• vandır

    Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ Güneydoğu ’da

    Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ  Güneydoğu ’da

    Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ  ,Genel  Başkan Yardımcısı  Necla BAKAN  ,Genel  Başkan Yardımcısı  Abdulkadir YILDIRIM  , Genel  Başkan Yardımcısı  Hilmi YOLCU,Genel  Başkan Yardımcısı  Mehmet HOROZ,Genel  Başkan Yardımcısı

    Abdullah KARAKEÇİ ,Şanlıurfa İl Başkanı Nayif ÇELEBİ ile  birlikte  Gaziantep, Şanlıurfa, Mardin il ve  ilçelerinde  incelemelerde bulundular.Yeni Göreve  başalayan

    Hak ve Huzur Partisi  Birecik İlçe  Başkanı  İzzet (Azat)  Karaçalı,

    Hak ve Huzur Partisi  Kızıltepe  İlçe  Başkanı Fahrettin Cerrahoğlu ‘nun yaptığı  çalışmaları  yerinde  incelediler.geb genel1 genel2 genel3 genel4 genel5 genel6 genel7 genel8 genel9 genel10 genel12 genel14 genel15 genel16 genel17 genel18 genel19 genel20 genel21 genel22 genel23 genel25 genel26 genel27 genel29 genel30 genel31 genel32 genel33 genel34 genel35 genel36 genel37 genel38 genel39 genel40 genel50 genel87 genel110 genel174 genel232 genel234 genel266 genel1102 genel2345 genel2346 genelbaskancokuklarla genelbaskancokuklarla1 gueselyıldız14 Azad Karaçalı,

    Hak ve Huzur Partisi Genel Başkanı Gürsel YILDIZ

    Türkiye ve bölgemiz başta olmak üzere, günümüz dünyasında çok ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Ülkemizin uzun yıllardan beri yaşadığı sorunlar, köklü çözümler üretilmediği için, günümüze kadar birikerek ve büyüyerek gelmiş ve mevcut sistemin çözüm üretme yeteneğini kaybettiği anlaşılmıştır. İnsanı önemsemeyen, insana hak ettiği değer ve önemi vermeyen yaklaşımlar ve çözüm önerilerinin var olan sorunların çözümüne katkı sağlayamayacağı açıktır. Mevcut kurumsal yapının bir bütünlük içinde, insanımızın layık olduğu refah ve mutluluğa ulaşmasına katkı sağlamak üzere yeniden gözden geçirilerek bir değişimin sağlanması zorunluluk olarak gözükmektedir.

    Tıkanan sadece ülkenin sağlıklı yönetimine imkân vermeyen siyasal sistem ve onunla bağlantılı yürütme çarkı değildir. Toplumumuz, özgüven duygusunu kaybetmeye başlamış; yılgınlık, genç kuşakların içine sürüklendiği ümitsizlik, gelir dağılımı başta olmak üzere hayatın her alanında kendini gösteren haksızlık, adaletsizlik, işsizlik, giderek yaygınlaşan yolsuzluk ve yoksulluk hep çoğalmış, hep artmış, hep büyümüştür.

    Hâlbuki Türkiye’nin bulunduğu coğrafyadaki tüm devletler insanlık tarihi boyunca her zaman iddialı olmuşlar ve dünyadaki gelişmelerde belirleyici rol oynamışlardır. Günümüzde de bu coğrafyanın mirasçısı olan Türkiye Cumhuriyeti’ne çok önemli sorumluluklar düşmektedir. Bu sorumluluğun yerine getirilebilmesi için ekonomik ve siyasal açıdan güçlü, aynı zamanda huzurlu bir Türkiye’ye ihtiyaç vardır.

     

  • va7

    Şehide Son Görev Başsağlığı ve Taziye

    HHP  Yöneticileri Şehit Piyade Er Hüseyin Koroç’ın  Taziyesinde

    Hatay’da vatani görevini yaparken şehit olan Piyade Er Hüseyin Koroç, Eyüp Peygamber Camiinde kılınan cenaze namazının ardından toprağa verildi.

    Cenaze namazına şehidin yakınlarıyla birlikte; Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik, Şanlıurfa Valisi Güngör Azim Tuna, Ak parti Şanlıurfa İl Başkanı Zeynel Abidin Beyazgül, Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Nihat Çiftçi, Cumhuriyet Başsavcısı Uğurhan Kuş, İl Jandarma Komutanı Albay Mustafa Kemal Timuroğlu, Hak ve Huzur Partisi Genel Başkan Yardımcıları  Mehmet HOROZ,Hilmi YOLCU, Hak ve Huzur Partisi Şanlıurfa İl Başkanı Nayıf ÇELEBİ, Şanlıurfa Milletvekiller,kaymakamlar, ilçe belediye başkanları ve vatandaşlar katıldı.

    Binlerce kişinin katıldığı ve İl Müftüsü İhsan Açık tarafından kıldırılan cenaze namazının ardından tekbirlerle cenaze aracına taşınan şehidin naaşı, defnedileceği Yeni Mezarlıktaki şehitliğe getirildi. Burada bir konuşma yapan Şanlıurfa Valisi Güngör Azim Tuna; şehit ailesinin dik duruşunun kendilerini gururlandırdığını belirtti.

