi biçimde yerine getirmek için gösterdikleri çabalar hiç kuşkusuz takdire şayandır.

    Unutulmamalıdır ki; güçlü basın kuruluşları güçlü demokrasinin tesisini sağlama noktasında önemli bir yere sahiptir. Toplumun gelişimi, kalkınma süreci, birlik ve beraberliği, basın çalışanlarının desteği ile daha da pekişecektir.

    Bazı Basın mensupları tarafından seyrek de olsa yanlış ve yanlı haber istihsaline tevessül edildiği, bunun sonucunda basının ve basın mensuplarının güvenilirliği ve saygınlığının zarar gördüğü üzüntüyle müşahede edilmektedir. Basın ahlak ve meslek ilkelerine titizlikle riayet edilmesi halinde bu sakıncaların da ortadan kalkacağı muhakkaktır.

    genelbaskan

    Gazetecilik, iletişim ve buna bağlı olarak etkileşim sürecinin belirleyici olduğu günümüzde kamuoyuna haber ve bilgi akışı sağlama yönüyle çok önemli bir misyona sahiptir. Bu önemli misyonu yerine getirmek için gece gündüz demeden gerekirse hayatlarını tehlikeye atarak büyük çaba sarf eden, her şartta sorumluluk bilinciyle çalışarak bu zor ve meşakkatli görevi ifa eden; genel yayın müdüründen muhabirine, mizanpajcısından fotoğrafçısına, haberin oluşturulup iletilmesi aşamasındaki her bir çalışanın şüphesiz yararlı katkıları ve büyük bir emeği vardır.

    Bu duygu ve düşüncelerle; Basın meslek ilkeleri doğrultusunda görev yapan tüm basın-yayın çalışanlarına sağlık, mutluluk ve başarı dolu uzun bir meslek yaşamı diliyor, iyiye, doğruya, güzele, barışa ulaşmak için, insanlığa hizmet etmek için çalışıp normal yaşam ve görevi başında ebediyete intikal eden kıymetli basın çalışanlarımızı da şükranla ve rahmetle anıyor, “Çalışan Gazeteciler Günü’nü” kutluyorum.

  • Halide Edip Adıvar’ı vefatının 53. yılında saygıyla anıyoruz.

    Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ” Kurtuluş Savaşı kahramanı, Türk yazar, siyasetçi, akademisyen ve öğretmen Halide Edip Adıvar’ı vefatının 53. yılında saygıyla anıyoruz.”

    halide

    24kasim

    Halide Edip Adıvar kimdir? En meşhur Halide Edip Adıvar kitapları ve tiyatro oyunları hangileri?

    Halide Edip Adıvar 1884 yılında Beşiktaş, İstanbul’da doğdu. Babası, II. Abdülhamit devrinde Ceyb-i Hümayun (Padişah Hazinesi) kâtipliği, Yanya ve Bursa Reji Müdürlüğü yapan Mehmet Edip Bey, annesi Fatma Berifem Hanım’dır.

    Annesini küçük yaşta veremden kaybetti. Evde özel dersler alarak ilköğrenimini tamamladı. Yedi yaşında iken yaşını büyüterek girdiği Robert Kolej’den kısa bir süre sonra padişahın “Hristiyan okullarında Müslüman öğrencilerin okuyamayacağı” emri ile alınmış ve evde özel ders görmeye başlamıştı. İngilizce öğrenirken çevirdiği  kitap 1897’de basıldı. Bu, Amerikalı çocuk kitapları yazarı Jacob Abbott’un “Ana” adlı eseri idi.

    1899 yılında bu çeviri nedeniyle II. Abdülhamit tarafından Şefkat Nişanı ile ödüllendirildi. Daha sonra koleje geri dönerek İngilizce ve Fransızca öğrenmeye başlayan Halide Edip, Robert Kolej’den diploma alan ilk Müslüman kadın olmuştur.

    İlk evliliği ve çocukları
    Halide Edip, kolejin son sınıfında iken matematik öğretmeni olan Salih Zeki Bey ile okuldan mezun olduğu yıl evlendi. Eşi rasathane müdürü olduğu için evleri hep rasathane içinde oldu ve bu yaşam ona sıkıcı geldi. Evliliğinin ilk yıllarında eşine Kamus-u Riyaziyat adlı eserini yazmada yardımcı oldu, ünlü İngiliz matematikçilerin yaşam öykülerini Türkçe’ye çevirdi. Birkaç Sherlock Holmes hikayesinin de çevirisini yaptı. Fransız yazar Emile Zola’nın yapıtlarına büyük ilgi duymaya başladı. Daha sonra ilgisi Shakespeare’e yöneldi ve Hamlet adlı yapıtının çevirisini yaptı.

    1903 yılında ilk oğlu Ayetullah, bundan on altı ay sonra da ikinci oğlu Hasan Hikmetullah Togo dünyaya geldi. 1905 yılında gerçekleşen Japon-Rus savaşında batı uygarlığının bir parçası sayılan Rusya’yı Japonların yenmesinin verdiği sevinçle oğluna Japon Deniz Kuvvetleri Komutanı Amiral Togo Heihachiro’nun ismini vermişti.

    hlide11

    Yazım alanına girişi

    Meşrutiyetin ikinci kez ilan edildiği 1908 yılı Halide Edip’in hayatında bir dönüm noktası oldu.

    1908’de gazetelerde kadın haklarıyla ilgili yazılar yazmaya başladı. İlk yazısı Tevfik Fikret’in çıkardığı Tanin’de yayımlandı.

    Başlangıçta, -eşinin isminden ötürü- yazılarında Halide Salih imzasını kullandı. Yazıları, Osmanlı içerisindeki muhafazakâr çevrelerin tepkisini çekti. 31 Mart Ayaklanması sırasında öldürülme endişesiyle kısa süre için iki oğluyla Mısır’a gitti. Oradan İngiltere’ye giderek kadın hakları konusundaki yazıları nedeniyle kendisini tanıyan İngiliz gazeteci Isabelle Fry’ın evinde konuk oldu. İngiltere’ye gidişi o dönemde kadın-erkek eşitliği konusunda sürüp giden tartışmalara tanık olmasına, Bertrand Russell gibi fikir adamlarıyla tanışmasına vesile oldu.

    1909’da İstanbul’a geri döndü; siyasi içerikli yazıların yanı sıra edebi yazılar da yayımlamaya başladı. Heyyula ve Raik’in Annesi adlı romanları basıldı. Bu arada Kız Öğretmen okullarında öğretmenlik ile vakıf okullarında müfettişlik görevlerinde bulundu. İleride yazacağı Sinekli Bakkal adlı ünlü romanı, bu görevler gereği İstanbul’un eski ve arka mahallelerini tanıması sayesinde ortaya çıkmıştı.

    Eşi Salih Zeki Bey’in ikinci bir kadınla evlenmek istemesi üzerine ondan 1910 yılında boşandı ve artık yazılarında Halide Salih yerine Halide Edip adını kullanmaya başladı. Aynı yıl Seviyye Talip romanını yayımladı. Bu roman, bir kadının kocasını terk ederek sevdiği erkekle yaşayışını anlatır ve feminist bir eser olarak değerlendirilir. Basıldığı dönemde birçok eleştiriye maruz kalmıştır. Halide Edip, 1911 yılında ikinci kez İngiltere’ye gitti, kısa bir süre kaldı. Yurda döndüğünde Balkan Savaşı başlamıştı.

