• Teröre lanet olsun. Başımız sağolsun

    Hak ve Huzur Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet HOROZ  “İstanbul’daki alçak terör saldırısında ölenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dilerim. Teröre lanet olsun. Başımız sağolsun.” dedi.

    Hak ve Huzur Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet HOROZ, “İstanbul’da 2017 yılının ilk saatlerinde yapılan saldırı çok sayıda ölüme ve yaralanmaya yol açtı. Bu insanlık düşmanı saldırıyı en sert biçimde kınıyor ve lanetliyoruz. Yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet, ailelerine ve yakınlarına başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyoruz.

    Türkiye toplumunun farklı halkları, inançları, kültürleri, kimlikleri içermesinin büyük bir zenginlik olduğunu kavramamız bu özelliğin tahrip edilmesinin toplumsal dokuyu da parçalayacağını anlamak istemeyenler  ülkeyi adım adım şiddet girdabının içine sürüklüyor.

    bayrak

    mehmethoroz

    Yaşanan ağır acıyı paylaşırken, bir kez daha söylüyoruz. Hem iç hem de dış politikada kutuplaşma, düşmanlık, kaos ve çatışma üreten politikalara, dile ve üsluba, uygulamalara son verilmemesi şiddet girdabını büyütüyor. Olumlu adım atmak zorundayız.Yaşamını yitirenlere rahmet, tüm toplumumuza başsağlığı diliyoruz.”

    HAK VE HUZUR PARTİSİ 

    İnsan Merkezli Siyaset

    İnsan ve onun ayrılmaz bir parçası olan insan onurunun korunması, yüzyıllardır sahip olduğumuz köklü kültürümüzün bize yüklediği önemli bir sorumluluktur. İnsan hakları, hukukun üstünlüğü, demokrasi, laiklik, sosyal devlet gibi çağdaş kavram ve kurumlar, birlikte mutlu ve yüksek bir yaşam düzeyine ulaşmayı amaçlamaktadır.

    Türkiye ve bölgemiz başta olmak üzere, günümüz dünyasında çok ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Ülkemizin uzun yıllardan beri yaşadığı sorunlar, köklü çözümler üretilmediği için, günümüze kadar birikerek ve büyüyerek gelmiş ve mevcut sistemin çözüm üretme yeteneğini kaybettiği anlaşılmıştır. İnsanı önemsemeyen, insana hak ettiği değer ve önemi vermeyen yaklaşımlar ve çözüm önerilerinin var olan sorunların çözümüne katkı sağlayamayacağı açıktır. Mevcut kurumsal yapının bir bütünlük içinde, insanımızın layık olduğu refah ve mutluluğa ulaşmasına katkı sağlamak üzere yeniden gözden geçirilerek bir değişimin sağlanması zorunluluk olarak gözükmektedir.

    hh_logo

    Tıkanan sadece ülkenin sağlıklı yönetimine imkân vermeyen siyasal sistem ve onunla bağlantılı yürütme çarkı değildir. Toplumumuz, özgüven duygusunu kaybetmeye başlamış; yılgınlık, genç kuşakların içine sürüklendiği ümitsizlik, gelir dağılımı başta olmak üzere hayatın her alanında kendini gösteren haksızlık, adaletsizlik, işsizlik, giderek yaygınlaşan yolsuzluk ve yoksulluk hep çoğalmış, hep artmış, hep büyümüştür.

    Hâlbuki Türkiye’nin bulunduğu coğrafyadaki tüm devletler insanlık tarihi boyunca her zaman iddialı olmuşlar ve dünyadaki gelişmelerde belirleyici rol oynamışlardır. Günümüzde de bu coğrafyanın mirasçısı olan Türkiye Cumhuriyeti’ne çok önemli sorumluluklar düşmektedir. Bu sorumluluğun yerine getirilebilmesi için ekonomik ve siyasal açıdan güçlü, aynı zamanda huzurlu bir Türkiye’ye ihtiyaç vardır. 

    Türkiye’nin bugün için istenen güç, huzur ve refah düzeyinde olmamasının en önemli nedeni; başarı, etkinlik ve verimliliğin öncelendiği bir toplumsal kültür oluşturamamış olması ve başta insan kaynağı olmak üzere sahip olduğu potansiyelini etkili bir şekilde kullanacak kurumsal bir yapıyı hayata geçirememiş olmasıdır. Diğer bir deyişle Türkiye, sahip olduğu enerjisini sinerjiye dönüştürecek bir siyasal, ekonomik, hukuksal, kültürel ve bilimsel atmosferi kurumsallaştıracağı yerde, başta siyasetçiler olmak üzere toplumun etkili kesimleri sahip olduğu enerjinin önemli bir bölümünü anlamsız tartışmalara ve kutuplaşmalara harcamakta ve zamanın hızlı akışı içinde dünyadaki gelişmeler karşısında hızla etkisizleşmektedir. Sorunun temeli yönetim sorunudur.

    Erkler arasındaki kuvvetler ayrılığı ilkesi işlemez hale gelmiştir. Demokrasinin etkili işlemesi için üç erkin – Yasama, Yürütme ve Yargının – tekrar bir sistem bütünlüğü içerisinde düzenlenmesi gerektiğine inanıyoruz. Burada amaç, sistemin işlemesini sağlamaktır. Yasama şimdiki durumda denetim ve hukuk yapıcılığı yerine yürütmenin işleriyle uğraşmakta, Yürütme yasa yapmakta, Yargı ise yürütmenin vesayetinde bağımsızlığını yitirerek hızla işlevini kaybetmektedir.

    Siyasi Partiler demokrasinin bir ürünüdür. Ancak, ülkemizde Siyasi Partilerin kendi yönetim ve karar süreçleri demokratik değildir. Demokratik karar süreçlerine ihtiyaç duymaksızın parti liderinin her söylediği parti ve hükümet görüşü haline dönüşmekte, milletvekilleri ve kabine üyeleri bu irade tarafından belirlenmektedir. Milletvekilleri halkın vekilleri olmak yerine liderin vekilleri olmakta, liyakat kültürü yerine itaat kültürü oluşmaktadır.

    Milletvekili dokunulmazlıkları yolsuzlukların üzerine gidilmesini engellemektedir. Kamu kaynakları şeffaf olarak harcanmamakta, kamu gücü ise siyasal amaçlar için kullanılabilmektedir. Bu haliyle demokrasi, güç ve nüfuz elde etmenin, rant paylaşımının bir aracı haline dönüşmektedir.

    Özgürlük ve kardeşlik temelinde sosyal boyutun önemli ağırlığa sahip olduğu, adaletin ve barışın öncellendiği, tüm toplumsal kesimlerin duyarlılıklarının dikkate alındığı ve temelde herkesin ve her kesimin kalkınma ve büyüme sürecinde katkısının sağlandığı, kamu ve ülke kaynaklarının etkin kullanıldığı, ulusal gelirin hakça paylaşıldığı yeni ve gerçekçi siyasal bir projenin hayata geçirilmesi gerekmektedir.

    Bu yeni yaklaşım; başta siyaset kurumu olmak üzere, hukuk, ekonomi, sosyal politikalar, dış politika ve insanımızı ilgilendiren her alanda, her katkıyı önemseyecek ve herkesi kucaklayacaktır. Böylece kutuplaşma, kavga ve çekişme son bulacak, adalet hayatın her alanında en etkin bir biçimde gerçekleştirilecek, devlet millet bütünleşmesi yeniden sağlanacak ve sistemin çözüm üretme yeteneği geliştirilecektir.

    Türkiye’nin öncelikle ve hızla kısır çekişme ve kavga ortamından kurtulması gerekmektedir. Acil ihtiyaç tüm toplum kesimlerini kucaklayan ve “Sen de olmazsan her şey eksik olur” diyen yeni bir siyasi anlayışın ve toplumsal uzlaşma kültürünün hayata geçirilmesidir.

    Partimiz ülkemizi kutuplaşmaya, insanımızı birbirine karşı ötekileştirmeye ve nefreti karşılıklı körüklemeye dayalı bir siyaset tarzına karşı; yurttaşlarımız arasında dayanışmayı ve işinde başarılı olmayı özendirecek bir toplumsal kültür oluşturmayı amaçlayan yeni siyaset tarzını benimseyecektir.

    Hukuk düzenini ihlal edenlerin değil, hukuk düzenine uyanların kazandığı bir Türkiye kurmak için gerekli tüm çalışmalar yapılacaktır.

    Politika üretiminde bilgi birikimini ve emeğini ortaya koyan her yurttaşımız Partimizin kadrosundadır. Küreselleşen ekonomik, siyasi, diplomatik ilişkilerin rekabette başarının en iyi olmayı gerektirdiği günümüz dünyasında, ulusal çıkarlarımızı sağlayacak, refah ve mutluluğumuzu artıracak katkıyı sağlayacak her yurttaşımızın ürettiği bilgi ve proje programımızın bir parçası olacaktır. Yurttaşlarımızın ve bilim adamlarımızın geliştirdiği bilgi ve projelerin izlenmesi ve hayata geçirilebilmesi için ayrı bir birim oluşturulacaktır.

    İçinde bulunduğumuz durum yüzyıllar boyunca tarihe yön vermiş bir milletin kaderi olamaz ve kabul edilemez. Zaman, yeni bir program ve yeni bir anlayışı birlikte hayata geçirme zamanıdır. Zaman Türkiye’nin aydınlık geleceğinin oluşturulmasında “Evet biz de varız!” diyenlerin görev üstlenme zamanıdır.

    Yeni Siyaset

    Siyasi partiler, demokrasilerin gelişimiyle ortaya çıkmışlar ve siyasetin vazgeçilmez temel kurucu unsurlarından biri olarak kabul edilmişlerdir. Demokrasilerin en temel kurumu olan seçimler, ancak siyasi partilerce organize edilebilmekte, siyasal eşitlik ve katılımcılık ilkeleri de ancak siyasi partiler vasıtasıyla hayata geçirilebilmektedir.

