• Harran İlçe Başkanı A. Kadir YILDIRIM’dan Yeni Yıl Mesajı

    Harran İlçe  Başkanı A. Kadir YILDIRIM’dan Yeni Yıl Mesajı

    Hak ve Huzur Partisi Harran İlçe  Başkanı A. Kadir YILDIRIM “2016 yılının sona ermesi ve 2017 yılının başlaması münasebetiyle bir mesaj yayımladı.

    İlçe Başkanı A.Kadir YILDIRIM” 2016 yılını da birlik ve beraberlik içerisinde, sevinç ve üzüntüleriyle geride bırakıyoruz. Yeni yılda, huzura ve mutluluğa olan umudumuzu tazeleyerek, beklentilerimize ulaşmak için çok çalışıp başta kamu kurum ve kuruluşlar olmak üzere, sivil toplum kuruluşları ve toplumun tüm kesimleriyle el ele vererek Harran ’mızın gelişmesi ve kalkınmasını sağlayacak çalışmaları yapmak hedefimiz olacaktır.

    akadiryildirim1

    Harran , Şanlıurfa  ve Türkiye ‘yi  daha mutlu yarınlara taşımak için bütün vatandaşlarımızın üzerine düşen fedakârlığı yerine getireceğine ve bunu kararlılıkla sürdüreceğine olan inancım tamdır.

    Acısı ve sevinciyle 2016 yılını geride bırakırken, gözyaşların sona ermesi, yerini barış, huzur ve kardeşlik ortamına bırakması en büyük temennimizdir.

    harrandan1

    Bu duygu ve düşüncelerle yeni yılın ülkemize, milletimize, tüm insanlığa, huzur, sağlık, mutluluk ve hayırlar getirmesini temenni eder, bütün Harran’lı hemşerilerimin, yeni yılını en içten duygularımla kutlar, sevgi ve saygılarımı sunarım. Dedi.

    sunam1

     

    HER AN TARİH

    Şanlıurfa’nın 44 km. güney doğusunda bulunan ve her yıl binlerce yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret edilen tarihi kent Harran, kendi adıyla anılan ovanın merkezinde kurulmuştur.

        Tevrat’ta da “Haran” olarak geçen yerin burası olduğu söylenir. İslam tarihçileri kentin kuruluşunu Nuh Peygamber’in torunlarından Kaynan’a veya İbrahim Peygamber’in kardeşi Arana(Harran) bağlarlar. XIII. Yüzyıl tarihçilerinden İbn-i Şeddat, Hz. İbrahim’in Filistin’e gitmeden önce bu şehirde oturduğunu, bu nedenle Harran’a Hz. İbrahim’in şehri de denildiğini, Harran’da İbrahim Peygamber’i evini adını taşıyan bir mescidin, Onun otururken yaslandığı bir taşın var olduğunu yazmaktadır.

        Harran, Kuzey Mezopotamya’dan gelerek batı ve kuzey batıya bağlanan önemli ticaret yollarının kesiştiği bir noktada bulunmaktadır. Bu özelliğinden dolayı Harran, Anadolu ile sıkı ticaret ilişkileri bulunan Asurlu tüccarların önemli uğrak yerlerinden biri idi. Anadolu’dan Mezopotamya’ya, Mezopotamya’dan Anadolu’ya olan ticaret akışının binlerce yıl Harran üzerinden yapılmış olması bu tarihi kentte zengin bir kültür birikiminin oluşmasına neden olmuştur.

        Harran; Ay, Güneş ve gezegenlerin kutsal sayıldığı eski Mezopotamya’daki Asur ve Babillerin politeist inancına dayanan Paganistliğin(Putperestlik) önemli merkezlerinden olması yönüyle de ünlü idi. Bu nedenledir ki Harran’da Astronomi ilmi çok ilerlemiştir. Dünyadaki üç büyük felsefe ekolünden birisi “Harran Ekolü ”dür. İlkçağdan beri varlığı bilinen Harran Üniversitesinde dünyaca ünlü birçok bilgin yetişmiştir.

        Emevi hükümdarlarından II. Mervan 744 yılında Harran’ı Emevi Devleti’nin başkenti yapmıştır. Emevilerin Asya bölümü 750 yılında Abbasilere yenilerek Harran’da sona ermiştir. Abbasi hükümdarı Harun Reşit zamanında  “Harran Üniversitesi”  dünyada büyük bir ün kazanmıştır.

       Bugün Cüllab ve Deysan ırmakları kurumuş olduğundan Harran sudan ve yeşilden mahrum bir ovanın ortasında 5000 yıllık  tarihi ile ayakta durmaktadır. Tipik evleri, höyüğü, kalesi, şehir surları ve çeşitli mimari kalıntıları ile turistlerin büyük ilgisini çekmektedir. Atatürk Barajı ve Urfa Tünelleri vasıtasıyla Harran Ovası’na akıtılan Fırat Nehri, Harran’ı tarihteki yeşil ve verimli günlerine tekrar kavuşturmuştur.

    HER AN KÜLTÜR

    Harran milattan önceki dönmlere uzanan bir tarihe sahiptir. Geleneksel örf  ve adetleri de aynı tarihlere kada uzanan bir seyir takip eder.

    Tarih seyri içinde birçok konuda olduğu gibi Harran gelenek ve göreneklerinde dedeğişmeler ve etkilemeler olmuştur.

    Cumhuriyet dönemindeki kültür değişimleri sınırlı olsada bu alanda da etkisini göstermiş, kültür hayatımızda yeni kurumlar yerini almış, kültür hayatımızın önemli unsurlarından giyim kuşam, gelenek ve görenekler gibi folklor oyunlarımız gibi birçok konularda değişiklikler olmuştur. Güneydoğu Anadolu Projesine bağlı olarak son yıllardaki nüfus artışı, kültür değişimi sürecini hızlandırmış ve bu süreç artarak devam etmektedir.

    Bugün, sıra gecesi, dağ yatısı, düğün, nişan, gelin hamamı gibi birçok gelenek bütün canlılığıyla yaşamaktadır. Sanayileşme, nüfus artışı ve teknolojisin gelişmesi, bugün mevcut olan birçok özgün halk kültürü ürününün zamanla yok olmasına, bir kısmının da değişmesine neden olacaktır.

    Bunların dışındaki gelenek ve görenekler, atasözleri, beddular, bilmeceleri halk hikayeleri, masallar, halk ilaçları, çocuk oyunları, el sanatları, efsaneler gibi birçok konu Harran kültürünün ayrılmaz parçalarıdır.

    harran kalesi.png

    HARRAN KALESİ

    Şehrin güney doğusunda yer alan İçkale, surların o kesimdeki parçasını oluşturmaktadır.