    Balkan Savaşı yılları
    Balkan Savaşı yıllarında kadınlar toplum yaşamında daha aktif rol almaya başlamışlardı. Halide Edip de bu yıllarda Teali-i Nisvan Cemiyeti’nin (Kadınları Yükseltme Derneği) kurucuları arasında yer aldı ve yardım işlerinde çalıştı. Öğretmenlik mesleğinin içinde olduğundan eğitim ile ilgili bir kitap yazmaya yöneldi ve Amerikalı düşünür ve eğitimci Herman Harrell Horne’un The Psychological Principle of Education (Eğitimin Psikolojik Temeli) adlı eserinden yararlanarak Talim ve Edebiyat adlı kitabı yazdı. Aynı dönemde Türk Ocağı içinde Ziya Gökalp, Yusuf Akçura, Ahmet Ağaoğlu, Hamdullah Suphi gibi yazarlarla tanıştı. Bu kişilerle dostluğu sonucu Turancılık fikrini benimseyen Halide Edip, bu düşüncenin etkisiyle Yeni Turan adlı eserini yazdı. 1911’de Harap Mabetler ve Handan isimli romanları yayımlandı.

    I. Dünya  Savaşı yılları
    Balkan Savaşları 1913’te sona ermişti. Öğretmenlikten istifa eden Halide Edip, Kız Mektepleri Umumi Müfettişliği görevine getirildi. I. Dünya Savaşı başladığında bu görevdeydi. 1916’da Cemal Paşa’nın daveti üzerine okul açmak üzere Lübnan ve Suriye’ye gitti. Aynı yıl bir aşk romanı olan Son Eseri adlı kitabı basıldı. Arap eyaletlerinde iki kız okulu ve bir yetimhane açtı. Orada bulunduğu sırada babasına verdiği vekalet ile Bursa’da, aile doktorları Adnan Adıvar ile nikahları kıyıldı. Lübnan’da iken Kenan Çobanları adlı 3 perdelik operanın librettosunu yayımladı, eseri Vedi Sebra besteledi.

    Yusuf Peygamber ve kardeşlerini konu alan bu eser, o yıllarda savaş koşullarına rağmen yetimhane öğrencileri tarafından 13 defa sahneye kondu. Türk ordularının Lübnan ve Suriye’yi boşaltması üzerine 4 Mart 1918’de İstanbul’a döndü. Yazar, hayatının buraya kadar olan bölümünü Mor Salkımlı Ev adlı kitabında anlatmıştır.

    Milli Mücadele yılları ve ABD mandası tezi
    Halide Edip, İstanbul’a döndükten sonra Darülfünun’da Batı edebiyatı okutmaya başladı. Türk Ocakları’nda çalıştı. Rusya’daki Narodnikler (Halka Doğru) hareketinden esinlendi ve Türk Ocakları içindeki küçük bir grubun Anadolu’ya uygarlık götürmek amacıyla kurduğu Köycüler Cemiyeti’nin reisi oldu. İzmir’in işgalinden sonra “milli mücadele” en önemli işi haline geldi. Karakol adlı gizli örgüte girerek Anadolu’ya silah kaçırma işinde rol aldı. Vakit Gazetesi’nin sürekli yazarı, M. Zekeriya ve eşi Sabiha Hanım’ın çıkarttıkları Büyük Mecmua’nın başyazarı oldu.

    Milli Mücadele taraftarı aydınların bir kısmı işgalcilere karşı ABD ile işbirliği yapma düşüncesiydi, Halide Edip bu düşüncedeki Refik Halit, Ahmet Emin, Yunus Nadi gibi aydınlarla 14 Ocak 1919’da Wilson Prensipleri Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer aldı. Cemiyet, iki ay sonra kapandı. Halide Hanım, Amerikan mandası tezini Sivas Kongresi hazırlıklarını sürdürmekte olan milli mücadelenin önderi Mustafa Kemal’e yazdığı 10 Ağustos 1919 tarihli bir mektupla açıkladı. Ancak bu tez kongrede uzun uzun tartışılacak ve reddedilecektir. Yıllar sonra Mustafa Kemal’in Nutuk adlı eserinde tam metnine yer vereceği mektubu yüzünden Halide Edip, “mandacı” olarak suçlanmış, hatta “hain” olarak değerlendirilmiştir.

    Yıllar sonra Halide Edip Türkiye’ye geri döndüğünde verdiği bir röportajında Milli Mücadele için , “Mustafa Kemal Paşa haklıymış !” demiştir.

    İstanbul mitingleri ve idam kararı
    15 Mayıs 1919 günü İzmir’i Yunanlıların işgal etmesi üzerine İstanbul’da ardı ardına protesto mitingleri düzenlenmekteydi. İyi bir hatip olan Halide Edip, 19 Mayıs 1919 günü Asri Kadınlar Birliği’nin düzenlediği ve kadın hatiplerin de konuşmacı olduğu ilk açıkhava mitingi olan Fatih Mitingi’nde kürsüye çıkan ilk konuşmacıydı, attığı nutuk ile belleklerde büyük iz bıraktı. 20 Mayıs’ta Üsküdar mitingi, 22 Mayıs’ta Kadıköy mitingine katıldı. Bunları Halide Edip’in başkahramanı haline geldiği Sultanahmet mitingi izledi. Önceden hazırlanmadan ve yazmadan yaptığı konuşmada sarf ettiği “Milletler dostumuz, hükümetler düşmanımızdır.” cümlesi bir vecize halini aldı.

    İngilizler İstanbul’u 16 Mart 1920’de işgal ettiler. Hakkında idam emri çıkardıkları ilk kişiler arasında Halide Edip ve eşi Dr. Adnan da vardır. 24 Mayıs’ta padişah tarafından onaylanan kararda idama mahkum edilen ilk 6 kişi şunlardı: Mustafa Kemal,Kara Vasıf, Ali Fuat Paşa, Ahmet Rüstem, Dr. Adnan ve Halide Edip.

    Anadolu’da mücadele
    Haklarında idam kararı çıkmadan önce Halide Edip, eşi ile birlikte İstanbul’dan ayrılıp Ankara’daki milli mücadeleye katılmıştı.

    Çocuklarını İstanbul’da yatılı okulda bırakarak 19 Mart 1920 günü Adnan Bey ile at sırtında yola çıkan Halide Hanım, Geyve’ye ulaştıktan sonra buluştukları Yunus Nadi Bey ile birlikte trene binip Ankara’ya gitmiş ve 2 Nisan 1920 günü Ankara’ya varmıştı.

    Halide Edip, Ankara’da Kalaba(Keçiören)’daki karargahda görev aldı. Ankara yolunda iken Akhisar İstasyonu’nda Yunus Nadi Bey ile birlikte kararlaştırdıkları gibi Anadolu Ajansı isimli bir haber ajansının kurulması Mustafa Kemal Paşa’dan onay görünce ajans için çalışmaya başladı. Ajansın muhabiri, yazarı, yöneticisi, ayak işlerine bakanı olarak çalışıyordu. Haber derleyip milli mücadeleye ilişkin bilgileri telgrafı olan yerlere telgrafla iletmek, olmayan yerlerde cami avlusuna afiş olarak yapıştırılmalarını sağlamak; Avrupa basınını takip edip batılı gazetecilerle iletişim kurmak; Mustafa Kemal’in yabancı gazetecilerle görüşmesini sağlamak, bu görüşmelerde tercümanlık yapmak; Yunus Nadi Bey’in çıkardığı Hakimiyet-i Milliye gazetesine yardımcı olmak ve Mustafa Kemal’in diğer yazı işleri ile ilgilenmek Halide Edip’in yürüttüğü işlerdi.