    Günümüz siyasetinin temel parametreleri büyük ölçüde değişmeye ve siyasi partiler arasındaki temel ayrım noktaları başkalaşmaya başlamıştır. Bunun en önemli göstergesi ise, bugüne kadar sağ ve sol biçiminde ayrılan siyasi kimlikler ile muhafazakâr ya da devrimci dönüşümü destekleyen siyasi partilerde, temel ayrım noktalarının ortadan kalkmaya yüz tutmasıdır. Açıkçası siyasette aynı tarafta bulunan siyasi partilerde önemli konularda ve hedeflerde büyük farklılaşmalar ortaya çıkmış; farklı taraflarda yer alan partilerin temel yaklaşımlarında ve politikalarında ise çok önemli benzeşmeler görülmeye başlanmıştır.

    Geçmişte sağ ya da sol siyasi hareket olarak farklı kamplarda birbirine şiddetli biçimde muhalefet eden siyasi güçler, bugün aynı idealler etrafında bütünleşerek birlikte siyasi mücadele yürütebilmektedirler.

    Geleceğin Türkiye’sinde siyasetteki temel farklılaşma, soyut sloganlar etrafında geleneksel tarzda siyaset yapan siyasi partiler ile akılcı, halktan yana, yenilikçi politikalar ekseninde, üstlenilen toplumsal sorumluluğun gereklerine uygun, ilkeler bazında siyaset yapan yeni siyasi hareketler arasında şekillenecektir.

    Geleneksel siyasetteki tıkanma, küresel gelişmeleri kavrayarak ulusal çıkarların gereklerine uygun yeni bir siyaset tarzının ortaya konulmasını gerekli kılmıştır. Bu nedenle Partimiz, ilkeleri ve hedefleri bu programda belirlenen yeni siyaset tarzını benimseyen demokratik bir merkez partisidir.

    Yeni Siyasetin Hedefi: Birlikte Dirlik ve Dirilik

    Başta siyaset olmak üzere kamusal nitelikli görev üstlenmek, toplumsal sorumluluğa talip olmak demektir. Bu sorumluluğun gereği gibi yerine getirilmesi, siyasi partilerin ve mensuplarının en temel görevidir. Halkın refah ve mutluluğunun artırılması, geleceğin güçlü Türkiye’sinin inşası yeni siyaset ilkeleri doğrultusunda bir değişimi gerekli kılmaktadır. Bu değişim tüm toplumsal dinamikleri harekete geçirmeyi hedeflemek zorundadır.

    Oy artışı sağlamak, iktidara gelmek veya iktidarda kalmak için mücadele eden siyasi partilerin ülkemizde gelenekselleşen yöntemleri, toplumsal sorumluluğun gerekleriyle bağdaşmaz bir nitelik kazanmıştır. Bu eski siyaset tarzı, parti ve mensuplarının çıkarları doğrultusunda gelişmiştir. İtaate dayalı bir siyasi kurumsallaşma; kutuplaştırmaya, laf üretmeye dayalı oy avcılığı; uzun dönem gelişme dinamiklerini dikkate almayan kendi yönetim dönemini kaynak israfıyla süslemeye çalışan icraatlar; parti işlevlerinin toplumsal çıkarları sağlayamadığı bir yapılanma; nüfuz ve rant dağıtımına yönelmiş bir parti içi heyecan, içinde bulunduğumuz durumun özetidir.

    Rekabet küreselleşmiştir. Diğer ülkelerdeki gelişmelerin boyutlarıyla karşılaştırmadan yapılan başarı değerlendirmeleri anlamını yitirmiştir. En hızlı koşanlar arasında olmayan ülkelerin geleceği aydınlık değildir. İyi olmak için değil, en iyi olmak için; başarılı olmak için değil, en başarılı olmak için çaba harcamak zorundayız. Bunu ancak kimseyi ötekileştirmeden, farklılıklarımızı birbirimizin özgürlük alanı olarak içselleştirerek, birlikte elele gerçekleştirebiliriz.

    İnsanlar ve kurumlar, güçlü ve mutlu veya güçsüz ve mutsuz olmanın iki önemli temelidir.

    En büyük potansiyelimiz kendi insanımızdır. Atatürk’ün ifadesi ile “Milleti kurtaracak olan yine millettin kendi azim ve kararlılığıdır”. Kavgaya değil dayanışmaya, yandaş olmaya değil başarı ve liyakate prim veren bir toplumsal ve siyasi kültür oluşturarak, tüm yurttaşlarımızı kalkınma yarışının bir unsuru haline getirmek temel hedefimizdir.

    İnsan faaliyetleri kurumsal yapıların etkisi altındadır. Yanlış veya kötü işleyen kurumlar, en büyük potansiyelimiz olan insan enerjisinin israf veya yok edilmesine neden olmaktadır. Kurumlar iyi yapılanmış ve iyi işliyorsa, insan faaliyetlerinde verimliliği arttırır, toplumsal bir sinerjinin oluşmasına katkı sağlar. Bu bakımdan karşılıklı güven ve işbirliğine, demokratik ve yapıcı rekabete dayalı bir kurumsal kültür ve yapılanma temel hedefimizdir.

    Bu bağlamda, yeni siyasetin hedefi birlikte dirlik ve diriliktir.

  • Seyhan İlçe Başkanı Osman Kuzuoğlu’ndan Yeni Yıl Mesajı

    Seyhan İlçe  Başkanı Osman Kuzuoğlu’ndan  Yeni Yıl Mesajı

    Hak ve Huzur Partisi  Adana Seyhan İlçe Başkanı Osman Kuzuoğlu “2016 yılının sona ermesi ve 2017 yılının başlaması münasebetiyle bir mesaj yayımladı.

    İlçe Başkanı Osman Kuzuoğlu” 2016 yılını da birlik ve beraberlik içerisinde, sevinç ve üzüntüleriyle geride bırakıyoruz. Yeni yılda, huzura ve mutluluğa olan umudumuzu tazeleyerek, beklentilerimize ulaşmak için çok çalışıp başta kamu kurum ve kuruluşlar olmak üzere, sivil toplum kuruluşları ve toplumun tüm kesimleriyle el ele vererek Seyhan ’ımızın gelişmesi ve kalkınmasını sağlayacak çalışmaları yapmak hedefimiz olacaktır.

    Seyhan  , Adana   ve Türkiye ‘yi  daha mutlu yarınlara taşımak için bütün vatandaşlarımızın üzerine düşen fedakârlığı yerine getireceğine ve bunu kararlılıkla sürdüreceğine olan inancım tamdır.

    seyhan

    Acısı ve sevinciyle 2016 yılını geride bırakırken, gözyaşların sona ermesi, yerini barış, huzur ve kardeşlik ortamına bırakması en büyük temennimizdir.

    Bu duygu ve düşüncelerle yeni yılın ülkemize, milletimize, tüm insanlığa, huzur, sağlık, mutluluk ve hayırlar getirmesini temenni eder, bütün Seyhan’lı hemşerilerimin, yeni yılını en içten duygularımla kutlar, sevgi ve saygılarımı sunarım. Dedi.

    Seyhan İlçesi Adana İlinin Merkez İlçesidir. Denizden 40 km. içeride kurulan Adana İli, Seyhan Nehrinin iki yakasına yayılmış olmakla birlikte batı yakada Seyhan, doğu yakada ise Yüreğir İlçesi yer almaktadır. İki İlçe İ.Ö. 6. yy’da yapılmış 317 m. uzunluğunda 21 gözlü tarihi Taşköprü ile birbirine bağlamıştır.

    Kentin ilk kuruluş bölgesi olan bugünkü Seyhan İlçesi Adana Büyükşehrinin beş ilçesinin nüfus bakımından en büyük olanıdır. 2012 yılı adrese dayalı nüfus sayımına göre 764.714 toplam nüfus sayısına sahiptir. 501,59 km² yüzölçümü ile Seyhan 1526,37 kişi/km² nüfus yoğunluğuyla Adana İli’nin en yoğun ilçesini oluşturmaktadır. İlçe nüfusunda kadın-erkek oranı (Kadın: 384.293, Erkek: 380.421) birbirine denk sayılabilir. (Kaynak: www.tuik.gov.tr)

    1950 den sonra kentin hızla sanayileşmesi, ovalık alanda baraj ve sulama kanallarıyla sulu tarıma geçilmesi ve buna bağlı tarımın özelliklede yüksek nitelikli pamuk tarımının yapılması hızlı bir nüfus artışını beraberinde getirmiştir. Nüfus artışı özellikle konut sorunu ve gecekondulaşmayı artırmışsa da son yıllarda ilçenin kuzey kesimlerinde yürütülen ‘Kuzey Adana’ uydu kent projesiyle planlı kentleşme gelişmektedir.

    adana_seyhan_il

    İlçemiz “Kentsel Dönüşüm” ve “TOKİ” gibi projeler doğrultusunda betonarme bir yapıya doğru ilerlemektedir. Kentsel dönüşüm projesi Seyhan ilçesinin kuzeybatısı, batı taraflarında yoğunluk kazanmıştır (Denizli, Mithatpaşa, Fevzipaşa, Barış mahalleleri). İlçemiz eski bir yerleşim yeri olduğundan eski yapılarda mevcuttur (Tepebağ, Kayalıbağ, Mirzaçelebi, Sarıyakup mahalleleri gibi).Vakıflar bölge müdürlüğünün ve Turizm ve Kültür Bakanlığı’nın sorumluluğunda restorasyon çalışmaları yapılmaktadır. Bu açıdan adana ili Seyhan ilçesi kent turizmi açısından da çok önemli bir potansiyele sahiptir.