    Şehit Piyade Er Hüseyin Koroç için Şehitlikte düzenlenen törende saygı atışı yapıldıktan sonra şehidin cenazesi defnedildi.

    va1 va3 va4 va5 va6 va7 va9 va10

    sanlıurfa1

    sanlıurfa5

    sanlıurfa2

    sanlıurfa4

    sanlıurfa3   sanlıurfa6 sanlıurfa7

    Hak ve Huzur Partisi Genel Başkan Yardımcıları  Mehmet HOROZ,Hilmi YOLCU, Hak ve Huzur Partisi Şanlıurfa İl Başkanı Nayıf ÇELEBİ Taziye Çadırında  şehit Piyade Er Hüseyin Koroç’un  Ailesi ve yakınlarına  başsağlığı  dilediler.

  • HASTAHENE4

    Bozova Devlet Hastahanesine Siyasetçi gidince

    Bozova  Devlet  Hastahanesine   Siyasetçi  gidince

    Bozova Sağlık Merkezi ve Bozova Merkez Sağlık Ocağının birleşmesiyle 01.08.2007 tarihinden itibaren “Entegre İlçe Hastanesi” olarak faaliyet vermeye başlamıştır.

        24.10.2011 tarihinde Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından Bozova  hastanesi , E1 grubu hastaneler (İlçe Devlet Hastanesi) statüsüne alınmıştır.

    Kurulduğu  günden beri Dr. Mehmet GÖKKAN,Dr. Ali Ulaş ÖNERAL,Uzm.Dr. M.Fatih AKSOY,Dr. Ahmet KARA (Vekaleten),Dt. Gülcan EKİNCİ (Vekaleten),Uzm.Dr. Mustafa TUZCU,Uzm.Dr. M. Fatih AKSOY Başhekim olarak  görev  yaptı.

        İnşaat Oturma Alanı 12.900 m2, Kapalı İnşaat Alanı 2500 m2 olan hastane 2011 yılında poliklinik binası ve 2013’te yeni acil servis binası ile hizmet sunmaktadır. 18 yatak kapasitesi ile sürekli gelişerek ve ilçe insanının sağlığına katkı sunmaya devam etmesi  beklenirken  işlerin  hiçte  yazıldığı  çizildiği  gibi olmadığını   gördük

    Önce Hastahanenin  misyonu okuyalım  “Bilimsel, vicdanı ve etik ilkelerden ödün vermeden, hasta hak ve mahremiyetine saygılı, hastalarına hekim seçme hakkı tanıyan, çalışanların, hasta ve yakınlarının memnuniyetini önemseyen, tedavi sürecinde alınan kararlar hakkında hastayı/yakınını bilgilendirerek hasta ve çalışan güvenliğine özen gösteren, sağlık alanındaki gelişmeleri takip eden bir hastane olmaktır.”

    Sonra  Hastahanenin  vizyonunu  okuyalım  “Hizmette sürekli kaliteyi esas alan, personelinin çalışanı olmaktan gurur duyduğu, hastaların güvenerek tercih edeceği, itibarı yüksek kurumsallaşmış bir sağlık kuruluşu olmaktır”

    Hak ve Huzur Partisi  Genel Başkan Yardımcısı  Hilmi YOLCU  Bozova  Devlet  Hastahanesi  Diş Polikliniği  Bu  gün  11.30  da  muayene   sırasına  gitti. Saat   15.30  te   sıra geldi.Ama  nasıl   sıra  geldi. Hak ve Huzur Partisi  Genel Başkan Yardımcısı  Hilmi YOLCU   Siyasi  Kimliksiz   normal  vatandaş olarak  muayene  olmak için  sırasını  bekler.

    HASTAHANE1 HASTAHANE2 HASTAHANE3 HASTAHENE4

    Bekler,

    Bekler.

    Sıra    gelmez.

    Saat  14.oo  te   Doktor’a   bizim  sıramız  11.30  daydı.

    Bizi  muayeneye  niye  almıyorsunuz   der. Siz  yalan  konuşuyordunuz   saat  11.30   da   gelmediniz. Saat  11.30  da   Diş Polikliniği   kapısındaydım. 3  saattir  diş  ağrısı  ile  kıvranıyorum  der.Doktor  Kapıyı  kapatır.

    Uzm_Dr. Mehmet Fatih AKSOY

    Başhekim Uzm.Dr. M. Fatih AKSOY

    Hastayı  çağırmaz. Hak ve Huzur Partisi  Genel Başkan Yardımcısı  Hilmi YOLCU   Başhekim Uzm.Dr. M. Fatih AKSOY’a   durumu  anlatır.Bunun  üzerine   Başhekimin  talimatı  üzerine   başka   bir  Diş  Hekimi muayenesi ile   Hak ve Huzur Partisi  Genel Başkan Yardımcısı  Hilmi YOLCU    işini  yoluna  soktu. Bu  olay   bize  şunu   gösteriyor. Güneydoğu’da  Doktorlar   Hastalarına  Karşı  biraz  daha   nazik  olmalı.Halkın   Doktorlara  ve  sağlık  çalışanlarına   iyi  davransın  diyorsunuzda  hep  tek  taraflı   iyilik olmaz.

    Hak ve Huzur Partisi  Genel Başkan Yardımcısı  Hilmi YOLCU” Hastahanede  Doktorun yaptığı yanlışı   başarılı yönetici Başhekim Uzm.Dr. M. Fatih AKSOY’a  teşekkür  ederim”dedi

  • hilmi12

    Hilmi Yolcu”Yeni siyasetin hedefi birlikte dirlik ve diriliktir”

    Hak ve Huzur Partisı Parti Meclisi Üyesi Hilmi Yolcu “Türkiye’nin öncelikle ve hızla kısır çekişme ve kavga ortamından kurtulması gerekmektedir.”