    1921’de Ankara Kızılay başkanı oldu. Aynı yılın Haziran ayında Eskişehir Kızılay’da hastabakıcılık yaptı. Ağustos’ta orduya katılma isteğini Mustafa Kemal’e telgrafla iletti ve cephe karargâhında görevlendirildi. Sakarya Savaşı sırasında onbaşı oldu. Yunanlıların halka verdiği zararları incelemek ve raporlamakla sorumlu Tetkik-i Mezalim Komisyonu’nda görevlendirildi. Vurun Kahpeye adlı romanının konusu bu dönemde oluştu. Türk’ün Ateşle İmtihanı(1922) adlı anı kitabı, Ateşten Gömlek(1922),Kalp Ağrısı (1924),

    Zeyno’nun Oğlu adlı romanlarında Kurtuluş Savaşı’nın değişik yönlerini gerçekçi biçimde dile getirebilmesini savaştaki deneyimlerine borçludur.

    Savaş boyunca cephe karargahında görev yapan Halide Edip, Dumlupınar Meydan Muharebesi’nden sonra ordu ile İzmir’e gitti. İzmir’e yürüyüş sırasında rütbesi başçavuşluğa yükseldi. Savaştaki yararlılıklarından ötürü İstiklal Madalyası ile ödüllendirildi.

    Kurtuluş Savaşı sonrası
    Kurtuluş Savaşı, Türk ordusunun zaferiyle sonuçlandıktan sonra Ankara’ya döndü. Eşi, Dışişleri Bakanlığı’nın İstanbul temsilciliği ile görevlendirilince birlikte İstanbul’a gittiler. Anılarının buraya kadar olan kısmını Türk’ün Ateşle İmtihanı adlı eserinde anlatmıştır.

    Halide Edip, cumhuriyetin ilanından sonra Akşam, Vakit ve İkdam gazetelerinde yazdı. Bu arada Cumhuriyet Halk Fırkası ve Mustafa Kemal Atatürk ile siyasi fikir ayrılıkları yaşadı. Eşi Adnan Adıvar’ın Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kuruluşunda yer alması sonucu iktidar çevresinden uzaklaştılar. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kapatılıp Takrir-i Sükun kanununun kabul edilmesiyle tek parti dönemi başlayınca, kocası Adnan Adıvar ile birlikte Türkiye’den ayrılmak zorunda kalarak İngiltere’ye gitti. 1939 yılına kadar 14 yıl boyunca yurtdışında yaşadı. Bu sürenin 4 yılı İngiltere’de, 10 yılı da Fransa’da geçti.

    Halide Edip, yurtdışında yaşadığı dönemde kitap yazmayı sürdürdüğü gibi Türk kültürünü dünya kamuoyuna tanıtmak amacıyla pek çok yere konferanslar verdi. İngiltere’de Cambridge, Oxford; Fransa’da Sorbonne Üniversitelerinde konuşmacı oldu. 2 defa Amerika Birleşik Devletleri’ne bir defa da Hindistan’a davet edilerek gitti. 1928 yılında ABD’ye ilk gidişinde Williamstown Siyaset Enstitüsü’nde yuvarlak masa konferansına başkanlık yapan ilk kadın olarak büyük ilgi çekti. Artık ABD’de yaşamakta olan oğullarını, Anadolu’da milli mücadeleye katılmak için onlardan ayrılışından 9 yıl sonra ilk defa bu gezi sırasında tekrar görebildi. 1932 yılında Columbia Üniversitesi Bernard Kolej’den gelen çağrı üzerine ikinci kez ABD’ye gitti ve ilk gidişindeki gibi seri konferanslarla ülkeyi dolaştı. Yale, Illinois, Michigan üniversitelerinde konferanslar verdi. Bu konferansların sonucu olarak Türkiye Batıya Bakıyor adlı eseri ortaya çıktı.

    1935 yılında İslam üniversitesi Jamia Milia’yı kurmak için açılan kampanyaya katılmak üzere Hindistan’a çağırıldığında Delhi, Kalküta, Benares, Haydarabad, Aligar, Lahor ve Peşaver Üniversitelerinde dersler verdi. Konferanslarını bir kitapta topladı, ayrıca Hindistan izlenimlerini içeren bir kitap yazdı.

    1936 yılında en ünlü eseri olan Sinekli Bakkal’ın İngilizce orijnali “The Daughter of the Clown” yayımladı. Roman aynı yıl Türkçe olarak Haber Gazetesi’nde tefrika edildi. Bu eser 1943 yılında CHP Ödülü’nü aldı ve Türkiye’de en çok baskı yapan roman oldu.

    1939’da İstanbul’a döndü ve 1940 yılında İstanbul Üniversitesi’nde İngiliz Filolojisi kürsüsünü kurmakla görevlendirildi ve 10 yıl kürsü başkanlığını yürüttü. Shakespeare hakkında verdiği açılış dersi büyük yankı uyandırdı. Bu süreçte İngilizce yazılmış incelemeleri oldu.

    1950 yılında Demokrat Parti listesinden İzmir milletvekili olarak TBMM’ye girdi ve bağımsız milletvekili olarak görev aldı. 5 Ocak 1954 günü Cumhuriyet Gazetesi’nde Siyasi Vedaname başlıklı bir yazı yayımlayarak bu görevinden ayrıldı ve tekrar üniversitede görev aldı. 1955’te eşi Adnan Bey’in kaybı ile sarsıldı.

    Halide Edip Adıvar, 9 Ocak 1964 yılında İstanbul’da 80 yaşındayken böbrek yetmezliği nedeniyle yaşamını yitirdi. Cenazesi, Merkezefendi Mezarlığı’na defnedildi.

    Halide Edip’in romanları

    1909 Heyulâ
    1909 Raik’in Annesi
    1910 Seviyye Talip
    1912 Handan
    1913 Yeni Turan
    1918 Mev’ud Hüküm
    1923 Ateşten Gömlek
    1923 Vurun Kahpeye
    1924 Kalp Ağrısı
    1928 Zeyno’nun oğlu
    1936 Sinekli Bakkal
    1937 Yolpalas Cinayeti
    1939 Tatarcık
    1946 Sonsuz Panayır
    1954 Döner Ayna
    1958 Akile Hanım Sokağı
    1958 Kerim Usta’nın Oğlu
    1959 Sevda Sokağı Komedyası
    1961 Çaresaz
    1963 Hayat Parçaları

    Halide Edip’in hikayeleri
    1911 Harap Mabetler
    1922 Dağa Çıkan Kurt
    1963 İzmir’den Bursa’ya
    1974 Kubbede Kalan Hoş Seda

    Halide Edip’in anı kitapları

    1962 Türk’ün Ateşle İmtihanı
    1963 Mor Salkımlı Ev

    Halide Edip’in yazdığı tiyatro oyunları

    Kenan Çobanları (1916)
    Maske ve Ruh (1945)

     

  • “Hain terörü lanetliyoruz”

     “Hain terörü lanetliyoruz”

    İzmir Adliyesi önünde yaşanan hain terör saldırısını lanetleyen Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ, “Terör İzmir’de de hain yüzünü gösterdi. Şehit polisimizin kahramanca çatışması ve kendini feda etmesi, İzmir’imizi daha büyük bir felaketten kurtardı” dedi.