    Hemen hemen bütün kaynaklar, kalenin yerinde bir Sabii mabedinin bulunduğundan söz etmektedirler. İslâm kaynaklarında kaleden ilk kez bahseden el Mukaddesi (h. 4.-m. 10. asır) burasının Kudüs kalesi gibi taştan yapıldığını, güzel ve sağlam olduğunu söylemektedir.
    XVII. yüzyılın ortalarında Harran’ı ziyaret eden Evliya Çelebi Harran Kalesi için, “Urfa’dan güney tarafında 9 saat giderek Harran Kalesi’ne geldik. Burayı da Nemrud yapmıştır. Çöl içinde gayet sağlam bir kaledir. Beşgen şeklinde olup sanki usta elinden yeni çıkmış gibidir” demektedir.

    Düzensiz dikdörtgen planındaki Harran Kalesi’nin dört köşesinde onikigen birer kule bulunmaktadır. Bunlardan kuzey batıdaki kule tamamen yıkılmıştır. Güney doğudaki kulenin dış kısmı yıkılmış olup iç kısmı ayaktadır. Güney batıdaki ve kuzey doğudaki kuleler ise kısmen ayaktadır.

  • Naif Çelebi “2017’de, tüm dünyada barış, huzur ve kardeşlik egemen olsun”

    Hak ve Huzur Partisi Şanlıurfa İl Başkanı Naif Çelebi  Yeni Yıl mesajı yayınladı;

    Naif Çelebi  2017’nin, tüm dünyada barış, huzur ve kardeşliğin egemen olduğu bir yıl olmasını diledi.

    “Yeni bir yıla girerken sevgi ve barış diliyorum. Savaşların, acıların ve felaketlerin, geçip giden koca bir yıl gibi geride kalması umuduyla yeni yılınız kutlu olsun nice güzel ve mutlu huzurlu yıllara  “

    logoHak ve Huzur Partisi Şanlıurfa İl Başkanı Naif Çelebi  “Türkiye halkı ve yer aldığımız coğrafyada yaşayan insanlar acılarla, sıkıntılarla yüklü bir yılı daha geride bıraktı. Her günü ölüm haberleriyle, her günü gözyaşıyla ve her günü açlık-sefalet içinde geçen milyonların “umut” duyguları yavaş yavaş tüketiliyor. Boğazımızın düğümlendiği, sözün bittiği yerdeyiz. Oysa bu değil yaşam.Kaybolan yıllar elbette geri getirilemez ama gelecek yılları kurtarabiliriz!Kendimiz için.. çocuklarımız için.. torunlarımız için.

    naifbey

    İnsanlık için ! 2017’nin tüm dünya’ya sevgi, barış, kardeşlik, huzur getirmesi dileğiyle milletimizin ve dünya halklarının Yeni Yıl’ını en içten duygularımla kutluyorum.”

     

  • Hak ve Huzur Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet HOROZ’un Yeni Yıl mesajı

    Hak ve Huzur Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet HOROZ  Yeni Yıl mesajı yayınladı;

    “Yeni bir yıla girerken sevgi ve barış diliyorum. Savaşların, acıların ve felaketlerin, geçip giden koca bir yıl gibi geride kalması umuduyla yeni yılınız kutlu olsun nice güzel ve mutlu huzurlu yıllara  “

    logoMehmet HOROZ  “Türkiye halkı ve yer aldığımız coğrafyada yaşayan insanlar acılarla, sıkıntılarla yüklü bir yılı daha geride bıraktı. Her günü ölüm haberleriyle, her günü gözyaşıyla ve her günü açlık-sefalet içinde geçen milyonların “umut” duyguları yavaş yavaş tüketiliyor. Boğazımızın düğümlendiği, sözün bittiği yerdeyiz. Oysa bu değil yaşam.Kaybolan yıllar elbette geri getirilemez ama gelecek yılları kurtarabiliriz!Kendimiz için.. çocuklarımız için.. torunlarımız için.

    mehmethoroz mehmethoroz2

    İnsanlık için ! 2017’nin tüm dünya’ya sevgi, barış, kardeşlik, huzur getirmesi dileğiyle milletimizin ve dünya halklarının Yeni Yıl’ını en içten duygularımla kutluyorum.”

    urfa55

    urfa41

  • Hak ve Huzur Partisi Genel Başkan Yardımcısı Şerif Kaplan’ın Yeni Yıl mesajı

    Hak ve Huzur Partisi Genel Başkan Yardımcısı Türkiye ve Avrupa Sorumlusu Baş Danışmanı Şerif Kaplan Yeni Yıl mesajı yayınladı;

    “Yeni bir yıla girerken sevgi ve barış diliyorum. Savaşların, acıların ve felaketlerin, geçip giden koca bir yıl gibi geride kalması umuduyla yeni yılınız kutlu olsun nice güzel ve mutlu huzurlu yıllara  “

    logoŞerif Kaplan  “Türkiye halkı ve yer aldığımız coğrafyada yaşayan insanlar acılarla, sıkıntılarla yüklü bir yılı daha geride bıraktı. Her günü ölüm haberleriyle, her günü gözyaşıyla ve her günü açlık-sefalet içinde geçen milyonların “umut” duyguları yavaş yavaş tüketiliyor. Boğazımızın düğümlendiği, sözün bittiği yerdeyiz. Oysa bu değil yaşam.Kaybolan yıllar elbette geri getirilemez ama gelecek yılları kurtarabiliriz!Kendimiz için.. çocuklarımız için.. torunlarımız için.

    serifkaplan serifkaplan1 serifkaplan3

    İnsanlık için ! 2017’nin tüm dünya’ya sevgi, barış, kardeşlik, huzur getirmesi dileğiyle milletimizin ve dünya halklarının Yeni Yıl’ını en içten duygularımla kutluyorum.”

    bircik1

    urfa53urfa41urfa33urfa27balik4balik5balik2balik

    01 bir1 bir2 bir3 bir4 birecik1

    Birecik, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin Orta Fırat bölümünde Şanlıurfa iline bağlı 96.000 nüfuslu bir ilçe merkezidir. Fırat ırmağının eskiden sadece doğu kıyısındayken son yıllarda her iki kıyısı üzerinde, deniz seviyesinden 450 metre yükseklikte kurulmuştur.