    Hak ve Huzur Partisı Parti Meclisi Üyesi Hilmi Yolcu”Günümüz siyasetinin temel parametreleri büyük ölçüde değişmeye ve siyasi partiler arasındaki temel ayrım noktaları başkalaşmaya başlamıştır. Bunun en önemli göstergesi ise, bugüne kadar sağ ve sol biçiminde ayrılan siyasi kimlikler ile muhafazakâr ya da devrimci dönüşümü destekleyen siyasi partilerde, temel ayrım noktalarının ortadan kalkmaya yüz tutmasıdır. Açıkçası siyasette aynı tarafta bulunan siyasi partilerde önemli konularda ve hedeflerde büyük farklılaşmalar ortaya çıkmış; farklı taraflarda yer alan partilerin temel yaklaşımlarında ve politikalarında ise çok önemli benzeşmeler görülmeye başlanmıştır”dedi

    hilmi1

    Hak ve Huzur Partisı Parti Meclisi Üyesi Hilmi Yolcu  İsanbul’da

    Hak ve Huzur Partisı Parti Meclisi Üyesi Hilmi Yolcu  İnsan Merkezli Siyasetin  dışında  siyaset  bizi  düzlüğe  çıkarmaz.

    İnsan Merkezli Siyaset

    İnsan ve onun ayrılmaz bir parçası olan insan onurunun korunması, yüzyıllardır sahip olduğumuz köklü kültürümüzün bize yüklediği önemli bir sorumluluktur. İnsan hakları, hukukun üstünlüğü, demokrasi, laiklik, sosyal devlet gibi çağdaş kavram ve kurumlar, birlikte mutlu ve yüksek bir yaşam düzeyine ulaşmayı amaçlamaktadır.

    Türkiye ve bölgemiz başta olmak üzere, günümüz dünyasında çok ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Ülkemizin uzun yıllardan beri yaşadığı sorunlar, köklü çözümler üretilmediği için, günümüze kadar birikerek ve büyüyerek gelmiş ve mevcut sistemin çözüm üretme yeteneğini kaybettiği anlaşılmıştır. İnsanı önemsemeyen, insana hak ettiği değer ve önemi vermeyen yaklaşımlar ve çözüm önerilerinin var olan sorunların çözümüne katkı sağlayamayacağı açıktır. Mevcut kurumsal yapının bir bütünlük içinde, insanımızın layık olduğu refah ve mutluluğa ulaşmasına katkı sağlamak üzere yeniden gözden geçirilerek bir değişimin sağlanması zorunluluk olarak gözükmektedir.

    hh_logo

    Tıkanan sadece ülkenin sağlıklı yönetimine imkân vermeyen siyasal sistem ve onunla bağlantılı yürütme çarkı değildir. Toplumumuz, özgüven duygusunu kaybetmeye başlamış; yılgınlık, genç kuşakların içine sürüklendiği ümitsizlik, gelir dağılımı başta olmak üzere hayatın her alanında kendini gösteren haksızlık, adaletsizlik, işsizlik, giderek yaygınlaşan yolsuzluk ve yoksulluk hep çoğalmış, hep artmış, hep büyümüştür.

    Hâlbuki Türkiye’nin bulunduğu coğrafyadaki tüm devletler insanlık tarihi boyunca her zaman iddialı olmuşlar ve dünyadaki gelişmelerde belirleyici rol oynamışlardır. Günümüzde de bu coğrafyanın mirasçısı olan Türkiye Cumhuriyeti’ne çok önemli sorumluluklar düşmektedir. Bu sorumluluğun yerine getirilebilmesi için ekonomik ve siyasal açıdan güçlü, aynı zamanda huzurlu bir Türkiye’ye ihtiyaç vardır. 

    Türkiye’nin bugün için istenen güç, huzur ve refah düzeyinde olmamasının en önemli nedeni; başarı, etkinlik ve verimliliğin öncelendiği bir toplumsal kültür oluşturamamış olması ve başta insan kaynağı olmak üzere sahip olduğu potansiyelini etkili bir şekilde kullanacak kurumsal bir yapıyı hayata geçirememiş olmasıdır. Diğer bir deyişle Türkiye, sahip olduğu enerjisini sinerjiye dönüştürecek bir siyasal, ekonomik, hukuksal, kültürel ve bilimsel atmosferi kurumsallaştıracağı yerde, başta siyasetçiler olmak üzere toplumun etkili kesimleri sahip olduğu enerjinin önemli bir bölümünü anlamsız tartışmalara ve kutuplaşmalara harcamakta ve zamanın hızlı akışı içinde dünyadaki gelişmeler karşısında hızla etkisizleşmektedir. Sorunun temeli yönetim sorunudur.

    Erkler arasındaki kuvvetler ayrılığı ilkesi işlemez hale gelmiştir. Demokrasinin etkili işlemesi için üç erkin – Yasama, Yürütme ve Yargının – tekrar bir sistem bütünlüğü içerisinde düzenlenmesi gerektiğine inanıyoruz. Burada amaç, sistemin işlemesini sağlamaktır. Yasama şimdiki durumda denetim ve hukuk yapıcılığı yerine yürütmenin işleriyle uğraşmakta, Yürütme yasa yapmakta, Yargı ise yürütmenin vesayetinde bağımsızlığını yitirerek hızla işlevini kaybetmektedir.

    Siyasi Partiler demokrasinin bir ürünüdür. Ancak, ülkemizde Siyasi Partilerin kendi yönetim ve karar süreçleri demokratik değildir. Demokratik karar süreçlerine ihtiyaç duymaksızın parti liderinin her söylediği parti ve hükümet görüşü haline dönüşmekte, milletvekilleri ve kabine üyeleri bu irade tarafından belirlenmektedir. Milletvekilleri halkın vekilleri olmak yerine liderin vekilleri olmakta, liyakat kültürü yerine itaat kültürü oluşmaktadır.