    İzmir Adliyesi, C kapısı girişi önünde yaşanan hain terör saldırısı sonrası yaptığı açıklamada Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ “Terör, İzmir’de de, İzmir Adliyesi’nde hain yüzünü gösterdi. Bir polisimiz ve bir adliye görevlimizi şehit verdik. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza da acil şifa diliyorum. Şehit polisimizin kahramanca çatışması ve kendini feda etmesi, İzmir’imizi daha büyük bir felaketten kurtardı. Hem kendi adıma hem de tüm Hak ve Huzur Partililer adına aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyorum.

    gurelsakarya4

    Biz birlik beraberlik içerisinde olmadığımız, küçük hesapları bir tarafa bırakmadığımız ve içeriden-dışarıdan belli çıkar odaklarının etkisinde kaldığımız müddetçe terörü yenemeyiz. 80 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, terörü ; yenmek için uğraşıyoruz, çabalıyoruz. Hain terörü şiddetle lanetliyoruz”

  • Tam bir lezzet şöleni olan OSES çiğ köftenin maharetini öğrendi

    OSES çiğ köfte, Adıyaman’a özgü özel formülüyle, el değmeden ve birinci sınıf kalitedeki malzemelerle üretilir. Osman Yaşar’ın özel formülüyle hazırlanan OSES çiğ köfte, tam bir lezzet şölenidir. Birçok farklı baharat, en kaliteli bulgur, salça ve taptaze yeşilliklerle hazırlanır. Et kullanılmadan üretilen OSES çiğ köfte, zengin besin değerlerine sahip içeriğiyle son derece sağlıklıdır.

    Çiğ köftenin protein ve B1 vitaminleri açısından zengin olması sinir ve sindirim sisteminin düzenlenmesine de yardımcı olur.

    Yapılan araştırmalara göre çiğ köftenin içerisinde kullanılan malzemelerin faydalarını sayacak olursak:

    Esmer Bulgur : Çiğ köfte yapımında çoğunlukla kullanılan esmer bulgur özellikle B grubu vitaminler içermesi ve madensel tuzları bünyesinde saklaması nedeniyle çok değerli bir besin maddesidir. Bu bulgur ile yapılan çiğ köfte daha koyu renktedir. Köfte yoğurma işlemi daha hızlı ve daha kolaydır. Besin değeri yüksektir. Sindirimi kolaydır. Vücutta yağ toplanmasını engeller. Koles­terolün azalmasını sağlar ve kalp hastalıklarına ve kansere karşı koruyucu etkisi olduğu bilinen lignan maddesini içerir.

    Kırmızı Biber : Kanseri, kalp hastalığını önlemek ve zehirli kimyasallardan kurtulmak için yardımcı olur.

    Kimyon : İştah açar, hazımsızlığı giderir, mide ve bağırsaklarda gaz birikmesini önler.

    Nar Ekşisi : Şeker hastalığına iyi gelir, tansiyonu düzenler, enfeksiyonlara karşı vücudun direncini artırır.

    Maydanoz : Demir deposudur, zayıflamaya yardımcı olur, kanı temizler, böbrek ve karaciğer rahatsızlıklarına iyi gelir.

    Ceviz : Omega 3 ve omega 6 doymamış yağ asitleri içerdiğinden kanser ve kalp hastalıklarına karşı önem taşır. Ayrıca kolestrolü düşürür ve yaşlanmayı geciktirir.

    Nane : Nefes almayı kolaylaştırır, astım, grip ve bronşite iyi gelir.

    Sarımsak : Yüksek tansiyonu düşürür, iştah açar, solunum ve hazım sistemindeki mikropları öldürür, grip, tifo ve difteri gibi salgın hastalıklar sırasında faydalıdır.

    gursel6

    Hak ve  Huzur Partisi  Genel Başkanı Gürsel YILDIZ  tam bir lezzet şöleni olan OSES çiğ köftenin  maharetini  öğrendi ve tatdı.Oses Kızılay Sertip beyin nefis çigkoftelerinden tattım.harika çiğköfte güler yüzlü personel ferah salon ankaralı arkadaşlar”

    Oses Kızılay Korkut Reis Mah. GMK Blv No: 30 ANKARA Kızılay (312) 230-3005
  • Teröre lanet olsun. Başımız sağolsun

    Hak ve Huzur Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet HOROZ  “İstanbul’daki alçak terör saldırısında ölenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dilerim. Teröre lanet olsun. Başımız sağolsun.” dedi.

    Hak ve Huzur Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet HOROZ, “İstanbul’da 2017 yılının ilk saatlerinde yapılan saldırı çok sayıda ölüme ve yaralanmaya yol açtı. Bu insanlık düşmanı saldırıyı en sert biçimde kınıyor ve lanetliyoruz. Yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet, ailelerine ve yakınlarına başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyoruz.

    Türkiye toplumunun farklı halkları, inançları, kültürleri, kimlikleri içermesinin büyük bir zenginlik olduğunu kavramamız bu özelliğin tahrip edilmesinin toplumsal dokuyu da parçalayacağını anlamak istemeyenler  ülkeyi adım adım şiddet girdabının içine sürüklüyor.

    bayrak

    mehmethoroz

    Yaşanan ağır acıyı paylaşırken, bir kez daha söylüyoruz. Hem iç hem de dış politikada kutuplaşma, düşmanlık, kaos ve çatışma üreten politikalara, dile ve üsluba, uygulamalara son verilmemesi şiddet girdabını büyütüyor. Olumlu adım atmak zorundayız.Yaşamını yitirenlere rahmet, tüm toplumumuza başsağlığı diliyoruz.”

    HAK VE HUZUR PARTİSİ 

    İnsan Merkezli Siyaset

    İnsan ve onun ayrılmaz bir parçası olan insan onurunun korunması, yüzyıllardır sahip olduğumuz köklü kültürümüzün bize yüklediği önemli bir sorumluluktur. İnsan hakları, hukukun üstünlüğü, demokrasi, laiklik, sosyal devlet gibi çağdaş kavram ve kurumlar, birlikte mutlu ve yüksek bir yaşam düzeyine ulaşmayı amaçlamaktadır.

    Türkiye ve bölgemiz başta olmak üzere, günümüz dünyasında çok ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Ülkemizin uzun yıllardan beri yaşadığı sorunlar, köklü çözümler üretilmediği için, günümüze kadar birikerek ve büyüyerek gelmiş ve mevcut sistemin çözüm üretme yeteneğini kaybettiği anlaşılmıştır. İnsanı önemsemeyen, insana hak ettiği değer ve önemi vermeyen yaklaşımlar ve çözüm önerilerinin var olan sorunların çözümüne katkı sağlayamayacağı açıktır. Mevcut kurumsal yapının bir bütünlük içinde, insanımızın layık olduğu refah ve mutluluğa ulaşmasına katkı sağlamak üzere yeniden gözden geçirilerek bir değişimin sağlanması zorunluluk olarak gözükmektedir.

    hh_logo

    Tıkanan sadece ülkenin sağlıklı yönetimine imkân vermeyen siyasal sistem ve onunla bağlantılı yürütme çarkı değildir. Toplumumuz, özgüven duygusunu kaybetmeye başlamış; yılgınlık, genç kuşakların içine sürüklendiği ümitsizlik, gelir dağılımı başta olmak üzere hayatın her alanında kendini gösteren haksızlık, adaletsizlik, işsizlik, giderek yaygınlaşan yolsuzluk ve yoksulluk hep çoğalmış, hep artmış, hep büyümüştür.