    Birecik Şanlıurfa’ya 83, Gaziantep’e 63 km uzaklıktadır. Evler, ırmak boyundaki dar bir düzlükte ve bunun gerisinde yükselen dik bir yamaç üzerine yayılır. Bu yamaç üzerinde bir de kalesi vardır. Fırat, Birecik’in bulunduğu noktadan itibaren aşağıya doğru ufak çapta nehir nakliyatına elverişlidir. Bu sebeple, Birecik eskiden beri kara ve nehir ulaşımı arasında bir aktarma yeri olarak önem kazanmıştır. Daha sonraki devirlerde İstanbul-Bağdat demiryolunu Birecik’ten değil de biraz güneyden geçmesi ve kervan ticaretinin eski önemini kaybetmesiyle kasaba gerilemeye başladı.İnşası 1951’de başlayıp 1956’da sona eren Birecik Köprüsünün yapılması kasabanın önemini yeniden artırdı.

    ser

  • Abdullah Karakeçi “Mutlu Yıllar DİYARBAKIR”

    Abdullah Karakeçi “Mutlu Yıllar DİYARBAKIR

    Hak ve Huzur Partisi  Diyarbakır İl Başkanı  Abdullah Karakeçi Yeni Yıl mesajı yayınladı;

    “Yeni bir yıla girerken sevgi ve barış diliyorum. Savaşların, acıların ve felaketlerin, geçip giden koca bir yıl gibi geride kalması umuduyla yeni yılınız kutlu olsun nice güzel ve mutlu huzurlu yıllara  “

    diyar

    diyarbaki12

    diyarbaki1

    diyarbaki

    Abdullah Karakeçi “Türkiye halkı ve yer aldığımız coğrafyada yaşayan insanlar acılarla, sıkıntılarla yüklü bir yılı daha geride bıraktı. Her günü ölüm haberleriyle, her günü gözyaşıyla ve her günü açlık-sefalet içinde geçen milyonların “umut” duyguları yavaş yavaş tüketiliyor. Boğazımızın düğümlendiği, sözün bittiği yerdeyiz. Oysa bu değil yaşam.Kaybolan yıllar elbette geri getirilemez ama gelecek yılları kurtarabiliriz!Kendimiz için.. çocuklarımız için.. torunlarımız için.İnsanlık için ! 2017’nin tüm dünya’ya sevgi, barış, kardeşlik, huzur getirmesi dileğiyle milletimizin ve dünya halklarının Yeni Yıl’ını en içten duygularımla kutluyorum.”

  • Nazmi KUMCULAR “Mutlu Yıllar ERZURUM ”

    Nazmi KUMCULAR “Mutlu Yıllar ERZURUM

    Hak ve Huzur Partisi  Erzurum İl Başkanı Nazmi KUMCULAR Yeni Yıl mesajı yayınladı;

    “Yeni bir yıla girerken sevgi ve barış diliyorum. Savaşların, acıların ve felaketlerin, geçip giden koca bir yıl gibi geride kalması umuduyla yeni yılınız kutlu olsun nice güzel ve mutlu huzurlu yıllara  “

    Nazmi KUMCULAR “Türkiye halkı ve yer aldığımız coğrafyada yaşayan insanlar acılarla, sıkıntılarla yüklü bir yılı daha geride bıraktı. Her günü ölüm haberleriyle, her günü gözyaşıyla ve her günü açlık-sefalet içinde geçen milyonların “umut” duyguları yavaş yavaş tüketiliyor. Boğazımızın düğümlendiği, sözün bittiği yerdeyiz. Oysa bu değil yaşam.

    nazmi

    Kaybolan yıllar elbette geri getirilemez ama gelecek yılları kurtarabiliriz!Kendimiz için.. çocuklarımız için.. torunlarımız için.İnsanlık için ! 2017’nin tüm dünya’ya sevgi, barış, kardeşlik, huzur getirmesi dileğiyle milletimizin ve dünya halklarının Yeni Yıl’ını en içten duygularımla kutluyorum.”

    ERZURUM
    Doğu Anadolu’nun en büyük kenti olan Erzurum’un MÖ 4900 yıllarında kurulduğu tahmin edilmektedir. Erzurum’u da içine alan bölge tarih boyunca Urartular, Kimmerler, İskitler, Medler, Persler, Parftlar, Romalılar, Sasaniler, Araplar, Selçuklular, Bizanslılar, Sasaniler, Moğollar, İlhanlılar ve Sfaviler gibi çok çeşitli kavim ve milletler tarafından idare edilmiştir.1514 yılında şehir ve çevresini fetheden Osmanlılar, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu 1923 yılına kadar bu topraklarda hüküm sürmüşlerdir.
     
    Milli mücadele, milli birlik ve bağımsızlık hareketinin temelinin atıldığı Kongre 23 Temmuz 1919 da Erzurum’da toplamıştır.
     
    Erzurum’un bilinen ilk adı Doğu Roma (Bizans) İmparatoru II.Theodosios’ a (408-450) izafe edilen Theodosiopolis’ ti, şimdiki Erzurum’ un yerinde kurulmuştu. IV. asır sonuna doğru Roma imparatorluğu sınırları içine alınmış ve 415 tarihinde Theodosios’ un emriyle Şark Orduları Kumandanı Anatolius tarafından kurulmuştur. Urfalı Mateos’ a göre bu şehir Garin mıntıkasında Fırat’ın kaynağına yakın bir yerde bulunuyordu. Belazurî. bölgeye hakim olan Ermenyakos’ un ölümü üzerine yerine geçen Kali adlı karısı tarafından kurulduğu için Araplarda Kalikala (Kali’ nin ihsanı) adını vermişlerdir. Belazuri Kalîkala’ yı dördüncü Ermeniyye şehirleri arasında sayar ve Ermeniyye şehirlerinden biri olarak kabul eder. X. asır İslam coğrafyacıları Kalikala şehri hakkında bize malumat vererek, doğuda ev eşyasının en önemlisi sayılan Kali (halı)nın burada yapıldığım ve adını bu şehirden almış olduğunu kaydetmektedirler. Hudud alalam’ ın yazarı bu şehrin müstahkem bir kalesi bulunduğunu ve her taraftan gelen gazilerin burayı nöbet tutarak koruduklarım Ve şehirde tüccarların çok olduğunu bildirmektedir. Bugünkü Erzurum adı ise, Erzen’ in Selçuklular tarafından fethedilmesi üzerine ahalisinin Theodosiopolis’ e (Kalikala=Karin) göç etmelerine müteakip bu şehre Erzen ve Türk hâkimiyetinin ilk safhalarında bu adın sonuna, Meyyafarikin (Silvan) ile Siirt arasındaki Erzen’ den ayırmak ve Anadolu’ya ait olduğunu belirtmek üzere Rum kelimesi ilave edilerek, Erzen al-Rum denilmesinden kaynaklanmıştır. Selçuklular tarafından Erzurum’da basılmış paraların üzerinde şehrin adı Arzan al-Rum şeklinde yazılmıştır.
     