    Kültürel ve sosyal aktivite olanakları açısından kentimiz yetersiz seviyededir.  Mevcut olan mekânlar ise Hacı Ömer Sabancı Kültür Merkezi, Şehir Tiyatrosu, Seyhan Kültür Merkezi, sinema salonları yoğun olarak Seyhan ilçe sınırları içinde yer almaktadır.
    İlçemizde ayrıca bütün merkezi ulaşım alanlarının olması nedeniyle stratejik olarak da önemli bir yere sahiptir. Şakirpaşa Havalimanı, Adana Tren Garı ve Şehirlerarası Otogar ilçemiz sınırları içerisinde yer almaktadır. Ayrıca idari açıdan ilin en önemli yapısı olan Valilik, İl Emniyet müdürlüğü de ilçemiz sınırları içerisindedir.

    seyhan2

    İlçemiz merkezinde yaşayan nüfus heterojen bir yapıya sahiptir. Adana’da birçok etnik kökenden insanlarımız harmanlanmış yapı içinde yaşamaktadır. Bu hızlı göçler ilk olarak kendini 1950’li yıllardan itibaren Türkiye’nin sanayi hamleleri ve kalkınma projeleri kapsamında Adana ili özelde de Seyhan ilçesinde kendini göstermiş bu nedenle de Seyhan merkez ilçesi bölgede çok önemli bir yere sahip olmuştur. Özellikle tarıma dayalı sanayi sektörünün gelişimiyle Adana ili ilk yoğun göçleri almaya başlamıştır. Bu göçlerden en yoğun olarak Seyhan ilçesi etkilenmiştir. İkinci büyük göç hareketi 1990’lı yıllarda Güneydoğu’daki olaylardan dolayı yaşanmıştır. Adana ili özelde de Seyhan merkez ilçesi sadece doğu ve güneydoğu illerinden değil, çevre illerden de yoğun göçler almıştır (Niğde, Kayseri, Kahramanmaraş, Osmaniye…). Bu göçlerin sonucu etnik farklılıklar ortaya çıkmıştır. Farklılıklar kendini mahalle yerleşimlerinde de göstermektedir: Bazı mahallelerde Kürt kökenli vatandaşlarımız yoğunlukta yaşarken (Dağlıoğlu, Gülbahçesi, Ova, Onur…),diğer mahallelerde Arap kökenli vatandaşlarımız yoğunlukta yaşamaktadır (Mirzaçelebi, Havuzlubahçe, Karayusuflu, Kayışlı, Akkapı). Fevzipaşa, Bahçelievler, Gürselpaşa vs. gibi mahallelerde de bölgedeki çevre illerden (Niğde, Osmaniye…) göçlerle gelen vatandaşlarımız oturmaktadır.

    Adana ilindeki yaşanan bu göç hareketleri iş alanı açısından ihtiyacın üzerinde olunca daha iyi bir hayat standardına genelde ulaşamamıştır. Kentin içine adapte olamamışlar ve çevre yerleşimleri bazında yerleşim yerleri oluşturmuşlardır. Mahalle yapıları da yukarda belirtildiği gibi şekillenmiştir. Burada Durkheim’in ‘ANOMİ’kavramı Seyhan ilçesi yerleşimine uygun düşebilmektedir. Vatandaşlar ne tam olarak kentli olabilmiş ne de kırsal yaşam tarzlarından vazgeçebilmişlerdir. Maddi olanakları kısıtlı olan bu nüfus, yoğun olarak SEYHAN SYDV’ye başvurmaktadır.

    İlçemizde Belde bulunmamakta, köyü olmayan tek ilçe olup 96 mahallesi vardır. Güvenlik konusunda bu 96 mahallenin 70’i merkezde yer alıp İlçe Emniyet Müdürlüğünün sorumluluğundadır. Geriye kalan 27 mahalle ise merkezden uzak olup İlçe Jandarma Komutanlığının sorumluluğundadır. Çınarlı Mah. hem İlçe Emniyet Müdürlüğünün, hem de İlçe Jandarma Komutanlığının sorumluluğundadır.

     

    Mimari
    İlçemizde tarihi açıdan dönüm noktası sayılabilecek birçok yapı mevcuttur. Bu önemli yapılardan olan ve Roma-Bizans Devri’nden kalan tek eser Taşköprü olup, birkaç kamu binası Osmanlı hükümdarlığı sırasında şehre inşa edilmiştir.
     
    İlçemizin tarihi mahallesi olan Tepebağ mahallesinde ilk imar çalışmaları neolitik çağa uzanmaktadır. Seyhan Nehri’nin karşısındaki tepede bulunan Tepebağ’ın surlarla çevrilmesinin ardından Taşköprü’nün uzağında kalmıştır.Varlıklı bir Ermeni mahallesi Osmanlı döneminde ortaya çıkmıştır ve Tepebağ ilçenin Ermeni mimarisini tarihi evleri ve taş okullarıyla yansıtır. Günümüzde Tepebağ arkeolojik parka çevrilmekte olup, arkeolojik kazıların yanında 18. yüzyıldan kalma evler ve kamu binaları restore edilip butik otellere, kafelere ve restoranlara dönüştürülmektedir.
     
    İlçemizden içinden geçen Seyhan nehri üzerindeki köprülerden en dikkat çekeni 4. yüzyıldan kalma bir Roma köprüsü olan Taşköprüdür. 2007 yılına kadar motorlu araçlara açık olan bu köprü dünyadaki en eski köprü unvanına sahipken günümüzde sadece yaya ve bisiklet trafiğine açıktır. Berlin-Bağdat Demiryolu Projesinin bir ayağı olan Demirköprü, 1912’de inşa edilen bir tren köprüsüdür. İlçe merkezinin kuzeyinde bulunan Regülatör köprü ise nehir suyu için bir regülatör olarak kullanılan bir köprüdür.
     
    İlçemizde bulunan bir diğer tarihi yapı, 1882 yılında Adana valisi tarafından inşa edilen Büyük Saat, 32 metre yüksekliğiyle Türkiye’deki en uzun saat kulesidir. Fransız işgali sırasında hasar görmüştür ama 1935’te yeniden inşa edilmiştir ve şehrin ve ilçemizin armasında sergilenmektedir. Ayrıca tarihi Kazancılar Çarşısı da, Büyük Saat civarında kurulmuştur.
     
    İlçemizde Bulunan Diğer Tarihi Yapılar;
     
    Ramazanoğlu Konağı, 1495 yılında Halil Bey’in hükümdarlığı sırasında inşa edilmiştir. Üç katlı olan konak hem taş hem de tuğlayla örülmüştür ve Türkiye’deki en eski ev örneklerinden biri olarak kabul edilir. Ramazanoğlu ailesinin yaşadığı yer Harem bölümüdür. Kalıntıları günümüze ulaşamayan Selamlık bölümü ise devlet işlerinin görüşüldüğü yerdi.
     
    Çarşı Hamam 1529’da Ramazanoğlu Piri Paşa tarafından inşa edilmiştir ve Adana ve İlçemizdeki en büyük hamamdır. Beş kubbesi bulunan hamamın iç bölümleri mermerle kaplanmıştır. Hamamın inşa edildiği yıllarda değirmen çarkları ve kanallar aracılığıyla hamama su taşınırdı.
     
    Irmak Hamam antik Roma hamamlarının kalıntıları üzerine Ramazanoğlu Halil Bey tarafından 1494’te inşa edilmiştir. Suyu nehirden geldiği için bu ismi almıştır. İlçemizdeki diğer tarihi hamamlar ise Mestenzade Hamamı ve Yeni Hamam’dır.
    Camiler
     
    Sabancı Merkez Camii tarihi bir geçmişe sahip olmamasına rağmen Adana’da en çok ziyaret edilen camidir, bunun sebebi de Orta Doğu’daki en büyük camilerden biri olmasıdır. Osmanlı Mimarisi’ne sadık kalınarak inşa edilen cami 1998 yılında hizmete açılmıştır ve 28,500 kişiye kadar kapasitesi vardır. Caminin altı minaresi bulunmakla beraber bunların dördünün yüksekliği 99 metredir. Kubbesi 32 metre çapındadır ve ibadet alanından 54 metre yüksektedir. Seyhan Köprüsü’nün köşesinde ve Seyhan Nehri’nın batı kanadında bulunmaktadır. Bu sayede geniş bir alandan görülebilmektedir.
     
    1541 yılında Ramazanoğlu devrinde külliye biçiminde inşa edilen Adana Ulu Camii ise medresesi ve türbesiyle Adana’nın en çok ilgi gören ortaçağ mimarisine sahip bir yapısıdır. Pencerelerinin etrafında göze çarpan süsleme sanatlarının yanı sıra camide siyah ve beyaz mermer taşlarına rastlanır. Bunlar iç mekanda kullanılan 16. yüzyıl İznik çiniciliği ile ünlüdür. Minarelerde ise kullanılan dik şemalarla Memlüklerin etkisi görülmektedir.
     
    St. James’in Kilisesi 1501 yılında Ramazanoğlu Halil Bey tarafından camiye Yağ Camii’ye  çevrilmiştir. İleriki zamanlarda 1525’te Piri Mehmet Paşa tarafından camiye bir minare ve 1558’de de bir medrese eklenmiştir. Camide Selçuklu mimarisi görülmekle beraber cami sarı taştan yapılmış bir kapıya sahiptir.
     
    Abdülrezzak Antaki tarafından 1724 yılında inşa edilen Yeni Camii günümüzde bazı kesimlerce hâlâ Antaki Cami olarak anılmaktadır. Camide memlük mimarisinin etkisi görülmektedir. Cami dikdörtgen biçiminde yapılmıştır ve güney cephesindeki duvarlarda taş işlemeciliği bulunmaktadır.
     
    Kiliseler
     
    İlçemizde bulunan ve 19. yüzyıldan kalma Latin Bebekli Kilise 1870 yılında inşa edilmiş olup 1915’e kadar bir Ermeni Kilisesi olarak kullanılmıştır. Günümüzde ise Romalı Katolik kesimine hizmet vermektedir. İlçe merkezinde 5 Ocak Meydanı’nda bulunmaktadır. Abidinpaşa Caddesi’nde ise daha büyük bir Ermeni Kilisesi bulunurdu. Cumhuriyet dönemi sırasında kilise yıkılıp yerine Merkez Bankası kurulmuştur. Latin Kilisesi de 1845 yılında Kuruköprü alanında inşa edilmiştir ve 1924’de müzeye çevrilmiştir.
     
    Parklar ve bahçeler
     
    Seyhan Nehri yakasında bulunan gezi patikaları, Seyhan Havzası’nın güney kıyıları boyunca devam etmekte ve  Adnan Menderes Bulvarı’yla kesişmekte olup bulvarın geniş kaldırımları, havzanın batı ucundaki patikaya kadar uzanmaktadır. Eski ve yeni baraj arasında bulunmakta olan Dilberler Sekisi nehrin batı yakası boyunca uzanmakta olup patikanın en manzaralı bölümüdür.
     