    Hâlbuki Türkiye’nin bulunduğu coğrafyadaki tüm devletler insanlık tarihi boyunca her zaman iddialı olmuşlar ve dünyadaki gelişmelerde belirleyici rol oynamışlardır. Günümüzde de bu coğrafyanın mirasçısı olan Türkiye Cumhuriyeti’ne çok önemli sorumluluklar düşmektedir. Bu sorumluluğun yerine getirilebilmesi için ekonomik ve siyasal açıdan güçlü, aynı zamanda huzurlu bir Türkiye’ye ihtiyaç vardır. 

    Türkiye’nin bugün için istenen güç, huzur ve refah düzeyinde olmamasının en önemli nedeni; başarı, etkinlik ve verimliliğin öncelendiği bir toplumsal kültür oluşturamamış olması ve başta insan kaynağı olmak üzere sahip olduğu potansiyelini etkili bir şekilde kullanacak kurumsal bir yapıyı hayata geçirememiş olmasıdır. Diğer bir deyişle Türkiye, sahip olduğu enerjisini sinerjiye dönüştürecek bir siyasal, ekonomik, hukuksal, kültürel ve bilimsel atmosferi kurumsallaştıracağı yerde, başta siyasetçiler olmak üzere toplumun etkili kesimleri sahip olduğu enerjinin önemli bir bölümünü anlamsız tartışmalara ve kutuplaşmalara harcamakta ve zamanın hızlı akışı içinde dünyadaki gelişmeler karşısında hızla etkisizleşmektedir. Sorunun temeli yönetim sorunudur.

    Erkler arasındaki kuvvetler ayrılığı ilkesi işlemez hale gelmiştir. Demokrasinin etkili işlemesi için üç erkin – Yasama, Yürütme ve Yargının – tekrar bir sistem bütünlüğü içerisinde düzenlenmesi gerektiğine inanıyoruz. Burada amaç, sistemin işlemesini sağlamaktır. Yasama şimdiki durumda denetim ve hukuk yapıcılığı yerine yürütmenin işleriyle uğraşmakta, Yürütme yasa yapmakta, Yargı ise yürütmenin vesayetinde bağımsızlığını yitirerek hızla işlevini kaybetmektedir.

    Siyasi Partiler demokrasinin bir ürünüdür. Ancak, ülkemizde Siyasi Partilerin kendi yönetim ve karar süreçleri demokratik değildir. Demokratik karar süreçlerine ihtiyaç duymaksızın parti liderinin her söylediği parti ve hükümet görüşü haline dönüşmekte, milletvekilleri ve kabine üyeleri bu irade tarafından belirlenmektedir. Milletvekilleri halkın vekilleri olmak yerine liderin vekilleri olmakta, liyakat kültürü yerine itaat kültürü oluşmaktadır.

    Milletvekili dokunulmazlıkları yolsuzlukların üzerine gidilmesini engellemektedir. Kamu kaynakları şeffaf olarak harcanmamakta, kamu gücü ise siyasal amaçlar için kullanılabilmektedir. Bu haliyle demokrasi, güç ve nüfuz elde etmenin, rant paylaşımının bir aracı haline dönüşmektedir.

    Özgürlük ve kardeşlik temelinde sosyal boyutun önemli ağırlığa sahip olduğu, adaletin ve barışın öncellendiği, tüm toplumsal kesimlerin duyarlılıklarının dikkate alındığı ve temelde herkesin ve her kesimin kalkınma ve büyüme sürecinde katkısının sağlandığı, kamu ve ülke kaynaklarının etkin kullanıldığı, ulusal gelirin hakça paylaşıldığı yeni ve gerçekçi siyasal bir projenin hayata geçirilmesi gerekmektedir.

    Bu yeni yaklaşım; başta siyaset kurumu olmak üzere, hukuk, ekonomi, sosyal politikalar, dış politika ve insanımızı ilgilendiren her alanda, her katkıyı önemseyecek ve herkesi kucaklayacaktır. Böylece kutuplaşma, kavga ve çekişme son bulacak, adalet hayatın her alanında en etkin bir biçimde gerçekleştirilecek, devlet millet bütünleşmesi yeniden sağlanacak ve sistemin çözüm üretme yeteneği geliştirilecektir.

    Türkiye’nin öncelikle ve hızla kısır çekişme ve kavga ortamından kurtulması gerekmektedir. Acil ihtiyaç tüm toplum kesimlerini kucaklayan ve “Sen de olmazsan her şey eksik olur” diyen yeni bir siyasi anlayışın ve toplumsal uzlaşma kültürünün hayata geçirilmesidir.

    Partimiz ülkemizi kutuplaşmaya, insanımızı birbirine karşı ötekileştirmeye ve nefreti karşılıklı körüklemeye dayalı bir siyaset tarzına karşı; yurttaşlarımız arasında dayanışmayı ve işinde başarılı olmayı özendirecek bir toplumsal kültür oluşturmayı amaçlayan yeni siyaset tarzını benimseyecektir.

    Hukuk düzenini ihlal edenlerin değil, hukuk düzenine uyanların kazandığı bir Türkiye kurmak için gerekli tüm çalışmalar yapılacaktır.

    Politika üretiminde bilgi birikimini ve emeğini ortaya koyan her yurttaşımız Partimizin kadrosundadır. Küreselleşen ekonomik, siyasi, diplomatik ilişkilerin rekabette başarının en iyi olmayı gerektirdiği günümüz dünyasında, ulusal çıkarlarımızı sağlayacak, refah ve mutluluğumuzu artıracak katkıyı sağlayacak her yurttaşımızın ürettiği bilgi ve proje programımızın bir parçası olacaktır. Yurttaşlarımızın ve bilim adamlarımızın geliştirdiği bilgi ve projelerin izlenmesi ve hayata geçirilebilmesi için ayrı bir birim oluşturulacaktır.

    İçinde bulunduğumuz durum yüzyıllar boyunca tarihe yön vermiş bir milletin kaderi olamaz ve kabul edilemez. Zaman, yeni bir program ve yeni bir anlayışı birlikte hayata geçirme zamanıdır. Zaman Türkiye’nin aydınlık geleceğinin oluşturulmasında “Evet biz de varız!” diyenlerin görev üstlenme zamanıdır.

    Yeni Siyaset

    Siyasi partiler, demokrasilerin gelişimiyle ortaya çıkmışlar ve siyasetin vazgeçilmez temel kurucu unsurlarından biri olarak kabul edilmişlerdir. Demokrasilerin en temel kurumu olan seçimler, ancak siyasi partilerce organize edilebilmekte, siyasal eşitlik ve katılımcılık ilkeleri de ancak siyasi partiler vasıtasıyla hayata geçirilebilmektedir.