    Milletvekili dokunulmazlıkları yolsuzlukların üzerine gidilmesini engellemektedir. Kamu kaynakları şeffaf olarak harcanmamakta, kamu gücü ise siyasal amaçlar için kullanılabilmektedir. Bu haliyle demokrasi, güç ve nüfuz elde etmenin, rant paylaşımının bir aracı haline dönüşmektedir.

    Özgürlük ve kardeşlik temelinde sosyal boyutun önemli ağırlığa sahip olduğu, adaletin ve barışın öncellendiği, tüm toplumsal kesimlerin duyarlılıklarının dikkate alındığı ve temelde herkesin ve her kesimin kalkınma ve büyüme sürecinde katkısının sağlandığı, kamu ve ülke kaynaklarının etkin kullanıldığı, ulusal gelirin hakça paylaşıldığı yeni ve gerçekçi siyasal bir projenin hayata geçirilmesi gerekmektedir.

    Bu yeni yaklaşım; başta siyaset kurumu olmak üzere, hukuk, ekonomi, sosyal politikalar, dış politika ve insanımızı ilgilendiren her alanda, her katkıyı önemseyecek ve herkesi kucaklayacaktır. Böylece kutuplaşma, kavga ve çekişme son bulacak, adalet hayatın her alanında en etkin bir biçimde gerçekleştirilecek, devlet millet bütünleşmesi yeniden sağlanacak ve sistemin çözüm üretme yeteneği geliştirilecektir.

    Türkiye’nin öncelikle ve hızla kısır çekişme ve kavga ortamından kurtulması gerekmektedir. Acil ihtiyaç tüm toplum kesimlerini kucaklayan ve “Sen de olmazsan her şey eksik olur” diyen yeni bir siyasi anlayışın ve toplumsal uzlaşma kültürünün hayata geçirilmesidir.

    Partimiz ülkemizi kutuplaşmaya, insanımızı birbirine karşı ötekileştirmeye ve nefreti karşılıklı körüklemeye dayalı bir siyaset tarzına karşı; yurttaşlarımız arasında dayanışmayı ve işinde başarılı olmayı özendirecek bir toplumsal kültür oluşturmayı amaçlayan yeni siyaset tarzını benimseyecektir.

    hilmi12

    Hukuk düzenini ihlal edenlerin değil, hukuk düzenine uyanların kazandığı bir Türkiye kurmak için gerekli tüm çalışmalar yapılacaktır.

    Politika üretiminde bilgi birikimini ve emeğini ortaya koyan her yurttaşımız Partimizin kadrosundadır. Küreselleşen ekonomik, siyasi, diplomatik ilişkilerin rekabette başarının en iyi olmayı gerektirdiği günümüz dünyasında, ulusal çıkarlarımızı sağlayacak, refah ve mutluluğumuzu artıracak katkıyı sağlayacak her yurttaşımızın ürettiği bilgi ve proje programımızın bir parçası olacaktır. Yurttaşlarımızın ve bilim adamlarımızın geliştirdiği bilgi ve projelerin izlenmesi ve hayata geçirilebilmesi için ayrı bir birim oluşturulacaktır.

    İçinde bulunduğumuz durum yüzyıllar boyunca tarihe yön vermiş bir milletin kaderi olamaz ve kabul edilemez. Zaman, yeni bir program ve yeni bir anlayışı birlikte hayata geçirme zamanıdır. Zaman Türkiye’nin aydınlık geleceğinin oluşturulmasında “Evet biz de varız!” diyenlerin görev üstlenme zamanıdır.

    Yeni Siyaset

    Siyasi partiler, demokrasilerin gelişimiyle ortaya çıkmışlar ve siyasetin vazgeçilmez temel kurucu unsurlarından biri olarak kabul edilmişlerdir. Demokrasilerin en temel kurumu olan seçimler, ancak siyasi partilerce organize edilebilmekte, siyasal eşitlik ve katılımcılık ilkeleri de ancak siyasi partiler vasıtasıyla hayata geçirilebilmektedir.

    Günümüz siyasetinin temel parametreleri büyük ölçüde değişmeye ve siyasi partiler arasındaki temel ayrım noktaları başkalaşmaya başlamıştır. Bunun en önemli göstergesi ise, bugüne kadar sağ ve sol biçiminde ayrılan siyasi kimlikler ile muhafazakâr ya da devrimci dönüşümü destekleyen siyasi partilerde, temel ayrım noktalarının ortadan kalkmaya yüz tutmasıdır. Açıkçası siyasette aynı tarafta bulunan siyasi partilerde önemli konularda ve hedeflerde büyük farklılaşmalar ortaya çıkmış; farklı taraflarda yer alan partilerin temel yaklaşımlarında ve politikalarında ise çok önemli benzeşmeler görülmeye başlanmıştır.

    Geçmişte sağ ya da sol siyasi hareket olarak farklı kamplarda birbirine şiddetli biçimde muhalefet eden siyasi güçler, bugün aynı idealler etrafında bütünleşerek birlikte siyasi mücadele yürütebilmektedirler.

    Geleceğin Türkiye’sinde siyasetteki temel farklılaşma, soyut sloganlar etrafında geleneksel tarzda siyaset yapan siyasi partiler ile akılcı, halktan yana, yenilikçi politikalar ekseninde, üstlenilen toplumsal sorumluluğun gereklerine uygun, ilkeler bazında siyaset yapan yeni siyasi hareketler arasında şekillenecektir.