    Merkez Park, Yüreğir İlçesi ve Seyhan İlçesininin sınırlarını oluşturan Seyhan Nehri’nin her iki yakasında ve Sabancı Camii’nin hemen kuzeyinde bulunan 33 hektarlık İlçe parkıdır. Açık bir alanda çok sayıda ağaç ve bitki türlerine ev sahipliği yapan parkın manzarası büyük ilgi çekmektedir. 2,100 koltuklu amfitiyatro, bir Çin üsulü bahçe ve iki kafesiyle şehrin merkezi eğlence alanıdır. Ayrıca Parkta pek çok kürekçinin cazibe merkezi konumunda bulunan Kürekçilik Kulübü vardır.
     
    Atatürk Park Cumhuriyetin ilk yıllarında kurulmuş 4.7 hektarlık bir parktır. Merkezi olarak ticari bölgede bulunmaktadır. Söz konusu parkta bir Atatürk büstü vardır ayrıca halka açık törenlere ev sahipliği yapmaktadır.
     
    İnönü Botanik Parkı, Adana Adalet Sarayı’nın bitişinde bulunmakta olup birçok türde Çukurova çiçekleri burada sergilenmektedir.
     
  • Harran İlçe Başkanı A. Kadir YILDIRIM’dan Yeni Yıl Mesajı

    Harran İlçe  Başkanı A. Kadir YILDIRIM’dan Yeni Yıl Mesajı

    Hak ve Huzur Partisi Harran İlçe  Başkanı A. Kadir YILDIRIM “2016 yılının sona ermesi ve 2017 yılının başlaması münasebetiyle bir mesaj yayımladı.

    İlçe Başkanı A.Kadir YILDIRIM” 2016 yılını da birlik ve beraberlik içerisinde, sevinç ve üzüntüleriyle geride bırakıyoruz. Yeni yılda, huzura ve mutluluğa olan umudumuzu tazeleyerek, beklentilerimize ulaşmak için çok çalışıp başta kamu kurum ve kuruluşlar olmak üzere, sivil toplum kuruluşları ve toplumun tüm kesimleriyle el ele vererek Harran ’mızın gelişmesi ve kalkınmasını sağlayacak çalışmaları yapmak hedefimiz olacaktır.

    akadiryildirim1

    Harran , Şanlıurfa  ve Türkiye ‘yi  daha mutlu yarınlara taşımak için bütün vatandaşlarımızın üzerine düşen fedakârlığı yerine getireceğine ve bunu kararlılıkla sürdüreceğine olan inancım tamdır.

    Acısı ve sevinciyle 2016 yılını geride bırakırken, gözyaşların sona ermesi, yerini barış, huzur ve kardeşlik ortamına bırakması en büyük temennimizdir.

    harrandan1

    Bu duygu ve düşüncelerle yeni yılın ülkemize, milletimize, tüm insanlığa, huzur, sağlık, mutluluk ve hayırlar getirmesini temenni eder, bütün Harran’lı hemşerilerimin, yeni yılını en içten duygularımla kutlar, sevgi ve saygılarımı sunarım. Dedi.

    sunam1

     

    HER AN TARİH

    Şanlıurfa’nın 44 km. güney doğusunda bulunan ve her yıl binlerce yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret edilen tarihi kent Harran, kendi adıyla anılan ovanın merkezinde kurulmuştur.

        Tevrat’ta da “Haran” olarak geçen yerin burası olduğu söylenir. İslam tarihçileri kentin kuruluşunu Nuh Peygamber’in torunlarından Kaynan’a veya İbrahim Peygamber’in kardeşi Arana(Harran) bağlarlar. XIII. Yüzyıl tarihçilerinden İbn-i Şeddat, Hz. İbrahim’in Filistin’e gitmeden önce bu şehirde oturduğunu, bu nedenle Harran’a Hz. İbrahim’in şehri de denildiğini, Harran’da İbrahim Peygamber’i evini adını taşıyan bir mescidin, Onun otururken yaslandığı bir taşın var olduğunu yazmaktadır.

        Harran, Kuzey Mezopotamya’dan gelerek batı ve kuzey batıya bağlanan önemli ticaret yollarının kesiştiği bir noktada bulunmaktadır. Bu özelliğinden dolayı Harran, Anadolu ile sıkı ticaret ilişkileri bulunan Asurlu tüccarların önemli uğrak yerlerinden biri idi. Anadolu’dan Mezopotamya’ya, Mezopotamya’dan Anadolu’ya olan ticaret akışının binlerce yıl Harran üzerinden yapılmış olması bu tarihi kentte zengin bir kültür birikiminin oluşmasına neden olmuştur.

        Harran; Ay, Güneş ve gezegenlerin kutsal sayıldığı eski Mezopotamya’daki Asur ve Babillerin politeist inancına dayanan Paganistliğin(Putperestlik) önemli merkezlerinden olması yönüyle de ünlü idi. Bu nedenledir ki Harran’da Astronomi ilmi çok ilerlemiştir. Dünyadaki üç büyük felsefe ekolünden birisi “Harran Ekolü ”dür. İlkçağdan beri varlığı bilinen Harran Üniversitesinde dünyaca ünlü birçok bilgin yetişmiştir.

        Emevi hükümdarlarından II. Mervan 744 yılında Harran’ı Emevi Devleti’nin başkenti yapmıştır. Emevilerin Asya bölümü 750 yılında Abbasilere yenilerek Harran’da sona ermiştir. Abbasi hükümdarı Harun Reşit zamanında  “Harran Üniversitesi”  dünyada büyük bir ün kazanmıştır.

       Bugün Cüllab ve Deysan ırmakları kurumuş olduğundan Harran sudan ve yeşilden mahrum bir ovanın ortasında 5000 yıllık  tarihi ile ayakta durmaktadır. Tipik evleri, höyüğü, kalesi, şehir surları ve çeşitli mimari kalıntıları ile turistlerin büyük ilgisini çekmektedir. Atatürk Barajı ve Urfa Tünelleri vasıtasıyla Harran Ovası’na akıtılan Fırat Nehri, Harran’ı tarihteki yeşil ve verimli günlerine tekrar kavuşturmuştur.

    HER AN KÜLTÜR

    Harran milattan önceki dönmlere uzanan bir tarihe sahiptir. Geleneksel örf  ve adetleri de aynı tarihlere kada uzanan bir seyir takip eder.

    Tarih seyri içinde birçok konuda olduğu gibi Harran gelenek ve göreneklerinde dedeğişmeler ve etkilemeler olmuştur.

    Cumhuriyet dönemindeki kültür değişimleri sınırlı olsada bu alanda da etkisini göstermiş, kültür hayatımızda yeni kurumlar yerini almış, kültür hayatımızın önemli unsurlarından giyim kuşam, gelenek ve görenekler gibi folklor oyunlarımız gibi birçok konularda değişiklikler olmuştur. Güneydoğu Anadolu Projesine bağlı olarak son yıllardaki nüfus artışı, kültür değişimi sürecini hızlandırmış ve bu süreç artarak devam etmektedir.

    Bugün, sıra gecesi, dağ yatısı, düğün, nişan, gelin hamamı gibi birçok gelenek bütün canlılığıyla yaşamaktadır. Sanayileşme, nüfus artışı ve teknolojisin gelişmesi, bugün mevcut olan birçok özgün halk kültürü ürününün zamanla yok olmasına, bir kısmının da değişmesine neden olacaktır.

    Bunların dışındaki gelenek ve görenekler, atasözleri, beddular, bilmeceleri halk hikayeleri, masallar, halk ilaçları, çocuk oyunları, el sanatları, efsaneler gibi birçok konu Harran kültürünün ayrılmaz parçalarıdır.

    harran kalesi.png

    HARRAN KALESİ

    Şehrin güney doğusunda yer alan İçkale, surların o kesimdeki parçasını oluşturmaktadır.

    Hemen hemen bütün kaynaklar, kalenin yerinde bir Sabii mabedinin bulunduğundan söz etmektedirler. İslâm kaynaklarında kaleden ilk kez bahseden el Mukaddesi (h. 4.-m. 10. asır) burasının Kudüs kalesi gibi taştan yapıldığını, güzel ve sağlam olduğunu söylemektedir.
    XVII. yüzyılın ortalarında Harran’ı ziyaret eden Evliya Çelebi Harran Kalesi için, “Urfa’dan güney tarafında 9 saat giderek Harran Kalesi’ne geldik. Burayı da Nemrud yapmıştır. Çöl içinde gayet sağlam bir kaledir. Beşgen şeklinde olup sanki usta elinden yeni çıkmış gibidir” demektedir.

    Düzensiz dikdörtgen planındaki Harran Kalesi’nin dört köşesinde onikigen birer kule bulunmaktadır. Bunlardan kuzey batıdaki kule tamamen yıkılmıştır. Güney doğudaki kulenin dış kısmı yıkılmış olup iç kısmı ayaktadır. Güney batıdaki ve kuzey doğudaki kuleler ise kısmen ayaktadır.

  • Naif Çelebi “2017’de, tüm dünyada barış, huzur ve kardeşlik egemen olsun”

    Hak ve Huzur Partisi Şanlıurfa İl Başkanı Naif Çelebi  Yeni Yıl mesajı yayınladı;

    Naif Çelebi  2017’nin, tüm dünyada barış, huzur ve kardeşliğin egemen olduğu bir yıl olmasını diledi.