    Günümüz siyasetinin temel parametreleri büyük ölçüde değişmeye ve siyasi partiler arasındaki temel ayrım noktaları başkalaşmaya başlamıştır. Bunun en önemli göstergesi ise, bugüne kadar sağ ve sol biçiminde ayrılan siyasi kimlikler ile muhafazakâr ya da devrimci dönüşümü destekleyen siyasi partilerde, temel ayrım noktalarının ortadan kalkmaya yüz tutmasıdır. Açıkçası siyasette aynı tarafta bulunan siyasi partilerde önemli konularda ve hedeflerde büyük farklılaşmalar ortaya çıkmış; farklı taraflarda yer alan partilerin temel yaklaşımlarında ve politikalarında ise çok önemli benzeşmeler görülmeye başlanmıştır.

    Geçmişte sağ ya da sol siyasi hareket olarak farklı kamplarda birbirine şiddetli biçimde muhalefet eden siyasi güçler, bugün aynı idealler etrafında bütünleşerek birlikte siyasi mücadele yürütebilmektedirler.

    Geleceğin Türkiye’sinde siyasetteki temel farklılaşma, soyut sloganlar etrafında geleneksel tarzda siyaset yapan siyasi partiler ile akılcı, halktan yana, yenilikçi politikalar ekseninde, üstlenilen toplumsal sorumluluğun gereklerine uygun, ilkeler bazında siyaset yapan yeni siyasi hareketler arasında şekillenecektir.

    Geleneksel siyasetteki tıkanma, küresel gelişmeleri kavrayarak ulusal çıkarların gereklerine uygun yeni bir siyaset tarzının ortaya konulmasını gerekli kılmıştır. Bu nedenle Partimiz, ilkeleri ve hedefleri bu programda belirlenen yeni siyaset tarzını benimseyen demokratik bir merkez partisidir.

    Yeni Siyasetin Hedefi: Birlikte Dirlik ve Dirilik

    Başta siyaset olmak üzere kamusal nitelikli görev üstlenmek, toplumsal sorumluluğa talip olmak demektir. Bu sorumluluğun gereği gibi yerine getirilmesi, siyasi partilerin ve mensuplarının en temel görevidir. Halkın refah ve mutluluğunun artırılması, geleceğin güçlü Türkiye’sinin inşası yeni siyaset ilkeleri doğrultusunda bir değişimi gerekli kılmaktadır. Bu değişim tüm toplumsal dinamikleri harekete geçirmeyi hedeflemek zorundadır.

    Oy artışı sağlamak, iktidara gelmek veya iktidarda kalmak için mücadele eden siyasi partilerin ülkemizde gelenekselleşen yöntemleri, toplumsal sorumluluğun gerekleriyle bağdaşmaz bir nitelik kazanmıştır. Bu eski siyaset tarzı, parti ve mensuplarının çıkarları doğrultusunda gelişmiştir. İtaate dayalı bir siyasi kurumsallaşma; kutuplaştırmaya, laf üretmeye dayalı oy avcılığı; uzun dönem gelişme dinamiklerini dikkate almayan kendi yönetim dönemini kaynak israfıyla süslemeye çalışan icraatlar; parti işlevlerinin toplumsal çıkarları sağlayamadığı bir yapılanma; nüfuz ve rant dağıtımına yönelmiş bir parti içi heyecan, içinde bulunduğumuz durumun özetidir.

    Rekabet küreselleşmiştir. Diğer ülkelerdeki gelişmelerin boyutlarıyla karşılaştırmadan yapılan başarı değerlendirmeleri anlamını yitirmiştir. En hızlı koşanlar arasında olmayan ülkelerin geleceği aydınlık değildir. İyi olmak için değil, en iyi olmak için; başarılı olmak için değil, en başarılı olmak için çaba harcamak zorundayız. Bunu ancak kimseyi ötekileştirmeden, farklılıklarımızı birbirimizin özgürlük alanı olarak içselleştirerek, birlikte elele gerçekleştirebiliriz.

    İnsanlar ve kurumlar, güçlü ve mutlu veya güçsüz ve mutsuz olmanın iki önemli temelidir.

    En büyük potansiyelimiz kendi insanımızdır. Atatürk’ün ifadesi ile “Milleti kurtaracak olan yine millettin kendi azim ve kararlılığıdır”. Kavgaya değil dayanışmaya, yandaş olmaya değil başarı ve liyakate prim veren bir toplumsal ve siyasi kültür oluşturarak, tüm yurttaşlarımızı kalkınma yarışının bir unsuru haline getirmek temel hedefimizdir.

    İnsan faaliyetleri kurumsal yapıların etkisi altındadır. Yanlış veya kötü işleyen kurumlar, en büyük potansiyelimiz olan insan enerjisinin israf veya yok edilmesine neden olmaktadır. Kurumlar iyi yapılanmış ve iyi işliyorsa, insan faaliyetlerinde verimliliği arttırır, toplumsal bir sinerjinin oluşmasına katkı sağlar. Bu bakımdan karşılıklı güven ve işbirliğine, demokratik ve yapıcı rekabete dayalı bir kurumsal kültür ve yapılanma temel hedefimizdir.

    Bu bağlamda, yeni siyasetin hedefi birlikte dirlik ve diriliktir.

  • Seyhan İlçe Başkanı Osman Kuzuoğlu’ndan Yeni Yıl Mesajı

    Seyhan İlçe  Başkanı Osman Kuzuoğlu’ndan  Yeni Yıl Mesajı

    Hak ve Huzur Partisi  Adana Seyhan İlçe Başkanı Osman Kuzuoğlu “2016 yılının sona ermesi ve 2017 yılının başlaması münasebetiyle bir mesaj yayımladı.

    İlçe Başkanı Osman Kuzuoğlu” 2016 yılını da birlik ve beraberlik içerisinde, sevinç ve üzüntüleriyle geride bırakıyoruz. Yeni yılda, huzura ve mutluluğa olan umudumuzu tazeleyerek, beklentilerimize ulaşmak için çok çalışıp başta kamu kurum ve kuruluşlar olmak üzere, sivil toplum kuruluşları ve toplumun tüm kesimleriyle el ele vererek Seyhan ’ımızın gelişmesi ve kalkınmasını sağlayacak çalışmaları yapmak hedefimiz olacaktır.

    Seyhan  , Adana   ve Türkiye ‘yi  daha mutlu yarınlara taşımak için bütün vatandaşlarımızın üzerine düşen fedakârlığı yerine getireceğine ve bunu kararlılıkla sürdüreceğine olan inancım tamdır.

    seyhan

    Acısı ve sevinciyle 2016 yılını geride bırakırken, gözyaşların sona ermesi, yerini barış, huzur ve kardeşlik ortamına bırakması en büyük temennimizdir.

    Bu duygu ve düşüncelerle yeni yılın ülkemize, milletimize, tüm insanlığa, huzur, sağlık, mutluluk ve hayırlar getirmesini temenni eder, bütün Seyhan’lı hemşerilerimin, yeni yılını en içten duygularımla kutlar, sevgi ve saygılarımı sunarım. Dedi.

    Seyhan İlçesi Adana İlinin Merkez İlçesidir. Denizden 40 km. içeride kurulan Adana İli, Seyhan Nehrinin iki yakasına yayılmış olmakla birlikte batı yakada Seyhan, doğu yakada ise Yüreğir İlçesi yer almaktadır. İki İlçe İ.Ö. 6. yy’da yapılmış 317 m. uzunluğunda 21 gözlü tarihi Taşköprü ile birbirine bağlamıştır.