    Tarih Öncesi Çağlar
     
    Erzurum ve çevresi özellikle son Kalkolitik ve Eski Tunç çağından itibaren yoğun iskana ve siyasi olaylara tanık olmuştur. Bunun sebebi en eski çağlardan beri önemli ticari ve askeri yolların kavşak noktasında yer almaşı, zengin akarsu ağım bünyesinde bulundurması ve doğal savunma zeminine sahip olmasıdır. Çevredeki sert iklim şartlarına rağmen.dağ silsileleri ve akarsu boylarındaki verimli ovalar tarıma ve bilhassa hayvancılığa uygun bir ortam oluşturmuştur. Karaz, Pulur ve Güzelova kazılarının tanıklığında, yaklaşık altı bin yıldan beri çevredeki yaşama biçiminin devam ettiği söylenebilir. Bölgede M.Ö. IV. binden itibaren çok kuvvetli bir kültür birliğinin olduğu da ortaya çıkmıştır.
     
     
    MUSTAFA KEMAL PAŞA ERZURUM’DA
     
    İstanbul Hükümeti, İtilaf Devletleri’nin baskıları sonucu, Anadolu’da asayişi sağlamak amacıyla ordu müfettişlikleri teşkil etli. Bu tasarı gereğince. Doğu Anadolu’ da ki 9. Ordu Müfettişliğine Mustafa Kemal Paşa tayin edildi. Mustafa Kemal Paşa’ ya verilen talimata göre, Trabzon, Erzurum, Sivas, Van Vilayetleriyle Erzincan ve Canik müstakil livalarına gereken emirleri verebileceklerdir. Mustafa Kemal Paşa’ ya verilen bu geniş talimattan da anlaşılacağı üzere, O’ nun görevi yalnızca Samsun ve havalisindeki asayişsizliğe son vermenin ötesinde idi. Anadolu’ ya ayak basar basmaz yapmaya başladığı işlerde bunu ortaya koymaktadır.
     
    Mustafa Kemal Paşa 3 Temmuz 1919’da Erzurum’a geldi, ilk karşılama merasimi Erzurum’un batısında on yedi kilometre uzaklıktaki Ilıca’ da yapıldı.
     
    Mustafa Kemal Paşa Erzurum’a gelişinin ertesi günü 4 Temmuz’da Erzurum Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ni ziyaret etti.
     
    Mustafa Kemal Paşa, 5 Temmuz 1919’da yakın arkadaşları ile bir toplantı yaptı. Toplantı-ya Karabekir Paşa, Rauf Bey, Eski Vali Münir, Süreyya, Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanı Kazım, Kurmay Binbaşı Hüsrev, Binbaşı Refik, M.Müfit Beyler katılmışlardı. Toplantıda bulunanlar, Mustafa Kemal Paşa’ ya sonuna kadar yardım edeceklerine, onu lider olarak kabul ettiklerine dair söz verdiler.
    Ermeni Meselesi
    1.Dünya Savaşında Erzurum, istilacı Çarlık Rus Ordusunun ilk hedefi üzerindeydi. Osmanlı Ordularının hezimeti üzerine, önlerinde ciddi bir engel görmeyen Rus Ordusu, General Yudeniç’in komutasında Erzurum’a doğru ilerledi. Erzurum 16 Şubat 1916 da Ruslar tarafından işgal edildi. 1917 yılında Rusya’da Çarlık rejimi yıkılmış, Bolşevikler ülkede duruma el koymuşlardır. Rusya’da bu yönetim değişikliği üzerine Ruslar, işgal ettikleri Doğu Anadolu Bölgesini boşaltarak ülkelerine dönmeye başlamışlardır. Ancak Doğu Anadolu’da Ermenistan hayaliyle yaşayan Ermeniler süratle silahlanarak, Erzurum ve çevresinde “soykırıma” giriştiler. Erzurum Rus II. Topçu Kale Komutanı olan Twerdo Khlebov, Ermenilerin bu kanlı hareketlerine sadece seyirci kaldı.
    Erzurum ve çevresinde Türklere uygulanan “soykırımı” Taşnak Generali Antranik yönetmiştir. 2 Mart 1918 tarihinde Erzurum Merkez Kumandanlığına tayin olunan General Antranik Alaca, Tepeköy. Ilıca, Yeşil yayla katliamlarında aktif rol oynamış, binlerce insanın hayatına acımasızca son verdirmiştir. Ayrıca Erzurum ve çevresindeki Türk “soykırımın” da Fransız asıllı Ermeni Albayı Morel, Divan-ı Harp üyesi Sohumyan, Muratyan, Dr. Azeryef ve Dr. Karakin Pastırmacıyan görev almışlardı.
    1918 yılının Şubat ve Mart aylarında bu tarihi şehir insanıyla, medeniyetiyle, kültür varlıklarıyla ortadan kaldırılmaya çalışılıyordu. Şehrin her mahalle ve şose yollarında, çarşılarda Ermeni çete noktaları kurulmuştu. Yol yaptırmak bahanesiyle toplu halde götürülen insanlar Kars kapı ve Yanık dere bölgelerinde, senelerce ekmeğini bölüştüğü Ermeni canileri tarafından şehit edilmişlerdir.
    Sonra Erzurum Garnizonlarında bulunan Ermeni askerleri evlere saldırarak yağma, öldürme, ırza geçme gibi muameleleri yapmaya başlamışlardır. Erzurum’a giren Türk birlikleri şehir içinde 2127 şehit defnetmişler, ayrıca Kars kapıda da 250 ceset bulmuşlardır. Türk-Ermeni ilişkilerini tarihi perspektif içerisinde incelediğimizde, bölgede Türk insanıyla birlikte yaşamış, kapı komşusu olmuş Ermeni’nin ihaneti açıkça ortadadır. Milleti Sadıka diye adlandırılan Ermenilerin Aşkale, Tazegül, Cinis, Alaca, Ilıca, Tepeköy, Erzurum-Merkezde; Yanık dere, Kars kapı, Ezirmikli Osman Ağa ve Mürsel Paşa konakları, Yakutiye Kışla hamamı, Yeşil yayla, Hasankale-Tımar, Köprüköy, Horasan da yaptıkları insanlık dışı katliamlar sonunda Türk Milleti’nin hafızasında “Yerli Gavur” olarak unutulmayacak bir iz bırakmıştır.
    Kazım Karabekir Paşa, 12 Mart sabahım şöyle dile getiriyordu: “Erzurum’da halk göz yaşları içinde kimi babasını, kimi karışım yakılmış yada süngülenmiş buluyor, saçlarım yoluyordu, sokaklarda canlılıktan bir iz bile kalmamıştı. Yerlerde çocuk, kadın ve yaşlılar kanlar içinde yatıyordu.” Ermenilerin yalnız son gece (11-12 Mart 1918) 3000 Müslüman Türk’ü öldürdüklerini, Erzurum’daki Rus Yarbayı Twerdo- Khelebof anılarında ifade etmiştir. “Demiryolu istasyonun da sanki bir mezarlık ölülerini dışarıya çıkarmıştı. Cenazeler arasından geçerek feci duruma gözlerimizle şahit olduk. Bilhassa Tahtacılar semtinde karşılıklı yer alan Osman Ağa ve Mürsel Paşa konaklarına doldurulup yakılan ve katledilen Erzurumlular insanı titrediyordu.”
    Erzurum’da resmi belgelere göre 9563 yerli Türk ahali Taşnak Ermeni çeteleri tarafından şehit edilmiştir.
    12 Mart 1918 günü Türkün kalbi olan Erzurum’un esaretten hürriyete, ölümden hayata kavuştuğu bir gündür. 12 Mart 1918 de Türk Hükümeti, Doğuda ki güzel toprakları, yüksek dağları mert kanıyla sulayarak, düşmana göğüs geren Erzurum’u karanlık bir günden kurtardığının yıl dönümüdür.
    12 Mart 1918 tarihi Erzurum kalesinin beklediği kutsal sabahtır. 84 yıl önce bir 12 Martta zamanın saygısı altında kalan, hatırladıkça kanayan bir yara içimizi sızlatır, sevincimizi göz yaşlarımızın ıslaklığı, mutluluğu kederimizin hüznü, Hürriyetimizde kanımızın pahası, yaşamımızda Türk olmanın gururu, bayrağımızda varlığımızın manası vardır ve saklıdır, işte 12 Mart kutlu günümüzün bizlere hatırlattıkları bu duygu ve fikirlerdir.
     