    “Yeni bir yıla girerken sevgi ve barış diliyorum. Savaşların, acıların ve felaketlerin, geçip giden koca bir yıl gibi geride kalması umuduyla yeni yılınız kutlu olsun nice güzel ve mutlu huzurlu yıllara  “

    logoHak ve Huzur Partisi Şanlıurfa İl Başkanı Naif Çelebi  “Türkiye halkı ve yer aldığımız coğrafyada yaşayan insanlar acılarla, sıkıntılarla yüklü bir yılı daha geride bıraktı. Her günü ölüm haberleriyle, her günü gözyaşıyla ve her günü açlık-sefalet içinde geçen milyonların “umut” duyguları yavaş yavaş tüketiliyor. Boğazımızın düğümlendiği, sözün bittiği yerdeyiz. Oysa bu değil yaşam.Kaybolan yıllar elbette geri getirilemez ama gelecek yılları kurtarabiliriz!Kendimiz için.. çocuklarımız için.. torunlarımız için.

    naifbey

    İnsanlık için ! 2017’nin tüm dünya’ya sevgi, barış, kardeşlik, huzur getirmesi dileğiyle milletimizin ve dünya halklarının Yeni Yıl’ını en içten duygularımla kutluyorum.”

     

  • Hak ve Huzur Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet HOROZ’un Yeni Yıl mesajı

    Hak ve Huzur Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet HOROZ  Yeni Yıl mesajı yayınladı;

    “Yeni bir yıla girerken sevgi ve barış diliyorum. Savaşların, acıların ve felaketlerin, geçip giden koca bir yıl gibi geride kalması umuduyla yeni yılınız kutlu olsun nice güzel ve mutlu huzurlu yıllara  “

    logoMehmet HOROZ  “Türkiye halkı ve yer aldığımız coğrafyada yaşayan insanlar acılarla, sıkıntılarla yüklü bir yılı daha geride bıraktı. Her günü ölüm haberleriyle, her günü gözyaşıyla ve her günü açlık-sefalet içinde geçen milyonların “umut” duyguları yavaş yavaş tüketiliyor. Boğazımızın düğümlendiği, sözün bittiği yerdeyiz. Oysa bu değil yaşam.Kaybolan yıllar elbette geri getirilemez ama gelecek yılları kurtarabiliriz!Kendimiz için.. çocuklarımız için.. torunlarımız için.

    mehmethoroz mehmethoroz2

    İnsanlık için ! 2017’nin tüm dünya’ya sevgi, barış, kardeşlik, huzur getirmesi dileğiyle milletimizin ve dünya halklarının Yeni Yıl’ını en içten duygularımla kutluyorum.”

    urfa55

    urfa41

  • Hak ve Huzur Partisi Genel Başkan Yardımcısı Şerif Kaplan’ın Yeni Yıl mesajı

    Hak ve Huzur Partisi Genel Başkan Yardımcısı Türkiye ve Avrupa Sorumlusu Baş Danışmanı Şerif Kaplan Yeni Yıl mesajı yayınladı;

    “Yeni bir yıla girerken sevgi ve barış diliyorum. Savaşların, acıların ve felaketlerin, geçip giden koca bir yıl gibi geride kalması umuduyla yeni yılınız kutlu olsun nice güzel ve mutlu huzurlu yıllara  “

    logoŞerif Kaplan  “Türkiye halkı ve yer aldığımız coğrafyada yaşayan insanlar acılarla, sıkıntılarla yüklü bir yılı daha geride bıraktı. Her günü ölüm haberleriyle, her günü gözyaşıyla ve her günü açlık-sefalet içinde geçen milyonların “umut” duyguları yavaş yavaş tüketiliyor. Boğazımızın düğümlendiği, sözün bittiği yerdeyiz. Oysa bu değil yaşam.Kaybolan yıllar elbette geri getirilemez ama gelecek yılları kurtarabiliriz!Kendimiz için.. çocuklarımız için.. torunlarımız için.

    serifkaplan serifkaplan1 serifkaplan3

    İnsanlık için ! 2017’nin tüm dünya’ya sevgi, barış, kardeşlik, huzur getirmesi dileğiyle milletimizin ve dünya halklarının Yeni Yıl’ını en içten duygularımla kutluyorum.”

    bircik1

    urfa53urfa41urfa33urfa27balik4balik5balik2balik

    01 bir1 bir2 bir3 bir4 birecik1

    Birecik, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin Orta Fırat bölümünde Şanlıurfa iline bağlı 96.000 nüfuslu bir ilçe merkezidir. Fırat ırmağının eskiden sadece doğu kıyısındayken son yıllarda her iki kıyısı üzerinde, deniz seviyesinden 450 metre yükseklikte kurulmuştur.

    Birecik Şanlıurfa’ya 83, Gaziantep’e 63 km uzaklıktadır. Evler, ırmak boyundaki dar bir düzlükte ve bunun gerisinde yükselen dik bir yamaç üzerine yayılır. Bu yamaç üzerinde bir de kalesi vardır. Fırat, Birecik’in bulunduğu noktadan itibaren aşağıya doğru ufak çapta nehir nakliyatına elverişlidir. Bu sebeple, Birecik eskiden beri kara ve nehir ulaşımı arasında bir aktarma yeri olarak önem kazanmıştır. Daha sonraki devirlerde İstanbul-Bağdat demiryolunu Birecik’ten değil de biraz güneyden geçmesi ve kervan ticaretinin eski önemini kaybetmesiyle kasaba gerilemeye başladı.İnşası 1951’de başlayıp 1956’da sona eren Birecik Köprüsünün yapılması kasabanın önemini yeniden artırdı.

    ser

  • Abdullah Karakeçi “Mutlu Yıllar DİYARBAKIR”

    Abdullah Karakeçi “Mutlu Yıllar DİYARBAKIR

    Hak ve Huzur Partisi  Diyarbakır İl Başkanı  Abdullah Karakeçi Yeni Yıl mesajı yayınladı;

    “Yeni bir yıla girerken sevgi ve barış diliyorum. Savaşların, acıların ve felaketlerin, geçip giden koca bir yıl gibi geride kalması umuduyla yeni yılınız kutlu olsun nice güzel ve mutlu huzurlu yıllara  “

    diyar

    diyarbaki12

    diyarbaki1

    diyarbaki

    Abdullah Karakeçi “Türkiye halkı ve yer aldığımız coğrafyada yaşayan insanlar acılarla, sıkıntılarla yüklü bir yılı daha geride bıraktı. Her günü ölüm haberleriyle, her günü gözyaşıyla ve her günü açlık-sefalet içinde geçen milyonların “umut” duyguları yavaş yavaş tüketiliyor. Boğazımızın düğümlendiği, sözün bittiği yerdeyiz. Oysa bu değil yaşam.Kaybolan yıllar elbette geri getirilemez ama gelecek yılları kurtarabiliriz!Kendimiz için.. çocuklarımız için.. torunlarımız için.İnsanlık için ! 2017’nin tüm dünya’ya sevgi, barış, kardeşlik, huzur getirmesi dileğiyle milletimizin ve dünya halklarının Yeni Yıl’ını en içten duygularımla kutluyorum.”

  • Nazmi KUMCULAR “Mutlu Yıllar ERZURUM ”

    Nazmi KUMCULAR “Mutlu Yıllar ERZURUM

    Hak ve Huzur Partisi  Erzurum İl Başkanı Nazmi KUMCULAR Yeni Yıl mesajı yayınladı;

    “Yeni bir yıla girerken sevgi ve barış diliyorum. Savaşların, acıların ve felaketlerin, geçip giden koca bir yıl gibi geride kalması umuduyla yeni yılınız kutlu olsun nice güzel ve mutlu huzurlu yıllara  “

    Nazmi KUMCULAR “Türkiye halkı ve yer aldığımız coğrafyada yaşayan insanlar acılarla, sıkıntılarla yüklü bir yılı daha geride bıraktı. Her günü ölüm haberleriyle, her günü gözyaşıyla ve her günü açlık-sefalet içinde geçen milyonların “umut” duyguları yavaş yavaş tüketiliyor. Boğazımızın düğümlendiği, sözün bittiği yerdeyiz. Oysa bu değil yaşam.

    nazmi

    Kaybolan yıllar elbette geri getirilemez ama gelecek yılları kurtarabiliriz!Kendimiz için.. çocuklarımız için.. torunlarımız için.İnsanlık için ! 2017’nin tüm dünya’ya sevgi, barış, kardeşlik, huzur getirmesi dileğiyle milletimizin ve dünya halklarının Yeni Yıl’ını en içten duygularımla kutluyorum.”

    ERZURUM
    Doğu Anadolu’nun en büyük kenti olan Erzurum’un MÖ 4900 yıllarında kurulduğu tahmin edilmektedir. Erzurum’u da içine alan bölge tarih boyunca Urartular, Kimmerler, İskitler, Medler, Persler, Parftlar, Romalılar, Sasaniler, Araplar, Selçuklular, Bizanslılar, Sasaniler, Moğollar, İlhanlılar ve Sfaviler gibi çok çeşitli kavim ve milletler tarafından idare edilmiştir.1514 yılında şehir ve çevresini fetheden Osmanlılar, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu 1923 yılına kadar bu topraklarda hüküm sürmüşlerdir.
     
    Milli mücadele, milli birlik ve bağımsızlık hareketinin temelinin atıldığı Kongre 23 Temmuz 1919 da Erzurum’da toplamıştır.
     
    Erzurum’un bilinen ilk adı Doğu Roma (Bizans) İmparatoru II.Theodosios’ a (408-450) izafe edilen Theodosiopolis’ ti, şimdiki Erzurum’ un yerinde kurulmuştu. IV. asır sonuna doğru Roma imparatorluğu sınırları içine alınmış ve 415 tarihinde Theodosios’ un emriyle Şark Orduları Kumandanı Anatolius tarafından kurulmuştur. Urfalı Mateos’ a göre bu şehir Garin mıntıkasında Fırat’ın kaynağına yakın bir yerde bulunuyordu. Belazurî. bölgeye hakim olan Ermenyakos’ un ölümü üzerine yerine geçen Kali adlı karısı tarafından kurulduğu için Araplarda Kalikala (Kali’ nin ihsanı) adını vermişlerdir. Belazuri Kalîkala’ yı dördüncü Ermeniyye şehirleri arasında sayar ve Ermeniyye şehirlerinden biri olarak kabul eder. X. asır İslam coğrafyacıları Kalikala şehri hakkında bize malumat vererek, doğuda ev eşyasının en önemlisi sayılan Kali (halı)nın burada yapıldığım ve adını bu şehirden almış olduğunu kaydetmektedirler. Hudud alalam’ ın yazarı bu şehrin müstahkem bir kalesi bulunduğunu ve her taraftan gelen gazilerin burayı nöbet tutarak koruduklarım Ve şehirde tüccarların çok olduğunu bildirmektedir. Bugünkü Erzurum adı ise, Erzen’ in Selçuklular tarafından fethedilmesi üzerine ahalisinin Theodosiopolis’ e (Kalikala=Karin) göç etmelerine müteakip bu şehre Erzen ve Türk hâkimiyetinin ilk safhalarında bu adın sonuna, Meyyafarikin (Silvan) ile Siirt arasındaki Erzen’ den ayırmak ve Anadolu’ya ait olduğunu belirtmek üzere Rum kelimesi ilave edilerek, Erzen al-Rum denilmesinden kaynaklanmıştır. Selçuklular tarafından Erzurum’da basılmış paraların üzerinde şehrin adı Arzan al-Rum şeklinde yazılmıştır.
     