    Geleneksel siyasetteki tıkanma, küresel gelişmeleri kavrayarak ulusal çıkarların gereklerine uygun yeni bir siyaset tarzının ortaya konulmasını gerekli kılmıştır. Bu nedenle Partimiz, ilkeleri ve hedefleri bu programda belirlenen yeni siyaset tarzını benimseyen demokratik bir merkez partisidir.

    Yeni Siyasetin Hedefi: Birlikte Dirlik ve Dirilik

    Başta siyaset olmak üzere kamusal nitelikli görev üstlenmek, toplumsal sorumluluğa talip olmak demektir. Bu sorumluluğun gereği gibi yerine getirilmesi, siyasi partilerin ve mensuplarının en temel görevidir. Halkın refah ve mutluluğunun artırılması, geleceğin güçlü Türkiye’sinin inşası yeni siyaset ilkeleri doğrultusunda bir değişimi gerekli kılmaktadır. Bu değişim tüm toplumsal dinamikleri harekete geçirmeyi hedeflemek zorundadır.

    Oy artışı sağlamak, iktidara gelmek veya iktidarda kalmak için mücadele eden siyasi partilerin ülkemizde gelenekselleşen yöntemleri, toplumsal sorumluluğun gerekleriyle bağdaşmaz bir nitelik kazanmıştır. Bu eski siyaset tarzı, parti ve mensuplarının çıkarları doğrultusunda gelişmiştir. İtaate dayalı bir siyasi kurumsallaşma; kutuplaştırmaya, laf üretmeye dayalı oy avcılığı; uzun dönem gelişme dinamiklerini dikkate almayan kendi yönetim dönemini kaynak israfıyla süslemeye çalışan icraatlar; parti işlevlerinin toplumsal çıkarları sağlayamadığı bir yapılanma; nüfuz ve rant dağıtımına yönelmiş bir parti içi heyecan, içinde bulunduğumuz durumun özetidir.

    Rekabet küreselleşmiştir. Diğer ülkelerdeki gelişmelerin boyutlarıyla karşılaştırmadan yapılan başarı değerlendirmeleri anlamını yitirmiştir. En hızlı koşanlar arasında olmayan ülkelerin geleceği aydınlık değildir. İyi olmak için değil, en iyi olmak için; başarılı olmak için değil, en başarılı olmak için çaba harcamak zorundayız. Bunu ancak kimseyi ötekileştirmeden, farklılıklarımızı birbirimizin özgürlük alanı olarak içselleştirerek, birlikte elele gerçekleştirebiliriz.

    İnsanlar ve kurumlar, güçlü ve mutlu veya güçsüz ve mutsuz olmanın iki önemli temelidir.

    En büyük potansiyelimiz kendi insanımızdır. Atatürk’ün ifadesi ile “Milleti kurtaracak olan yine millettin kendi azim ve kararlılığıdır”. Kavgaya değil dayanışmaya, yandaş olmaya değil başarı ve liyakate prim veren bir toplumsal ve siyasi kültür oluşturarak, tüm yurttaşlarımızı kalkınma yarışının bir unsuru haline getirmek temel hedefimizdir.

    İnsan faaliyetleri kurumsal yapıların etkisi altındadır. Yanlış veya kötü işleyen kurumlar, en büyük potansiyelimiz olan insan enerjisinin israf veya yok edilmesine neden olmaktadır. Kurumlar iyi yapılanmış ve iyi işliyorsa, insan faaliyetlerinde verimliliği arttırır, toplumsal bir sinerjinin oluşmasına katkı sağlar. Bu bakımdan karşılıklı güven ve işbirliğine, demokratik ve yapıcı rekabete dayalı bir kurumsal kültür ve yapılanma temel hedefimizdir.

    Bu bağlamda, yeni siyasetin hedefi birlikte dirlik ve diriliktir.

  • hilmienbas

    Hilmi YOLCU ; Afet Bölgesi SAMSAT’ta

    Hilmi YOLCU ; Afet Bölgesi  SAMSAT’ta

    Merkez üssü Samsat olan depremin büyüklüğünü Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi 5.8 olarak duyururken AFAD depremin büyüklüğünü 5.5 olarak duyurdu.

    Yerin yaklaşık 10 km altında meydana gelen sarsıntı Adıyaman’ın yanısıra; Gaziantep, Kilis, Şanlıurfa, Diyarbakır ve Batman’da da hissedildi.

    Hak ve Huzur Partisi  Genel Başkan Yardımcısı Hilmi YOLCU Hak ve Huzur Partisi Adıyaman il başkanı Mehmet Yıldırım  ile  birlikte  Samsat’ta  incelemelerde  bulundular.

    Depremin  yaşandığı  anda  Şanlıurfa  Bozova ilçesinde  bulunan  Hak ve Huzur Partisi  Genel Başkan Yardımcısı Hilmi YOLCU “Bozova  ile  Samsat arasında  Atatürk  Barajı  bulunmakta.Bizde de   deprem  büyük  ölçüde  halkın  paniklemesine neden oldu.Evlerimizde  çatlaklıklar   meydana   geldi. Bu  gün  Samsat ‘taki   fotoğrafı  görünce  çok  büyük  felaketi  can  kaybı olmadan   atlatılması önemli.Bu  deprem  bize   şunu  öğretti.Sağlam  binalar   yapmak  zorundayız.Derme  çatma  yapılan  binalarda  yaşam  her  zaman  risk  taşıyor.Sokakta  kalan  vatandaşlarımız  kısa  sürede   sağlıklı  barınma  alanlarına  geçilmesi  için  alınan  tedbirleri  yerinde  gördük. Dasinca mezrasında halkla temasa geçtik hiç Bir yardım yapılmamış”

    hilmi17

    Adıyaman Samsat’taki bazı köylerde evlerin yıkıldı. Hak ve Huzur Partisi  Genel Başkan Yardımcısı Hilmi YOLCU Akdamar köyü muhtarı Necmettin Öztürk   ile   görüştü. Akdamar köyü muhtarı Necmettin Öztürk   “Köyümüzün yarısı yıkıldı. Geri kalan evler de girilebilecek durumda değil” dedi.