    ERZURUM KONGRESİ – (23 TEMMUZ – 7AĞUSTOS 1919)
     
    Erzurum Kongresi, I. Dünya Savaşı’nın uğursuzluğunu acımasız maddeleri ile tamamlayan Mondros Mütarekesi’nin (30 Ekim 1918) uygulanmaya başlandığı tarihlere rastlamaktadır. Osmanlı İmparatorluğu’nun imzalamak zorunda kaldığı mütarekenin 24. Maddesi: “Vilâyat-ı Sitte’de karışıklık çıktığı takdirde, bu vilâyetlerin herhangi bir kısmının işgal hakkını İtilâf Devletleri muhafaza ederler” şeklinde düzenlenmişti. Söz konusu vilâyetler: Erzurum, Van, Bitlis, Elazığ, Diyarbakır ve Sivas vilâyetleridir ve mütareke belgesinin İngilizce olan metninde bu vilâyetler “Ermeni Vilâyetleri” olarak ifade edilmiştir. Bu durum, öteden beri varlığı hissedilen Ermeni tehlikesini tekrar gündeme getirmiş ve meseleye yönelik duyarlılık ilk olarak kendini, İstanbul’da, “Vilâyat-ı Şarkıyye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti”nin kurulmasıyla göstermiştir.(Aralık 1918) Daha sonra Mart 1919’da Erzurum’da bu cemiyetin bir şubesinin açılmasıyla beraber bölgedeki teşkilatlanmanın öncülüğü yapılmış, bundan sonra Erzurum, Milli Mücadele’nin temellerinin atıldığı önemli merkezlerden biri haline gelmiştir. Şehrin Ermenilere verileceği söylentileri bir panik havası yaratmış, bu ortamda halk cemiyete sıkı sıkıya bağlanıp bölgenin ve vatanın kurtuluşu için çare yolları aramaya başlamıştır. Bu süreç içerisinde toplanan Erzurum Kongresi, savaşlar, antlaşmalar ve mücadelelerle uzayıp gelen tarih zincirinin önemli bir halkasını oluşturmuştur.
    Kongre, Erzurum Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye ile Trabzon Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyetlerinin ortak girişimleriyle 23 Temmuz (Çarşamba) – 7 Ağustos (Perşembe) 1919 tarihleri arasında Nutuk’ta belirtildiği gibi çalışmalarını 14 günde tamamlamıştır. Mustafa Kemal ve Rauf Beyler’in Kongreye Erzurum (merkez) delegeleri olarak katılabilmeleri için Emekli Binbaşı Kazım (Yurdalan) ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kurucularından Cevat (Dursunoğlu) Bey, delegelik haklarından vazgeçmişlerdir.
    Kongrenin ilk günü yapılan oylama ile Mustafa Kemal Paşa, Kongre başkanı seçilmiştir. Mustafa Kemal yaptığı açılış konuşmasında, Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu durumu, dünyanın çeşitli yerlerinde milli bağımsızlık uğruna yapılan mücadeleleri anlatarak bağımsız, milli bir iradenin Anadolu’dan çıkacağını ve bunun millete dayanması gerektiğini belirtmiştir. Yoğun çalışmalardan sonra 7 Ağustos’a kadar süren kongre, aynı gün Heyet-i Temsiliye seçimlerini yapmış, 9 kişilik heyetin başına Mustafa Kemal getirilmiştir. Böylece milli mücadelenin ilk siyasi kuruluşu da oluşturulmuştur. 
    Kongre sonunda yayınlanan beyannamenin giriş kısmında: Aydın Vilâyetinde Yunanlıların, Kafkasya’da Ermenilerin, Karadeniz’de Rumların Müslüman ahaliye yaptığı zulümlerden, milleti parçalanma tehlikesi karşısında gören Doğu Anadolu halkının kurduğu cemiyetler vasıtasıyla Erzurum Kongresi’ne katıldığından ve kongrenin yayınlanan kararları aldığından bahsedilmiştir. Kongrede alınan kararlar şu şekilde özetlenebilir: Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür ayrılık kabul edilemez; İşgal ve müdahaleler sonucu Osmanlı Devletinin dağılması halinde millet tek vücut olarak yurdunu savunacaktır; Vatanın bağımsızlığını korumaya İstanbul Hükümeti’nin gücü yetmediği takdirde, geçici bir hükümet kurulacaktır. Bu hükümet milli kongre tarafından seçilecektir; Kongre toplantıda değilse bunu Heyet-i Temsiliye üstlenecektir; Kuvâ-yı Miliyeyi etken ve milli iradeyi hakim kılmak esastır; Hıristiyan azınlıklara siyasî hakimiyet ve sosyal dengemizi bozacak ayrıcalıklar verilemez; Manda ve himaye kabul edilemez; Milli Meclis’in hemen toplanmasını ve hükümet işlerinin meclis denetiminde yürütülmesini sağlamak için çalışılacaktır.
    Erzurum Kongresi’nin amacı, sadece doğu bölgesinin bütünlüğü değil, 30 Ekim 1918’deki sınırıyla “Vatanın bütünlüğü” idi. Bağımsızlık ise, yine bütün Türk milletinindi. Bu gayenin ilk adımı Erzurum Kongresi’nde atıldı. 
    Kongrenin kabul ettiği kararları, belirlediği hedefleri, çizdiği stratejiyi iyi tahlil etmek gerekir. Kongrenin benimsediği hedefler, Türk Milli mücadelesinin de gerçekleştirmeye çalıştığı milli hedeflerdir. Milli Mücadele hareketinin siyasal temeli olan “hukuk-ı milliye” ilk olarak bu kongrede dile getirilmiştir. Kongrenin kabul ettiği kararlar ise milli bağımsızlık savaşımızın programı olarak ele alınmış, belirlediği hedefler gerçekleştirilmiştir. 28 Ocak 1920’de Son Osmanlı Mebusan Meclisi’nde Misâk-ı Milli adıyla kabul edilip, 17 Şubat 1920’de bütün dünyaya ilân edilen programın esasları Erzurum’da, bu kongrede belirlenmiştir. Kongre, temsil ettiği fikir ve prensiplerle, sağladığı yetkiler bakımından Milli Mücadele hareketinin tarihi bir hareket ve çıkış noktasıdır. Mustafa Kemal Atatürk’ün ifadesiyle; “Tarih şüphesiz bu kongreyi ender ve büyük bir eser sayarak bağrına basacaktır.”
    image0251 image0262 image0282 image0311 image0331 image0351 image0361 image0401 image0431 image0471
  • Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ, yeni yıl mesajı yayımladı.

    Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı  Gürsel YILDIZ, yeni yıl mesajı yayımladı.

    Yıldız, mesajında 2016 yılını değerlendirirken, 2017 yılına ilişkin beklentilerini dile getirdi.

    Gürsel YILDIZ ‘nın mesajı şöyle:

    “Bir yılı daha geride bırakıyoruz. 2016 yılı tüm dünya için tarihi dönüm noktalarının yaşandığı, zorlukların ve değişimlerin yılı oldu.

    2016 yılı Amerika’daki seçimler, Brexit, mülteci krizi, Suriye’de yaşanan çatışmalar, terör olayları ve bölgemizde yaşanan diğer gelişmelerle dünyada önemli değişimlerin yaşandığı; belirsizliklerin artarak devam ettiği bir yıl oldu.

    Terör örgütleri, Türkiye’ye karşı husumet besleyen tüm devletlerin, tüm karanlık kurumların bir kuklası, bir taşeronu haline dönüşmüştür.

    Türkiye üzerinde  büyük oyunların  oynandığı ve oynanmaya  devam edildiği  bir  ortamda Ülkemizin daha  çok  sıkıntılar çekmemesi için birlik ve  beraberliğin  bir ilaç olduğunu  unutmamamız gereklidir.

    gursel1 gursel2 gursel3 gursel4 gursel5 gursel6 gursel7 gursel8 gursel9

    Türkiye, devleti ve milletiyle birlik içinde, bu engellerin hepsini de, Allah’ın izniyle aşacaktır. Bu duygularla bir kez daha 2017 yılının ülkemiz, milletimiz, tüm insanlık için barış, huzur, sağlık, güvenlik ve refah içinde geçmesini temenni ediyorum.

    Tüm vatandaşlarımın yeni yılını tebrik ediyor, selamlarımı, saygılarımı sunuyorum.”

  • Gürsel YILDIZ’ dan Mehmet Akif Ersoy’u Anma Mesajı

    Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ , Mehmet Akif Ersoy’un vefatının 80. yıl dönümü nedeniyle bir mesaj yayımladı. Gürsel YILDIZ  mesajında şu ifadelere yer verdi:

    ‘’İstiklâl Marşı şâirimiz, büyük dâvâ adamı Mehmet Akif Ersoy, ebedi âleme göç edişinin ardından geçen 80 yıla rağmen, eserleri ve fikirleri ile milletimizin yüreğinde hâlâ dipdiridir. Akif, ölümünden sonra gelen kuşaklar boyunca Türk gençliğini, fikriyat ve hissiyat yönünden şekillendiren ustalardandır.

    Ülke olarak keskin bir dönemeçten geçtiğimiz bu zor günlerde; Akif’in o gür sesinden işittiğimiz “Korkma” hitabı milletimize dün olduğu gibi bugün de güç ve umut vermektedir. Devletimiz; üstümüze dört bir koldan saldıran, her şekilden ve cinsten terör dalgasına karşı mücadele etmektedir. Etrafımız bir ateş çemberiyle çevrilmişken; “taunlara zûl gelecek rezil istila”ya karşı, onun bir Mehmetçik süngüsü gibi doğrulttuğu mısralar unutulmamalıdır.

    mehmetakif

    24kasim

    Bu millete diz çöktürmek isteyen “hayâsızca akın”, dün olduğu gibi bugün de mağlubiyete uğramıştır. Darbeci ihanet şebekesine, bombalarıyla, kurşunlarıyla ve paralarıyla taarruz edenlere karşı bir kale gibi dimdik duran Türkiye’nin iradesidir. İşgalcilerin ne kendileri ne de maskeli terörist maşaları bu topraklara dair kurdukları hayallere asla muvaffak olamayacaklardır. Akif’in o meşhur duası inşallah kabul olacak ve Allah bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırmayacaktır.

    Bölünmeye ve ayrışmaya karşı ortak değerlerimizde birleşmenin ehemmiyetini hep beraber daha iyi idrak ettiğimiz günlerde; Akif’in milletimiz için kıymeti çok daha aşikârdır. Üzerinde yaşadığımız ortak vatanın ve gölgesini paylaştığımız bayrağımızın manası bizim için neyse; Akif’in kaleminden dökülen İstiklâl Marşı da aynı anlama gelmektedir. Kurtuluş mücadelesi verdiğimiz o günlerde, Mehmet Akif Ersoy milletimize kelimeler ve cümlelerden oluşan bir bayrak hediye etmiştir. Dünya döndükçe o bayrağı şerefle taşımak, her mısraını hissedercesine yaşamak ve yarınlarımızı o ruh üzerine inşa etmek boynumuzun borcudur.

    İçinde bulunduğumuz zaman dilimi göstermiştir ki; Millî şairimizin o hep özlemini çektiği  “Asım’ın nesli” bu topraklarda hayat sürmekte ve şairin rüyasını gerçeğe dönüştürmektedir.