    Tarih Öncesi Çağlar
     
    Erzurum ve çevresi özellikle son Kalkolitik ve Eski Tunç çağından itibaren yoğun iskana ve siyasi olaylara tanık olmuştur. Bunun sebebi en eski çağlardan beri önemli ticari ve askeri yolların kavşak noktasında yer almaşı, zengin akarsu ağım bünyesinde bulundurması ve doğal savunma zeminine sahip olmasıdır. Çevredeki sert iklim şartlarına rağmen.dağ silsileleri ve akarsu boylarındaki verimli ovalar tarıma ve bilhassa hayvancılığa uygun bir ortam oluşturmuştur. Karaz, Pulur ve Güzelova kazılarının tanıklığında, yaklaşık altı bin yıldan beri çevredeki yaşama biçiminin devam ettiği söylenebilir. Bölgede M.Ö. IV. binden itibaren çok kuvvetli bir kültür birliğinin olduğu da ortaya çıkmıştır.
     
     
    MUSTAFA KEMAL PAŞA ERZURUM’DA
     
    İstanbul Hükümeti, İtilaf Devletleri’nin baskıları sonucu, Anadolu’da asayişi sağlamak amacıyla ordu müfettişlikleri teşkil etli. Bu tasarı gereğince. Doğu Anadolu’ da ki 9. Ordu Müfettişliğine Mustafa Kemal Paşa tayin edildi. Mustafa Kemal Paşa’ ya verilen talimata göre, Trabzon, Erzurum, Sivas, Van Vilayetleriyle Erzincan ve Canik müstakil livalarına gereken emirleri verebileceklerdir. Mustafa Kemal Paşa’ ya verilen bu geniş talimattan da anlaşılacağı üzere, O’ nun görevi yalnızca Samsun ve havalisindeki asayişsizliğe son vermenin ötesinde idi. Anadolu’ ya ayak basar basmaz yapmaya başladığı işlerde bunu ortaya koymaktadır.
     
    Mustafa Kemal Paşa 3 Temmuz 1919’da Erzurum’a geldi, ilk karşılama merasimi Erzurum’un batısında on yedi kilometre uzaklıktaki Ilıca’ da yapıldı.
     
    Mustafa Kemal Paşa Erzurum’a gelişinin ertesi günü 4 Temmuz’da Erzurum Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ni ziyaret etti.
     
    Mustafa Kemal Paşa, 5 Temmuz 1919’da yakın arkadaşları ile bir toplantı yaptı. Toplantı-ya Karabekir Paşa, Rauf Bey, Eski Vali Münir, Süreyya, Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanı Kazım, Kurmay Binbaşı Hüsrev, Binbaşı Refik, M.Müfit Beyler katılmışlardı. Toplantıda bulunanlar, Mustafa Kemal Paşa’ ya sonuna kadar yardım edeceklerine, onu lider olarak kabul ettiklerine dair söz verdiler.
    Ermeni Meselesi
    1.Dünya Savaşında Erzurum, istilacı Çarlık Rus Ordusunun ilk hedefi üzerindeydi. Osmanlı Ordularının hezimeti üzerine, önlerinde ciddi bir engel görmeyen Rus Ordusu, General Yudeniç’in komutasında Erzurum’a doğru ilerledi. Erzurum 16 Şubat 1916 da Ruslar tarafından işgal edildi. 1917 yılında Rusya’da Çarlık rejimi yıkılmış, Bolşevikler ülkede duruma el koymuşlardır. Rusya’da bu yönetim değişikliği üzerine Ruslar, işgal ettikleri Doğu Anadolu Bölgesini boşaltarak ülkelerine dönmeye başlamışlardır. Ancak Doğu Anadolu’da Ermenistan hayaliyle yaşayan Ermeniler süratle silahlanarak, Erzurum ve çevresinde “soykırıma” giriştiler. Erzurum Rus II. Topçu Kale Komutanı olan Twerdo Khlebov, Ermenilerin bu kanlı hareketlerine sadece seyirci kaldı.
    Erzurum ve çevresinde Türklere uygulanan “soykırımı” Taşnak Generali Antranik yönetmiştir. 2 Mart 1918 tarihinde Erzurum Merkez Kumandanlığına tayin olunan General Antranik Alaca, Tepeköy. Ilıca, Yeşil yayla katliamlarında aktif rol oynamış, binlerce insanın hayatına acımasızca son verdirmiştir. Ayrıca Erzurum ve çevresindeki Türk “soykırımın” da Fransız asıllı Ermeni Albayı Morel, Divan-ı Harp üyesi Sohumyan, Muratyan, Dr. Azeryef ve Dr. Karakin Pastırmacıyan görev almışlardı.
    1918 yılının Şubat ve Mart aylarında bu tarihi şehir insanıyla, medeniyetiyle, kültür varlıklarıyla ortadan kaldırılmaya çalışılıyordu. Şehrin her mahalle ve şose yollarında, çarşılarda Ermeni çete noktaları kurulmuştu. Yol yaptırmak bahanesiyle toplu halde götürülen insanlar Kars kapı ve Yanık dere bölgelerinde, senelerce ekmeğini bölüştüğü Ermeni canileri tarafından şehit edilmişlerdir.
    Sonra Erzurum Garnizonlarında bulunan Ermeni askerleri evlere saldırarak yağma, öldürme, ırza geçme gibi muameleleri yapmaya başlamışlardır. Erzurum’a giren Türk birlikleri şehir içinde 2127 şehit defnetmişler, ayrıca Kars kapıda da 250 ceset bulmuşlardır. Türk-Ermeni ilişkilerini tarihi perspektif içerisinde incelediğimizde, bölgede Türk insanıyla birlikte yaşamış, kapı komşusu olmuş Ermeni’nin ihaneti açıkça ortadadır. Milleti Sadıka diye adlandırılan Ermenilerin Aşkale, Tazegül, Cinis, Alaca, Ilıca, Tepeköy, Erzurum-Merkezde; Yanık dere, Kars kapı, Ezirmikli Osman Ağa ve Mürsel Paşa konakları, Yakutiye Kışla hamamı, Yeşil yayla, Hasankale-Tımar, Köprüköy, Horasan da yaptıkları insanlık dışı katliamlar sonunda Türk Milleti’nin hafızasında “Yerli Gavur” olarak unutulmayacak bir iz bırakmıştır.
    Kazım Karabekir Paşa, 12 Mart sabahım şöyle dile getiriyordu: “Erzurum’da halk göz yaşları içinde kimi babasını, kimi karışım yakılmış yada süngülenmiş buluyor, saçlarım yoluyordu, sokaklarda canlılıktan bir iz bile kalmamıştı. Yerlerde çocuk, kadın ve yaşlılar kanlar içinde yatıyordu.” Ermenilerin yalnız son gece (11-12 Mart 1918) 3000 Müslüman Türk’ü öldürdüklerini, Erzurum’daki Rus Yarbayı Twerdo- Khelebof anılarında ifade etmiştir. “Demiryolu istasyonun da sanki bir mezarlık ölülerini dışarıya çıkarmıştı. Cenazeler arasından geçerek feci duruma gözlerimizle şahit olduk. Bilhassa Tahtacılar semtinde karşılıklı yer alan Osman Ağa ve Mürsel Paşa konaklarına doldurulup yakılan ve katledilen Erzurumlular insanı titrediyordu.”
    Erzurum’da resmi belgelere göre 9563 yerli Türk ahali Taşnak Ermeni çeteleri tarafından şehit edilmiştir.
    12 Mart 1918 günü Türkün kalbi olan Erzurum’un esaretten hürriyete, ölümden hayata kavuştuğu bir gündür. 12 Mart 1918 de Türk Hükümeti, Doğuda ki güzel toprakları, yüksek dağları mert kanıyla sulayarak, düşmana göğüs geren Erzurum’u karanlık bir günden kurtardığının yıl dönümüdür.
    12 Mart 1918 tarihi Erzurum kalesinin beklediği kutsal sabahtır. 84 yıl önce bir 12 Martta zamanın saygısı altında kalan, hatırladıkça kanayan bir yara içimizi sızlatır, sevincimizi göz yaşlarımızın ıslaklığı, mutluluğu kederimizin hüznü, Hürriyetimizde kanımızın pahası, yaşamımızda Türk olmanın gururu, bayrağımızda varlığımızın manası vardır ve saklıdır, işte 12 Mart kutlu günümüzün bizlere hatırlattıkları bu duygu ve fikirlerdir.
     