    Hak ve Huzur Partisi  Genel Başkan Yardımcısı Hilmi YOLCU   Samsat Kaymakamı Yusuf YILDIRIM  ,Samsat Belediye Başkanı Yusuf Fırat’ı   ziyaret   etti. “

    Hak ve Huzur Partisi Adıyaman il başkanı Mehmet Yıldırım “Afetzedelerin yanına  gelip  halkın  sorunlarını  yerinde   takip eden Hak ve Huzur Partisi  Genel Başkan Yardımcımız  Hilmi YOLCU’ya  teşekkür ederim”

    deprem ikonu Son Depremler

    03.03.2017 19:09 – Adiyaman Samsat 2.1

    hilmi1 hilmi2  hilmi4 hilmi5 hilmi6 hilmi7 hilmi8 hilmi10 hilmi11 hilmi12 hilmi13 hilmi14 hilmi15 hilmi16  hilmi18 hilmi19 hilmi20 hilmi21 hilmi24

    SAMSAT DEPREMDE AĞIR HASAR GÖRDÜ 5,5 BÜYÜKLÜĞÜNDEKİ DEPREMDE, ÇOK SAYIDA KAMU BİNASI VE EV HASAR GÖRDÜ. SAMSAT BELEDİYESİ BAŞTA OLMAK ÜZERE HÜKUMET KONAĞI KAMU LOJMANLARI DEPREMDE KULLANILAMAZ HALE GELDİ

    hilmi26 hilmienbas

    a_9 a_16 a_19 a_22 a_23 a_24 a_26

    OLYMPUS DIGITAL CAMERA

    OLYMPUS DIGITAL CAMERA

    OLYMPUS DIGITAL CAMERA

  • nayif1

    Hak ve Huzur Partisi Şanlıurfa İl Başkanı Nayif Çelebi çalışmaları hızlandırdı

    Hak ve Huzur Partisi   Şanlıurfa  İl Başkanı  Nayif Çelebi  26  Şubat  Pazar günü   Ankara’da  yapılan   Hak ve Huzur Partisi 1’inci Olağan Kurultayı  dönüşü   Şanlıurfa’da   Değerlendirme  Toplantısı  Yaptı.

    Hak ve Huzur Partisi   Şanlıurfa  İl Başkanı  Nayif Çelebi  ” Hak ve Huzur  Partisi  15 Temmuz 2014 Günü Kurulmuştur.Her türlü ayrımcılığı reddedip insana öncelik veren, daha demokratik ve katılımcı bir toplum yapısına kavuşmuş, temel insan hak ve özgürlüklerinde en ileri ülkeler düzeyine erişmiş, her türlü eşitsizliği gidererek ulusal dayanışma duygularını güçlendirmiş, sosyal adalete dayalı bir toplum yapısı oluşturmuş siyasette ve yönetimde temiz  toplum yaratma amacına ulaşmış, ülkede vatandaşlık, kardeşlik,  dayanışma ve birlik bağlarını güçlendirmiş, ekonomide fırsat eşitliğine dayanan, sürdürülebilir, bireyler ve bölgeler arasında dengeli bir kalkınma sürecine girmiş, tam istihdamı hedefleyen, bilgi ekonomisine dayanan ve uluslar arası alanda rekabet gücü yüksek, yurtta ve dünyada barışı ülkemizin ve vatandaşlarımızın güvenliğini ve çıkarlarını koruyan, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmış, bir Türkiye Yaratmaktır. İnsanca ve hakça gelişmeyi dirlik düzen içinde hızlandırarak, Türkiye’yi  çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne eriştirmeyi; demokrasiye her alanda geçerlilik kazandırmayı, insan haklarını ve özgürlükleri sağlam güvencelere dayandırarak genişletmeyi halk katılımının her alanda sürekli ve etkili olmasını sağlayarak ulusal egemenliği pekiştirmeyi amaçlayan, hukukun ve emeğin üstünlüğünü, toplumda ve uluslararasında eşitliği, adeleti ve dayanışmayı; ulusala bağımsızlığ ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ulusu ve ülkesiyle bölünmez bütünlüğünü gözeten, yurtta ve dünyada barış için çalışan, insanlar arasında din, dil, ırk, mezhep,  cinsiyet engelli engelsiz ayrımları yapmayan ve gücünü haktan alan bir siyasal kuruluştur. Hak ve Huzur Partisi, halkın siyasette ve yönetime sürekli ve etkili katılımını öncelikle kendi yapısında ve işleyişinde gerçekleştirir.”Partimiz kurulduğu günden bu yana kurumsal kimliğini tamamlamak adına her türlü çalışmayı yapmıştır. Bu kurultay sonrası partimiz tüm ülkede teşkilatlanarak istediğimiz duruma geleceğine inanıyorum . Pazar  günü yapılan Kurultayın hayırlara vesile olmasını dilerim . Kurultayda seçilen tüm arkadaşlarıma başarılar dilerim . El ele vererek yüz akıyla TÜRK SİYASET HAYATINDA Tabela partisi olmadığımızı göstermek üzere yola çıktık ve yolumuza devam ediyoruz.Hak  ve  Huzur Partisi  Şanlıurfa’da  çok  güzel çalışmalar yapacak.  Artık  Halkın  derdini  dertlenen,halkın  gerçek  sesi olacak  parti var.”