    Bu topraklara ve bu milletin evlatlarına; nice kıymetli eser ve bir milli şuur armağan ederek aramızdan ayrılan Mehmet Akif Ersoy’u vefatının 80. yılında saygı, rahmet ve minnetle anıyorum.’’

    İSTİKLAL MARŞI

    Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak; Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak; O benimdir, o benim milletimindir ancak.

    Çatma, kurban olayım, çehrene ey nazlı hilal! Kahraman ırkıma bir gül… Ne bu şiddet, bu celal? Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal; Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklal.

    Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım. Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım! Kükremiş sel gibiyim: Bendimi çiğner, aşarım; Yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım.

    Garb’ın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar; Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var. Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar, ”Medeniyet!” dediğin tek dişi kalmış canavar?

    Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın; Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın. Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın… Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

    Bastığın yerleri ”toprak!” diyerek geçme, tanı! Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı. Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı: Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

    Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda? Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda! Canı, cananı, bütün varımı alsın da Huda, Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

    Ruhumun senden İlahi şudur ancak emeli: Değmesin ma’bedimin göğsüne na-mahrem eli; Bu ezanlar — ki şehadetleri dinin temeli — Ebedi, yurdumun üstünde benim inlemeli.

    O zaman vecd ile bin secde eder — varsa — taşım; Her cerihamda, İlahi, boşanıp kanlı yaşım, Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na’şım! O zaman yükselerek Arş’a değer, belki, başım.

    Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal! Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal. Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlal: Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet; Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklal.

    MEHMET AKİF ERSOY KİMDİR?

    Mehmet Akif Ersoy, İstiklal Marşı’nın güftekarı, şair ve yazar.

    Mehmet Akif Ersoy, 20 Aralık 1873’te İstanbul’da doğdu. Babası Fatih Medresesi müderrislerinden Mehmet Tahir Efendi, Osmanlı Devleti’ne bağlı Arnavutluk’un İpek kazasına bağlı Şuşise Köyü’nden İstanbul’a gelmiş, annesi Emine Cemile Hanım ise Buharalı Mehmet Efendi’nin kızı olarak Samsun’da doğmuştu. Mehmet Tahir Efendi, ona ebced hesabıyla doğduğu yıl olan 1290’a karşılık gelen Rağıf ismini vermişse de çevresi tarafından Akif olarak çağırıldı. Akif dışında bir de Nuriye adında bir kızları bulunuyordu.

    Mehmet Akif, İstanbul’da Fatih’in Sarıgüzel semtinin Nasuh Mahallesi’nde doğdu. Çocukluğu Osmanlı Devleti’nin “hasta adam” olarak nitelendirildiği döneme denk geldi. 1878 yılında, Akif 4 yaşındayken Fatih’de Emir Buhari Mahalle Mektebi’ne başladı. Burada iki yıl eğitim gördükten sonra Fatih İbtidaisi’ne geçti. Aynı yıl babası ona Arapça dersleri vermeye başladı.

    Babasının yazın Emin Paşa’nın çocuklarına ders vermesi sebebiyle Emin Paşa’nın çocukları ile arkadaşlık kurdu. Mehmet Akif, 1882 yılında ilköğretimini tamamlayarak Fatih Merkez Rüştiyesi’ne başladı. Ayrıca Fatih Camii’nde Esad Dede’nin İran Edebiyatı derslerine katılıyordu. Lise eğitiminde Mülkiye’nin İdadi bölümünde başladıktan sonra yüksek kısmına geçti. Kısa bir süre sonra evlerinin yanması ve babasının vefatı sebebiyle okula devam edemeyip sivil veterinerlik okulu olan Baytar Mektebi’ne geçti. Şiirle ilgisi bu dönemde başlayan Mehmet Akif, ilk şiirlerini bu dönemde yazmaya başladı.

    22 Aralık 1893 tarihinde birincilik ile mezun olmasından sonra Orman ve Ma’adin ve Ziraat Nezare’Baytar Müfettiş Muavini olarak tayin edildi. 1895 yılında ilk eseri olan 7 beyitlik gazeli “Kur’an’a Hitab”, Servet-i Fünun Gazetesi’nde yayınlandı. 4 yıl boyunca Rumeli, Anadolu ve Arabistan’da görev yaptı. Bu seyahatler Mehmet Akif’in düşünce ve yazın hayatını çok etkildi.

    1 Eylül 1898’de 25 yaşında iken Tophane-i Amire veznedarı Mehmet Emin Bey’in kızı İsmet Hanım ile evlendi. Aynı yıllarda Maarif Dergisi’nde ve Resimli Gazete’de şiir yazıları ve Arapça, Farsça ve Fransızca’dan yaptığı çevirilen yayınlandı. 1906 yılında Halkalı Ziraat Mektebi’ne Kitabet-i Resmiye Muallimi ve 1907’de Çiftlik Makinist Okulu’na Türkçe öğretmeni olarak atandı. Ardından bir yıl sonra II. Meşrutiyet’in ilan edildiği dönem İstanbul’da Umur-i Baytariye Dairesi Müdür Muavinliği’ne getirildi. 1908-1910 yılları arasında “Sırat’ı Müstakim” dergisinde yazdığı dönem en ünlü şiirleri “Küfe” ve “Seyfi Baba” yayınlandı.

    Kısa bir süre sonra Darülfünun Edebiyat-ı Umumiye müderrisliğine tayin edilen Mehmet Akif, uzun süre bu kadroda kaldı. 1913’te İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne girdi. I. Dünya Savaşı sırasında bu cemiyete bağlı bir örgüt olan Teşkilat-ı Mahsusa aracılığıyla Almanya’daki Müslüman tutsakların durumunu incelemek üzere Berlin’e gönderildi. Ardından Arabistan ve Lübnan’a gitmiş ve burada batı-doğu ayrımına şahit oldu. İstanbul’a döndükten sonra Darül-Hikmet-i İslamiye’nin başkatipliğine atandı. Miili Mütareke döneminde kurtuluş hareketine destek verdi. Balıkesir’de yaptığı konuşmadan dolayı İstanbul’daki görevinden alındı. Ankara Hükümeti’nin kurulmasından sonra Burdur Milletvekili olarak meclise girdi.

    O sırada Maarif Vekili Hamdullah Suphi’nin desteği ile İstiklal Marşı için açılan yarışmaya giren Mehmet Akif Ersoy, 724 şiir arasından yarışmayı kazandı. 18 Mart 1921’de kabul edilen şiir, 1924 yılında Osman Zeki Üngör tarafından bestelenerek “Türkiye Cumhuriyeti’nin Milli Marşı” olarak ilan edildi. Mehmet Akif Ersoy yarışmadan kazandığı 500 lirayı kabul etmeyerek Türk Ordusu’na armağan etti.