    Kentin ilk kuruluş bölgesi olan bugünkü Seyhan İlçesi Adana Büyükşehrinin beş ilçesinin nüfus bakımından en büyük olanıdır. 2012 yılı adrese dayalı nüfus sayımına göre 764.714 toplam nüfus sayısına sahiptir. 501,59 km² yüzölçümü ile Seyhan 1526,37 kişi/km² nüfus yoğunluğuyla Adana İli’nin en yoğun ilçesini oluşturmaktadır. İlçe nüfusunda kadın-erkek oranı (Kadın: 384.293, Erkek: 380.421) birbirine denk sayılabilir. (Kaynak: www.tuik.gov.tr)

    1950 den sonra kentin hızla sanayileşmesi, ovalık alanda baraj ve sulama kanallarıyla sulu tarıma geçilmesi ve buna bağlı tarımın özelliklede yüksek nitelikli pamuk tarımının yapılması hızlı bir nüfus artışını beraberinde getirmiştir. Nüfus artışı özellikle konut sorunu ve gecekondulaşmayı artırmışsa da son yıllarda ilçenin kuzey kesimlerinde yürütülen ‘Kuzey Adana’ uydu kent projesiyle planlı kentleşme gelişmektedir.

    adana_seyhan_il

    İlçemiz “Kentsel Dönüşüm” ve “TOKİ” gibi projeler doğrultusunda betonarme bir yapıya doğru ilerlemektedir. Kentsel dönüşüm projesi Seyhan ilçesinin kuzeybatısı, batı taraflarında yoğunluk kazanmıştır (Denizli, Mithatpaşa, Fevzipaşa, Barış mahalleleri). İlçemiz eski bir yerleşim yeri olduğundan eski yapılarda mevcuttur (Tepebağ, Kayalıbağ, Mirzaçelebi, Sarıyakup mahalleleri gibi).Vakıflar bölge müdürlüğünün ve Turizm ve Kültür Bakanlığı’nın sorumluluğunda restorasyon çalışmaları yapılmaktadır. Bu açıdan adana ili Seyhan ilçesi kent turizmi açısından da çok önemli bir potansiyele sahiptir.

    Kültürel ve sosyal aktivite olanakları açısından kentimiz yetersiz seviyededir.  Mevcut olan mekânlar ise Hacı Ömer Sabancı Kültür Merkezi, Şehir Tiyatrosu, Seyhan Kültür Merkezi, sinema salonları yoğun olarak Seyhan ilçe sınırları içinde yer almaktadır.
    İlçemizde ayrıca bütün merkezi ulaşım alanlarının olması nedeniyle stratejik olarak da önemli bir yere sahiptir. Şakirpaşa Havalimanı, Adana Tren Garı ve Şehirlerarası Otogar ilçemiz sınırları içerisinde yer almaktadır. Ayrıca idari açıdan ilin en önemli yapısı olan Valilik, İl Emniyet müdürlüğü de ilçemiz sınırları içerisindedir.

    seyhan2

    İlçemiz merkezinde yaşayan nüfus heterojen bir yapıya sahiptir. Adana’da birçok etnik kökenden insanlarımız harmanlanmış yapı içinde yaşamaktadır. Bu hızlı göçler ilk olarak kendini 1950’li yıllardan itibaren Türkiye’nin sanayi hamleleri ve kalkınma projeleri kapsamında Adana ili özelde de Seyhan ilçesinde kendini göstermiş bu nedenle de Seyhan merkez ilçesi bölgede çok önemli bir yere sahip olmuştur. Özellikle tarıma dayalı sanayi sektörünün gelişimiyle Adana ili ilk yoğun göçleri almaya başlamıştır. Bu göçlerden en yoğun olarak Seyhan ilçesi etkilenmiştir. İkinci büyük göç hareketi 1990’lı yıllarda Güneydoğu’daki olaylardan dolayı yaşanmıştır. Adana ili özelde de Seyhan merkez ilçesi sadece doğu ve güneydoğu illerinden değil, çevre illerden de yoğun göçler almıştır (Niğde, Kayseri, Kahramanmaraş, Osmaniye…). Bu göçlerin sonucu etnik farklılıklar ortaya çıkmıştır. Farklılıklar kendini mahalle yerleşimlerinde de göstermektedir: Bazı mahallelerde Kürt kökenli vatandaşlarımız yoğunlukta yaşarken (Dağlıoğlu, Gülbahçesi, Ova, Onur…),diğer mahallelerde Arap kökenli vatandaşlarımız yoğunlukta yaşamaktadır (Mirzaçelebi, Havuzlubahçe, Karayusuflu, Kayışlı, Akkapı). Fevzipaşa, Bahçelievler, Gürselpaşa vs. gibi mahallelerde de bölgedeki çevre illerden (Niğde, Osmaniye…) göçlerle gelen vatandaşlarımız oturmaktadır.

    Adana ilindeki yaşanan bu göç hareketleri iş alanı açısından ihtiyacın üzerinde olunca daha iyi bir hayat standardına genelde ulaşamamıştır. Kentin içine adapte olamamışlar ve çevre yerleşimleri bazında yerleşim yerleri oluşturmuşlardır. Mahalle yapıları da yukarda belirtildiği gibi şekillenmiştir. Burada Durkheim’in ‘ANOMİ’kavramı Seyhan ilçesi yerleşimine uygun düşebilmektedir. Vatandaşlar ne tam olarak kentli olabilmiş ne de kırsal yaşam tarzlarından vazgeçebilmişlerdir. Maddi olanakları kısıtlı olan bu nüfus, yoğun olarak SEYHAN SYDV’ye başvurmaktadır.

    İlçemizde Belde bulunmamakta, köyü olmayan tek ilçe olup 96 mahallesi vardır. Güvenlik konusunda bu 96 mahallenin 70’i merkezde yer alıp İlçe Emniyet Müdürlüğünün sorumluluğundadır. Geriye kalan 27 mahalle ise merkezden uzak olup İlçe Jandarma Komutanlığının sorumluluğundadır. Çınarlı Mah. hem İlçe Emniyet Müdürlüğünün, hem de İlçe Jandarma Komutanlığının sorumluluğundadır.

     

    Mimari
    İlçemizde tarihi açıdan dönüm noktası sayılabilecek birçok yapı mevcuttur. Bu önemli yapılardan olan ve Roma-Bizans Devri’nden kalan tek eser Taşköprü olup, birkaç kamu binası Osmanlı hükümdarlığı sırasında şehre inşa edilmiştir.
     
    İlçemizin tarihi mahallesi olan Tepebağ mahallesinde ilk imar çalışmaları neolitik çağa uzanmaktadır. Seyhan Nehri’nin karşısındaki tepede bulunan Tepebağ’ın surlarla çevrilmesinin ardından Taşköprü’nün uzağında kalmıştır.Varlıklı bir Ermeni mahallesi Osmanlı döneminde ortaya çıkmıştır ve Tepebağ ilçenin Ermeni mimarisini tarihi evleri ve taş okullarıyla yansıtır. Günümüzde Tepebağ arkeolojik parka çevrilmekte olup, arkeolojik kazıların yanında 18. yüzyıldan kalma evler ve kamu binaları restore edilip butik otellere, kafelere ve restoranlara dönüştürülmektedir.
     