    ERZURUM KONGRESİ – (23 TEMMUZ – 7AĞUSTOS 1919)
     
    Erzurum Kongresi, I. Dünya Savaşı’nın uğursuzluğunu acımasız maddeleri ile tamamlayan Mondros Mütarekesi’nin (30 Ekim 1918) uygulanmaya başlandığı tarihlere rastlamaktadır. Osmanlı İmparatorluğu’nun imzalamak zorunda kaldığı mütarekenin 24. Maddesi: “Vilâyat-ı Sitte’de karışıklık çıktığı takdirde, bu vilâyetlerin herhangi bir kısmının işgal hakkını İtilâf Devletleri muhafaza ederler” şeklinde düzenlenmişti. Söz konusu vilâyetler: Erzurum, Van, Bitlis, Elazığ, Diyarbakır ve Sivas vilâyetleridir ve mütareke belgesinin İngilizce olan metninde bu vilâyetler “Ermeni Vilâyetleri” olarak ifade edilmiştir. Bu durum, öteden beri varlığı hissedilen Ermeni tehlikesini tekrar gündeme getirmiş ve meseleye yönelik duyarlılık ilk olarak kendini, İstanbul’da, “Vilâyat-ı Şarkıyye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti”nin kurulmasıyla göstermiştir.(Aralık 1918) Daha sonra Mart 1919’da Erzurum’da bu cemiyetin bir şubesinin açılmasıyla beraber bölgedeki teşkilatlanmanın öncülüğü yapılmış, bundan sonra Erzurum, Milli Mücadele’nin temellerinin atıldığı önemli merkezlerden biri haline gelmiştir. Şehrin Ermenilere verileceği söylentileri bir panik havası yaratmış, bu ortamda halk cemiyete sıkı sıkıya bağlanıp bölgenin ve vatanın kurtuluşu için çare yolları aramaya başlamıştır. Bu süreç içerisinde toplanan Erzurum Kongresi, savaşlar, antlaşmalar ve mücadelelerle uzayıp gelen tarih zincirinin önemli bir halkasını oluşturmuştur.
    Kongre, Erzurum Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye ile Trabzon Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyetlerinin ortak girişimleriyle 23 Temmuz (Çarşamba) – 7 Ağustos (Perşembe) 1919 tarihleri arasında Nutuk’ta belirtildiği gibi çalışmalarını 14 günde tamamlamıştır. Mustafa Kemal ve Rauf Beyler’in Kongreye Erzurum (merkez) delegeleri olarak katılabilmeleri için Emekli Binbaşı Kazım (Yurdalan) ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kurucularından Cevat (Dursunoğlu) Bey, delegelik haklarından vazgeçmişlerdir.
    Kongrenin ilk günü yapılan oylama ile Mustafa Kemal Paşa, Kongre başkanı seçilmiştir. Mustafa Kemal yaptığı açılış konuşmasında, Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu durumu, dünyanın çeşitli yerlerinde milli bağımsızlık uğruna yapılan mücadeleleri anlatarak bağımsız, milli bir iradenin Anadolu’dan çıkacağını ve bunun millete dayanması gerektiğini belirtmiştir. Yoğun çalışmalardan sonra 7 Ağustos’a kadar süren kongre, aynı gün Heyet-i Temsiliye seçimlerini yapmış, 9 kişilik heyetin başına Mustafa Kemal getirilmiştir. Böylece milli mücadelenin ilk siyasi kuruluşu da oluşturulmuştur. 
    Kongre sonunda yayınlanan beyannamenin giriş kısmında: Aydın Vilâyetinde Yunanlıların, Kafkasya’da Ermenilerin, Karadeniz’de Rumların Müslüman ahaliye yaptığı zulümlerden, milleti parçalanma tehlikesi karşısında gören Doğu Anadolu halkının kurduğu cemiyetler vasıtasıyla Erzurum Kongresi’ne katıldığından ve kongrenin yayınlanan kararları aldığından bahsedilmiştir. Kongrede alınan kararlar şu şekilde özetlenebilir: Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür ayrılık kabul edilemez; İşgal ve müdahaleler sonucu Osmanlı Devletinin dağılması halinde millet tek vücut olarak yurdunu savunacaktır; Vatanın bağımsızlığını korumaya İstanbul Hükümeti’nin gücü yetmediği takdirde, geçici bir hükümet kurulacaktır. Bu hükümet milli kongre tarafından seçilecektir; Kongre toplantıda değilse bunu Heyet-i Temsiliye üstlenecektir; Kuvâ-yı Miliyeyi etken ve milli iradeyi hakim kılmak esastır; Hıristiyan azınlıklara siyasî hakimiyet ve sosyal dengemizi bozacak ayrıcalıklar verilemez; Manda ve himaye kabul edilemez; Milli Meclis’in hemen toplanmasını ve hükümet işlerinin meclis denetiminde yürütülmesini sağlamak için çalışılacaktır.
    Erzurum Kongresi’nin amacı, sadece doğu bölgesinin bütünlüğü değil, 30 Ekim 1918’deki sınırıyla “Vatanın bütünlüğü” idi. Bağımsızlık ise, yine bütün Türk milletinindi. Bu gayenin ilk adımı Erzurum Kongresi’nde atıldı. 
    Kongrenin kabul ettiği kararları, belirlediği hedefleri, çizdiği stratejiyi iyi tahlil etmek gerekir. Kongrenin benimsediği hedefler, Türk Milli mücadelesinin de gerçekleştirmeye çalıştığı milli hedeflerdir. Milli Mücadele hareketinin siyasal temeli olan “hukuk-ı milliye” ilk olarak bu kongrede dile getirilmiştir. Kongrenin kabul ettiği kararlar ise milli bağımsızlık savaşımızın programı olarak ele alınmış, belirlediği hedefler gerçekleştirilmiştir. 28 Ocak 1920’de Son Osmanlı Mebusan Meclisi’nde Misâk-ı Milli adıyla kabul edilip, 17 Şubat 1920’de bütün dünyaya ilân edilen programın esasları Erzurum’da, bu kongrede belirlenmiştir. Kongre, temsil ettiği fikir ve prensiplerle, sağladığı yetkiler bakımından Milli Mücadele hareketinin tarihi bir hareket ve çıkış noktasıdır. Mustafa Kemal Atatürk’ün ifadesiyle; “Tarih şüphesiz bu kongreyi ender ve büyük bir eser sayarak bağrına basacaktır.”
    image0251 image0262 image0282 image0311 image0331 image0351 image0361 image0401 image0431 image0471
  • Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ, yeni yıl mesajı yayımladı.

    Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı  Gürsel YILDIZ, yeni yıl mesajı yayımladı.

    Yıldız, mesajında 2016 yılını değerlendirirken, 2017 yılına ilişkin beklentilerini dile getirdi.

    Gürsel YILDIZ ‘nın mesajı şöyle:

    “Bir yılı daha geride bırakıyoruz. 2016 yılı tüm dünya için tarihi dönüm noktalarının yaşandığı, zorlukların ve değişimlerin yılı oldu.

    2016 yılı Amerika’daki seçimler, Brexit, mülteci krizi, Suriye’de yaşanan çatışmalar, terör olayları ve bölgemizde yaşanan diğer gelişmelerle dünyada önemli değişimlerin yaşandığı; belirsizliklerin artarak devam ettiği bir yıl oldu.

    Terör örgütleri, Türkiye’ye karşı husumet besleyen tüm devletlerin, tüm karanlık kurumların bir kuklası, bir taşeronu haline dönüşmüştür.

    Türkiye üzerinde  büyük oyunların  oynandığı ve oynanmaya  devam edildiği  bir  ortamda Ülkemizin daha  çok  sıkıntılar çekmemesi için birlik ve  beraberliğin  bir ilaç olduğunu  unutmamamız gereklidir.

    gursel1 gursel2 gursel3 gursel4 gursel5 gursel6 gursel7 gursel8 gursel9

    Türkiye, devleti ve milletiyle birlik içinde, bu engellerin hepsini de, Allah’ın izniyle aşacaktır. Bu duygularla bir kez daha 2017 yılının ülkemiz, milletimiz, tüm insanlık için barış, huzur, sağlık, güvenlik ve refah içinde geçmesini temenni ediyorum.

    Tüm vatandaşlarımın yeni yılını tebrik ediyor, selamlarımı, saygılarımı sunuyorum.”

  • Gürsel YILDIZ’ dan Mehmet Akif Ersoy’u Anma Mesajı

    Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ , Mehmet Akif Ersoy’un vefatının 80. yıl dönümü nedeniyle bir mesaj yayımladı. Gürsel YILDIZ  mesajında şu ifadelere yer verdi:

    ‘’İstiklâl Marşı şâirimiz, büyük dâvâ adamı Mehmet Akif Ersoy, ebedi âleme göç edişinin ardından geçen 80 yıla rağmen, eserleri ve fikirleri ile milletimizin yüreğinde hâlâ dipdiridir. Akif, ölümünden sonra gelen kuşaklar boyunca Türk gençliğini, fikriyat ve hissiyat yönünden şekillendiren ustalardandır.

    Ülke olarak keskin bir dönemeçten geçtiğimiz bu zor günlerde; Akif’in o gür sesinden işittiğimiz “Korkma” hitabı milletimize dün olduğu gibi bugün de güç ve umut vermektedir. Devletimiz; üstümüze dört bir koldan saldıran, her şekilden ve cinsten terör dalgasına karşı mücadele etmektedir. Etrafımız bir ateş çemberiyle çevrilmişken; “taunlara zûl gelecek rezil istila”ya karşı, onun bir Mehmetçik süngüsü gibi doğrulttuğu mısralar unutulmamalıdır.

    mehmetakif

    24kasim

    Bu millete diz çöktürmek isteyen “hayâsızca akın”, dün olduğu gibi bugün de mağlubiyete uğramıştır. Darbeci ihanet şebekesine, bombalarıyla, kurşunlarıyla ve paralarıyla taarruz edenlere karşı bir kale gibi dimdik duran Türkiye’nin iradesidir. İşgalcilerin ne kendileri ne de maskeli terörist maşaları bu topraklara dair kurdukları hayallere asla muvaffak olamayacaklardır. Akif’in o meşhur duası inşallah kabul olacak ve Allah bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırmayacaktır.

    Bölünmeye ve ayrışmaya karşı ortak değerlerimizde birleşmenin ehemmiyetini hep beraber daha iyi idrak ettiğimiz günlerde; Akif’in milletimiz için kıymeti çok daha aşikârdır. Üzerinde yaşadığımız ortak vatanın ve gölgesini paylaştığımız bayrağımızın manası bizim için neyse; Akif’in kaleminden dökülen İstiklâl Marşı da aynı anlama gelmektedir. Kurtuluş mücadelesi verdiğimiz o günlerde, Mehmet Akif Ersoy milletimize kelimeler ve cümlelerden oluşan bir bayrak hediye etmiştir. Dünya döndükçe o bayrağı şerefle taşımak, her mısraını hissedercesine yaşamak ve yarınlarımızı o ruh üzerine inşa etmek boynumuzun borcudur.