    Sakarya Zaferi’nden sonra İstanbul’a geldi ancak İslami uyanışçı düşünürlerden olan Mehmet Akif Ersoy, Cumhuriyet’in laik düzeninin oturması sebebiyle Mısır’a gitti. 1936 yılına kadar Mısır’da Türk Dili ve Edebiyatı dersleri verdi. Siroz’a yakalanması üzerine 1935’te Lübnan’a, 1936’da Antakya’ya gitti. Hastalığının ilerlemesi üzerine ülkesine döndü ve 27 Aralık 1936’da İstanbul’da vefat etti. Mezarı Edirnekapı Şehitliği’nde bulunmaktadır.

    Mehmet Akif Ersoy’un en önemli eseri olan “Safahat”, 7 kitabtan oluşmaktadır. 1911 yılında yazdığı birinci bölümde osmanlı toplumunun meşrutiyet dönemini; 1912 yılında yazdığı “Süleymaniye Kürsüsünde” adlı ikinci kitapta, Osmanlı aydınlarını işlemiştir. 1913’de Safahat’ın üçüncü bölümü olan “Halkın Sesleri”ni ve 1914 yılında dördüncü bölüm “Fatih Kürsüsünde”yi yazdı. Ardından 1917 tarihli “Hatıralar” ve I. Dünya Savaşı hakkında görüşlerinin yer aldığı 1924 tarihli “Asım”ı yazdı. Son ve 7. bölüm olan “Gölgeler”i 1933 yılında yazdı. Şiirlerinin toplu olarak yer aldığı 7 kitaplık eserine “İstiklal Marşı”nı koymayarak bu eserini Türk Milleti’ne armağan etmişti.

    Başlangıcı 1911 olan “Safahat”, 1933 yılında tamamlandı. Özmer Ziya Doğrul, Mehmet Akif Ersoy’un kitaplarına almadığı şiirlerini de ekleyerek eseri, 1943 yılında tekrar yayımladı. Ardından 1987 yılında M. Ertuğrul Düzdağ, eseri önceki baskıları arasındaki farkı gösteren yeni bir basımını yaptı. “Kur’an’dan Ayet ve Hadisler” ve “Mehmet Akif Ersoy’un Makaleleri” adlı çalışmaları da ölümünden sonra yayımlanmıştır.

    Mesnevi, Hafız Divanı, Güllistan, Fuzuli’nin Leyla ve Mecnu’nu, Victor Hugo, Lamartine ve Emile Zola gibi eserleri okumuş olan Mehmet Akif Ersoy’un eserleri anlatıya ve övgüye dayalıdır. “Sanat sanat içindir” görüşüne karşı çıkmış dini yönü ağırlıkta bir edebiyat tarzı benimsemiştir. Edebiyat dili olarak Milli Edebiyat akımına karşı çıkmış, aruz kullanmıştır. Hatta edebiyatta batılılaşma konusunda Tevfik Fikret ile çatışmıştır.

  • Yüksek Standartlı Bir Hayat İçin Geliyoruz

    Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanımız Gürsel Yıldız Önderliğinde Hak Ve Huzur Partisi Geliyor Barış İçin Kardeşlik İçin Kadın Hakkı İçin Masumlar İçin Mazlumlar İçin Çözüm İçin İşsizlik İçin İnsanlık İçin Huzur İçin Gençler İçin Geleceğimiz İçin Yüksek Standartlı Bir Hayat İçin Haklı Bir Gelecek İçin Hak Ve Huzuru Seçin Seçinki Bir Çözümünüz Olsun Herkesime Kucak Açmaya Paylaşmaya Geliyoruz Engelli Kardeşlerimiz İçin

    gt

  • Gürsel YILDIZ ” Devrim Şehidi ” Kubilay’ı özlemle, minnetle ve saygıyla anıyorum

    Gürsel YILDIZ ” Devrim Şehidi ” Kubilay’ı özlemle, minnetle ve saygıyla anıyorum

    Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ “Cumhuriyeti korumak adına uğruna canını feda eden” Devrim Şehidi ” Kubilay’ı özlemle, minnetle ve saygıyla anıyorum.Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi
    “Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.”

    mustafa-fehmi-kubilay

    Mustafa Fehmi Kubilay (d. 1906 – ö. 23 Aralık 1930), Türk öğretmen ve asteğmen. Kubilay Olayı olarak tanımlanan ve Menemen’de Mustafa Fehmi Kubilay, bekçi Hasan ve bekçi Şevki’nin 23 Aralık 1930’da Cumhuriyet karşıtı bir grup tarafından öldürülmesiyle başlayan ve faillerin (ve ilgili görülenlerin) yargılanması sürecinin sürdüğü Ocak/Şubat 1931 aylarını kapsayan olaylar zincirinin simgesi olan Türk askeridir.

    1906’da Kozan’da, Giritli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Baba adı Hüseyin, ana adı Zeynep’tir. Mustafa Fehmi Kubilay 1930 yılında öğretmen olarak İzmir’in Menemen İlçesi’nde asteğmen rütbesiyle askerlik görevini yaparken 23 Aralık 1930’da Derviş Mehmet’in başında olduğu bir grup şeriatçı tarafından öldürüldü. Olay, Cumhuriyet rejiminin 1925 yılındaki Şeyh Sait isyanından sonra tanık olduğu ikinci önemli irtica girişimidir, tarihe “Menemen Olayı” ve “Kubilay Olayı” olarak geçmiştir. Atatürk’ün Silahlı Kuvvetlere mesajı, Genelkurmay Başkanı’nın mesajı, TBMM’de soru önergesi ve Başbakan İsmet İnönü’nün konuşması, Bakanlar Kurulu’nun sıkıyönetim ilanı kararı, Sıkıyönetim ilanının TBMM görüşmeleri, yargılamanın ilk günkü tutanakları, Savcılığın Esas Hakkındaki İddianamesi, Divan-ı Harp Kararnamesi, TBMM Adliye Encümeni Mazbatası ve TBMM Genel Kurul kararları, tam metin olarak yer almaktadır.

    Menemen olayının izleri toplumsal bellekte yer etmiş ve Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay, “devrim şehidi” olarak simgeleşmiştir. Her sene 23 Aralık’ta Kubilay Olayı ile ilgili olarak çeşitli yayın organlarında konu ile ilgili makaleler yayımlanmakta ve olay lanetlenmektedir.

Toplam 8 bulundu. Şu anda 5. sayfadasınız« İlk sayfaÖnceki...34567Sonraki...Son sayfa »