    İlçemizden içinden geçen Seyhan nehri üzerindeki köprülerden en dikkat çekeni 4. yüzyıldan kalma bir Roma köprüsü olan Taşköprüdür. 2007 yılına kadar motorlu araçlara açık olan bu köprü dünyadaki en eski köprü unvanına sahipken günümüzde sadece yaya ve bisiklet trafiğine açıktır. Berlin-Bağdat Demiryolu Projesinin bir ayağı olan Demirköprü, 1912’de inşa edilen bir tren köprüsüdür. İlçe merkezinin kuzeyinde bulunan Regülatör köprü ise nehir suyu için bir regülatör olarak kullanılan bir köprüdür.
     
    İlçemizde bulunan bir diğer tarihi yapı, 1882 yılında Adana valisi tarafından inşa edilen Büyük Saat, 32 metre yüksekliğiyle Türkiye’deki en uzun saat kulesidir. Fransız işgali sırasında hasar görmüştür ama 1935’te yeniden inşa edilmiştir ve şehrin ve ilçemizin armasında sergilenmektedir. Ayrıca tarihi Kazancılar Çarşısı da, Büyük Saat civarında kurulmuştur.
     
    İlçemizde Bulunan Diğer Tarihi Yapılar;
     
    Ramazanoğlu Konağı, 1495 yılında Halil Bey’in hükümdarlığı sırasında inşa edilmiştir. Üç katlı olan konak hem taş hem de tuğlayla örülmüştür ve Türkiye’deki en eski ev örneklerinden biri olarak kabul edilir. Ramazanoğlu ailesinin yaşadığı yer Harem bölümüdür. Kalıntıları günümüze ulaşamayan Selamlık bölümü ise devlet işlerinin görüşüldüğü yerdi.
     
    Çarşı Hamam 1529’da Ramazanoğlu Piri Paşa tarafından inşa edilmiştir ve Adana ve İlçemizdeki en büyük hamamdır. Beş kubbesi bulunan hamamın iç bölümleri mermerle kaplanmıştır. Hamamın inşa edildiği yıllarda değirmen çarkları ve kanallar aracılığıyla hamama su taşınırdı.
     
    Irmak Hamam antik Roma hamamlarının kalıntıları üzerine Ramazanoğlu Halil Bey tarafından 1494’te inşa edilmiştir. Suyu nehirden geldiği için bu ismi almıştır. İlçemizdeki diğer tarihi hamamlar ise Mestenzade Hamamı ve Yeni Hamam’dır.
    Camiler
     
    Sabancı Merkez Camii tarihi bir geçmişe sahip olmamasına rağmen Adana’da en çok ziyaret edilen camidir, bunun sebebi de Orta Doğu’daki en büyük camilerden biri olmasıdır. Osmanlı Mimarisi’ne sadık kalınarak inşa edilen cami 1998 yılında hizmete açılmıştır ve 28,500 kişiye kadar kapasitesi vardır. Caminin altı minaresi bulunmakla beraber bunların dördünün yüksekliği 99 metredir. Kubbesi 32 metre çapındadır ve ibadet alanından 54 metre yüksektedir. Seyhan Köprüsü’nün köşesinde ve Seyhan Nehri’nın batı kanadında bulunmaktadır. Bu sayede geniş bir alandan görülebilmektedir.
     
    1541 yılında Ramazanoğlu devrinde külliye biçiminde inşa edilen Adana Ulu Camii ise medresesi ve türbesiyle Adana’nın en çok ilgi gören ortaçağ mimarisine sahip bir yapısıdır. Pencerelerinin etrafında göze çarpan süsleme sanatlarının yanı sıra camide siyah ve beyaz mermer taşlarına rastlanır. Bunlar iç mekanda kullanılan 16. yüzyıl İznik çiniciliği ile ünlüdür. Minarelerde ise kullanılan dik şemalarla Memlüklerin etkisi görülmektedir.
     
    St. James’in Kilisesi 1501 yılında Ramazanoğlu Halil Bey tarafından camiye Yağ Camii’ye  çevrilmiştir. İleriki zamanlarda 1525’te Piri Mehmet Paşa tarafından camiye bir minare ve 1558’de de bir medrese eklenmiştir. Camide Selçuklu mimarisi görülmekle beraber cami sarı taştan yapılmış bir kapıya sahiptir.
     
    Abdülrezzak Antaki tarafından 1724 yılında inşa edilen Yeni Camii günümüzde bazı kesimlerce hâlâ Antaki Cami olarak anılmaktadır. Camide memlük mimarisinin etkisi görülmektedir. Cami dikdörtgen biçiminde yapılmıştır ve güney cephesindeki duvarlarda taş işlemeciliği bulunmaktadır.
     
    Kiliseler
     
    İlçemizde bulunan ve 19. yüzyıldan kalma Latin Bebekli Kilise 1870 yılında inşa edilmiş olup 1915’e kadar bir Ermeni Kilisesi olarak kullanılmıştır. Günümüzde ise Romalı Katolik kesimine hizmet vermektedir. İlçe merkezinde 5 Ocak Meydanı’nda bulunmaktadır. Abidinpaşa Caddesi’nde ise daha büyük bir Ermeni Kilisesi bulunurdu. Cumhuriyet dönemi sırasında kilise yıkılıp yerine Merkez Bankası kurulmuştur. Latin Kilisesi de 1845 yılında Kuruköprü alanında inşa edilmiştir ve 1924’de müzeye çevrilmiştir.
     
    Parklar ve bahçeler
     
    Seyhan Nehri yakasında bulunan gezi patikaları, Seyhan Havzası’nın güney kıyıları boyunca devam etmekte ve  Adnan Menderes Bulvarı’yla kesişmekte olup bulvarın geniş kaldırımları, havzanın batı ucundaki patikaya kadar uzanmaktadır. Eski ve yeni baraj arasında bulunmakta olan Dilberler Sekisi nehrin batı yakası boyunca uzanmakta olup patikanın en manzaralı bölümüdür.
     
    Merkez Park, Yüreğir İlçesi ve Seyhan İlçesininin sınırlarını oluşturan Seyhan Nehri’nin her iki yakasında ve Sabancı Camii’nin hemen kuzeyinde bulunan 33 hektarlık İlçe parkıdır. Açık bir alanda çok sayıda ağaç ve bitki türlerine ev sahipliği yapan parkın manzarası büyük ilgi çekmektedir. 2,100 koltuklu amfitiyatro, bir Çin üsulü bahçe ve iki kafesiyle şehrin merkezi eğlence alanıdır. Ayrıca Parkta pek çok kürekçinin cazibe merkezi konumunda bulunan Kürekçilik Kulübü vardır.
     
    Atatürk Park Cumhuriyetin ilk yıllarında kurulmuş 4.7 hektarlık bir parktır. Merkezi olarak ticari bölgede bulunmaktadır. Söz konusu parkta bir Atatürk büstü vardır ayrıca halka açık törenlere ev sahipliği yapmaktadır.
     
    İnönü Botanik Parkı, Adana Adalet Sarayı’nın bitişinde bulunmakta olup birçok türde Çukurova çiçekleri burada sergilenmektedir.
     
Toplam 8 bulundu. Şu anda 4. sayfadasınız« İlk sayfaÖnceki...23456Sonraki...Son sayfa »