    nayif1 nayif2 nayif3 nayif4 nayif5

    hak1 hak2 hak3

    hak4

    ESKİ ÇAĞLARDA URFA VE İSİMLERİ

    Rivayete göre eski Yunanlılar Enoch’un (Enoch=Hermes = İdris Peygamber = Uhnud, bu dört ismin aynı kimse olduğu kabul edilmektedir.) insanlara şehirler kurmayı öğrettiğini ve onun devrinde 180 şehir kurulduğunu, bunların en küçüğünün Urhai veya diğer bir okunuşla Orhay yani Urfa olduğu söylenilmektedir. Bu rivayete göre İdris peygamber Nuh peygamberden önce geldiğinden Urfa Nuh tufanından önce kurulmuştur. Nuh tufanında bütün dünya gibi Urfa’da harap oldu. Fakat tufandan sonra dünya yeniden kuruldu ve Urfa da tarihte ki yerini aldı. Yine anlatıldığına göre Nuh tufanından sonra Babil’de hüküm süren Nemrut üç şehir inşa etmişti. Bunlardan biri de Urfa şehridir. Bu şehir önce Arach ve daha sonra zaman süreci içinde Erech, Orhay, Edessa ve Ruha isimlerini almıştır.

    Urhai veya Orhay ismi, Urfa’nın ilk sakinleri olan Arami – Süryanilerin verdiği isimdir. Daha sonra Urfa’ya gelen Helenler Edessa ismini verdiler. Helenlerin verdiği Edessa ismi “suyu bol” anlamına gelmektedir. Helenlerin verdiği Edessa ismi “suyu bol” anlamına gelmektedir. Urfa da içinden akan Karakoyun (Daysan) deresi ve kaynayan pınarlardan dolayı suyu bol bir şehirdi. Urfa’ya Edessa isminden başka yine suyu güzel çeşme anlamına gelen “Kaliruha” adı da verilmiştir. İslam’ın fethinden sonra Müslüman Araplar tarafından “Kaliruha”nın “Kali” heceleri atılmış ve sadece “Ruha” heceleri kullanılmıştır. İkinci bir rivayete göre Orhay kelimesinin hafif bir değişikliğe uğratılmasıyla Ruha denilmiştir. Böylece şehir, İslam’ın fethinden sonra Müslümanlar tarafından artık “Ruha” diye çağrılmıştır. Osmanlı devrinde Urfa denilmeye başlanmıştır. Başka bir rivayetle Orhay isminin Urfa’ya dönüştürülmesi daha uygun görülmektedir.

     

    BELLİ BAŞLI DÖNEMLERDE ŞANLIURFA (KURTULUŞ SAVAŞI ÖNCESİ, CUMHURİYET DÖNEMİ )

    URFA’DA SELEFKOSLAR DEVRİ

    Makedonya kralı Büyük İskender (ö. M.Ö.323) Urfa’yı M.Ö. 331 yılında zapt eder. Büyük İskender, bütün Ön Asya’yı Çin’e kadar fetheder. Vefat edince, ülkesi komutanları arasında paylaştırılır. Bunlardan Antiyochus, Seleucus Nikator ile birlikte bütün Anadolu ve Suriye bölgesine hâkim olmuştu. Antiyochus’un ölümünden sonra Seleucus tek başına Suriye bölgesinde ve bütün büyük Asya’da Hindistan’a kadar Babilonya denilen bu bölgede 21 yıl hüküm sürdü. Bu sebeple bu devlete Selefkoslar devleti denildi. Urfa, M.Ö. II. yüzyılda Seleucos Nikator’un (323–281) hâkimiyeti altına girer. Edessa isminin Selefkoslar zamanında Makedonya’dan bu bölgeye gelen Makedonyalılar tarafından verilmiş olduğu da söylenilmektedir. Fakat o zaman Urfa’nın yerlisi olan Süryaniler, Grekçe olan bu ismi kullanmamış, kendi dillerindeki eski ismi Orhay’ı kullanmışlardır. Buna rağmen Selefkoslardan itibaren Urfa, uzun bir zaman sürecinde Edessa ismi ile şöhret bulacaktır. Bugün bile Avrupa’nın kullandığı isim Helenlerin verdikleri Edessa ismidir.

    O devirlerde Selefkoslar tarafından birçok şehre verilmiş olan Edessa ismi “suyu bol” anlamına gelmektedir. Urfa da içinden akan Karakoyun (Daysan) deresi ve kaynayan pınarlardan dolayı suyu bol bir şehirdi. Selefkoslar M.Ö.132 yılında İranlıların baskısına dayanamayarak yıkıldı. Bölgede bu tarihten itibaren Osrhoene ismi ile bir şehir devleti kuruldu.