    İçinde bulunduğumuz zaman dilimi göstermiştir ki; Millî şairimizin o hep özlemini çektiği  “Asım’ın nesli” bu topraklarda hayat sürmekte ve şairin rüyasını gerçeğe dönüştürmektedir.

    Bu topraklara ve bu milletin evlatlarına; nice kıymetli eser ve bir milli şuur armağan ederek aramızdan ayrılan Mehmet Akif Ersoy’u vefatının 80. yılında saygı, rahmet ve minnetle anıyorum.’’

    İSTİKLAL MARŞI

    Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak; Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak; O benimdir, o benim milletimindir ancak.

    Çatma, kurban olayım, çehrene ey nazlı hilal! Kahraman ırkıma bir gül… Ne bu şiddet, bu celal? Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal; Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklal.

    Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım. Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım! Kükremiş sel gibiyim: Bendimi çiğner, aşarım; Yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım.

    Garb’ın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar; Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var. Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar, ”Medeniyet!” dediğin tek dişi kalmış canavar?

    Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın; Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın. Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın… Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

    Bastığın yerleri ”toprak!” diyerek geçme, tanı! Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı. Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı: Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

    Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda? Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda! Canı, cananı, bütün varımı alsın da Huda, Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

    Ruhumun senden İlahi şudur ancak emeli: Değmesin ma’bedimin göğsüne na-mahrem eli; Bu ezanlar — ki şehadetleri dinin temeli — Ebedi, yurdumun üstünde benim inlemeli.

    O zaman vecd ile bin secde eder — varsa — taşım; Her cerihamda, İlahi, boşanıp kanlı yaşım, Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na’şım! O zaman yükselerek Arş’a değer, belki, başım.

    Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal! Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal. Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlal: Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet; Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklal.

    MEHMET AKİF ERSOY KİMDİR?

    Mehmet Akif Ersoy, İstiklal Marşı’nın güftekarı, şair ve yazar.

    Mehmet Akif Ersoy, 20 Aralık 1873’te İstanbul’da doğdu. Babası Fatih Medresesi müderrislerinden Mehmet Tahir Efendi, Osmanlı Devleti’ne bağlı Arnavutluk’un İpek kazasına bağlı Şuşise Köyü’nden İstanbul’a gelmiş, annesi Emine Cemile Hanım ise Buharalı Mehmet Efendi’nin kızı olarak Samsun’da doğmuştu. Mehmet Tahir Efendi, ona ebced hesabıyla doğduğu yıl olan 1290’a karşılık gelen Rağıf ismini vermişse de çevresi tarafından Akif olarak çağırıldı. Akif dışında bir de Nuriye adında bir kızları bulunuyordu.

    Mehmet Akif, İstanbul’da Fatih’in Sarıgüzel semtinin Nasuh Mahallesi’nde doğdu. Çocukluğu Osmanlı Devleti’nin “hasta adam” olarak nitelendirildiği döneme denk geldi. 1878 yılında, Akif 4 yaşındayken Fatih’de Emir Buhari Mahalle Mektebi’ne başladı. Burada iki yıl eğitim gördükten sonra Fatih İbtidaisi’ne geçti. Aynı yıl babası ona Arapça dersleri vermeye başladı.

    Babasının yazın Emin Paşa’nın çocuklarına ders vermesi sebebiyle Emin Paşa’nın çocukları ile arkadaşlık kurdu. Mehmet Akif, 1882 yılında ilköğretimini tamamlayarak Fatih Merkez Rüştiyesi’ne başladı. Ayrıca Fatih Camii’nde Esad Dede’nin İran Edebiyatı derslerine katılıyordu. Lise eğitiminde Mülkiye’nin İdadi bölümünde başladıktan sonra yüksek kısmına geçti. Kısa bir süre sonra evlerinin yanması ve babasının vefatı sebebiyle okula devam edemeyip sivil veterinerlik okulu olan Baytar Mektebi’ne geçti. Şiirle ilgisi bu dönemde başlayan Mehmet Akif, ilk şiirlerini bu dönemde yazmaya başladı.

    22 Aralık 1893 tarihinde birincilik ile mezun olmasından sonra Orman ve Ma’adin ve Ziraat Nezare’Baytar Müfettiş Muavini olarak tayin edildi. 1895 yılında ilk eseri olan 7 beyitlik gazeli “Kur’an’a Hitab”, Servet-i Fünun Gazetesi’nde yayınlandı. 4 yıl boyunca Rumeli, Anadolu ve Arabistan’da görev yaptı. Bu seyahatler Mehmet Akif’in düşünce ve yazın hayatını çok etkildi.

    1 Eylül 1898’de 25 yaşında iken Tophane-i Amire veznedarı Mehmet Emin Bey’in kızı İsmet Hanım ile evlendi. Aynı yıllarda Maarif Dergisi’nde ve Resimli Gazete’de şiir yazıları ve Arapça, Farsça ve Fransızca’dan yaptığı çevirilen yayınlandı. 1906 yılında Halkalı Ziraat Mektebi’ne Kitabet-i Resmiye Muallimi ve 1907’de Çiftlik Makinist Okulu’na Türkçe öğretmeni olarak atandı. Ardından bir yıl sonra II. Meşrutiyet’in ilan edildiği dönem İstanbul’da Umur-i Baytariye Dairesi Müdür Muavinliği’ne getirildi. 1908-1910 yılları arasında “Sırat’ı Müstakim” dergisinde yazdığı dönem en ünlü şiirleri “Küfe” ve “Seyfi Baba” yayınlandı.

    Kısa bir süre sonra Darülfünun Edebiyat-ı Umumiye müderrisliğine tayin edilen Mehmet Akif, uzun süre bu kadroda kaldı. 1913’te İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne girdi. I. Dünya Savaşı sırasında bu cemiyete bağlı bir örgüt olan Teşkilat-ı Mahsusa aracılığıyla Almanya’daki Müslüman tutsakların durumunu incelemek üzere Berlin’e gönderildi. Ardından Arabistan ve Lübnan’a gitmiş ve burada batı-doğu ayrımına şahit oldu. İstanbul’a döndükten sonra Darül-Hikmet-i İslamiye’nin başkatipliğine atandı. Miili Mütareke döneminde kurtuluş hareketine destek verdi. Balıkesir’de yaptığı konuşmadan dolayı İstanbul’daki görevinden alındı. Ankara Hükümeti’nin kurulmasından sonra Burdur Milletvekili olarak meclise girdi.

    O sırada Maarif Vekili Hamdullah Suphi’nin desteği ile İstiklal Marşı için açılan yarışmaya giren Mehmet Akif Ersoy, 724 şiir arasından yarışmayı kazandı. 18 Mart 1921’de kabul edilen şiir, 1924 yılında Osman Zeki Üngör tarafından bestelenerek “Türkiye Cumhuriyeti’nin Milli Marşı” olarak ilan edildi. Mehmet Akif Ersoy yarışmadan kazandığı 500 lirayı kabul etmeyerek Türk Ordusu’na armağan etti.

    Sakarya Zaferi’nden sonra İstanbul’a geldi ancak İslami uyanışçı düşünürlerden olan Mehmet Akif Ersoy, Cumhuriyet’in laik düzeninin oturması sebebiyle Mısır’a gitti. 1936 yılına kadar Mısır’da Türk Dili ve Edebiyatı dersleri verdi. Siroz’a yakalanması üzerine 1935’te Lübnan’a, 1936’da Antakya’ya gitti. Hastalığının ilerlemesi üzerine ülkesine döndü ve 27 Aralık 1936’da İstanbul’da vefat etti. Mezarı Edirnekapı Şehitliği’nde bulunmaktadır.

    Mehmet Akif Ersoy’un en önemli eseri olan “Safahat”, 7 kitabtan oluşmaktadır. 1911 yılında yazdığı birinci bölümde osmanlı toplumunun meşrutiyet dönemini; 1912 yılında yazdığı “Süleymaniye Kürsüsünde” adlı ikinci kitapta, Osmanlı aydınlarını işlemiştir. 1913’de Safahat’ın üçüncü bölümü olan “Halkın Sesleri”ni ve 1914 yılında dördüncü bölüm “Fatih Kürsüsünde”yi yazdı. Ardından 1917 tarihli “Hatıralar” ve I. Dünya Savaşı hakkında görüşlerinin yer aldığı 1924 tarihli “Asım”ı yazdı. Son ve 7. bölüm olan “Gölgeler”i 1933 yılında yazdı. Şiirlerinin toplu olarak yer aldığı 7 kitaplık eserine “İstiklal Marşı”nı koymayarak bu eserini Türk Milleti’ne armağan etmişti.

    Başlangıcı 1911 olan “Safahat”, 1933 yılında tamamlandı. Özmer Ziya Doğrul, Mehmet Akif Ersoy’un kitaplarına almadığı şiirlerini de ekleyerek eseri, 1943 yılında tekrar yayımladı. Ardından 1987 yılında M. Ertuğrul Düzdağ, eseri önceki baskıları arasındaki farkı gösteren yeni bir basımını yaptı. “Kur’an’dan Ayet ve Hadisler” ve “Mehmet Akif Ersoy’un Makaleleri” adlı çalışmaları da ölümünden sonra yayımlanmıştır.

    Mesnevi, Hafız Divanı, Güllistan, Fuzuli’nin Leyla ve Mecnu’nu, Victor Hugo, Lamartine ve Emile Zola gibi eserleri okumuş olan Mehmet Akif Ersoy’un eserleri anlatıya ve övgüye dayalıdır. “Sanat sanat içindir” görüşüne karşı çıkmış dini yönü ağırlıkta bir edebiyat tarzı benimsemiştir. Edebiyat dili olarak Milli Edebiyat akımına karşı çıkmış, aruz kullanmıştır. Hatta edebiyatta batılılaşma konusunda Tevfik Fikret ile çatışmıştır.

Toplam 8 bulundu. Şu anda 5. sayfadasınız« İlk sayfaÖnceki...34567Sonraki...Son sayfa »