    URFA OSRHOENE KRALLIĞI DEVRİ (M.Ö.132 – M.S.244)

    Urfa’da kurulan ilk ve tek bağımsız devlet Osrhoene krallığıdır. İngiliz tarihçi Segal’ın belirttiğine göre Osrhoene adı Urfa’nın ilk adı Orhay’dan türemiş olabilir. Osrhoene, Urfa ve çevresine birlikte verilen bir isimdir. Fakat başka bir rivayete göre Urfa krallığının adının Osrhoene olmadığı, bu ismin Urfa krallığının Roma hâkimiyetine geçtikten ve bir Roma eyaleti olduktan sonra bu eyalete verilmiş bir isim olduğu da ileri sürülmektedir. Urfa krallarının çoğu Abgar ismi ile çağrıldığından bu devlete Abgarlar devleti denildiği gibi Abgarlar dönemi de deniliyordu. Abgarlar dönemi Urfa’nın en belirgin ve meşhur dönemidir.

    ROMA HÂKİMİYETİNDE URFA (244–637)

    Urfa her ne kadar bağımsız bir devlet görünüyordu ise de daha çok Roma’nın güdümünde bir devletti. Zaman zaman Roma’nın müdahalesi ile krallar değişiyor, yeni kral Roma tarafından tayin ediliyordu. Nihayet bu durum Urfa devletinin M.S. 244 tarihinde tamamen Roma eğemenliğine girmesine kadar devam etti. Bu tarihten itibaren Urfa bir Roma şehri idi. 244 tarihinden itibaren Urfa, Roma imparatorluğunun Osrhoen adında bir eyaleti oldu ve artık Urfa’yı Roma’dan gönderilen valiler idare etmeye başladı. Osrheon bölgesinin merkezi Urfa idi ve Urfa’ya bağlı on iki şehir bulunuyordu Roma imparatorluğunun 395 tarihinde ikiye ayrılmasından sonra da Doğu Roma (Bizans) imparatorluğunun egemenliğine giren Urfa, Güney-doğu Roma’nın merkezi oldu. Artık Urfa Müslümanlar tarafından fethedilmesine kadar 400 yıl Doğu Roma’nın (Bizans’ın) hâkimiyetinde kaldı.

    URFA’YI MÜSLÜMANLARIN FETHİ VE DÖRT HALİFE DEVRİNDE URFA

    636 tarihinde Kudüs’ün fethi sırasında halife Hazreti Ömer (r.a.) Kudüs’e gitmişti. Oradan Fırat’ı geçerek daha kuzeye doğru çıktığı ve onun bu seyahati sırasında Urfa’ya yaklaştığı, Urfa halkının Hazreti Ömer’i (r.a) karşılamaya çıktıkları ve Urfa’nın güvenliği hakkında kendisinden söz aldıkları da kaydedilmektedir. Halife Ömer, İyaz bin Ganem’i Güneydoğu Anadolu (el-Cezire) valiliğine tayin etmişti. İyaz b. Ganem, önce “Pagan” dininde (daha sonra kendilerine Sabiî denilecek) olan yani halkının yıldızlara taptığı Harranlılara teslim olmalarını teklif eder. Harranlılar, önce Urfa’ya gitmelerini ve bu teklifi onlara yapmalarını, Urfa’nın nasıl bir anlaşmayı kabul ederlerse kendilerinin de aynı anlaşma gereğince teslim olacaklarını söylediler. Bu devirde Bizans İmparatorluğu, putperest olduklarından dolayı Harranlılara, Hristiyan olmalarına rağmen mezhep ayrılığından dolayı Uralılara zülum ediyordu. O sebepledir ki İslam ordusunun Harran önlerine gelmesi Harranlılara adeta Bizans işkencelerinden kurtulma ümidi vermişti. Yine de Urfa’nın nasıl hareket edeceğini görmek istiyorlardı. Bu arada Urfalıların, Müslümanları kurtarıcı olarak ve seve seve karşıladıkları söylenilmektedir. İyaz bin Ganem Urfa halkı ile anlaştı. Güneydoğu Anadolu’nun diğer şehirlerinin halkı da Urfa barış şartlarına göre, Müslümanlarla barış yaptılar. Böylece Urfa miladi 637–38 yılında fethedildi.

    URFA’DA EMEVİLER DEVRİ

    Hazreti Osman’ın halifeliği zamanında Şam valisi hazreti Muaviye, bu bölgeye Mudar kabilesinin kollarından Beni Temim ve Kays kabilelerini yerleştirmişti. Zaten İslam’dan evvel de Mudarlar bu bölgede yerleşmişlerdi. Onun için Urfa’nın da içinde bulunduğu bu bölgeye bir müddet “Diyar-ı Mudar” deniliyordu. Hazreti Osman’ın şehit edilmesinden sonra Halife olan Hazreti Ali’nin (halifeliği 656–660) halifeliğini Şam valisi Hazreti Muaviye tanımamıştı. O yüzden hazreti Muaviye’nin (halifeliği 660–680) Şam valiliği sırasında ve sonra müstakil hareket ettiği halifeliği zamanlarında, Urfa da Muaviye’nin idaresine girmiştir. Hazreti Muaviye, yumuşak huyluluğu ve cömertliği ile sadece emrinde bulunan müslüman kabilelerini değil, bölgedeki Hristiyanları da hoşnut etmişti.

    Velid bin Abdulmelik (705–715) halife olduktan sonra el-Cezire (güneydoğu Anadolu) bölgesine kardeşi Mesleme bin Abdulmelik’i (ö.739) vali tayin etti. Mesleme de devamlı Anadolu içlerine ve hatta İstanbul’a gazalar yapardı. O devrin efsanevî kahramanı Battal Gazi (ölüm.740) de Mesleme’nin komutanlarındandı. Mesleme bin Abdülmelik bölgeye vali olunca, bölgenin merkezini Kinnesrin’den Harran’a taşıdı. İkamet etmesi için de bir saray inşa ettirdi. Böylece Mesleme’den itibaren Güneydoğu Anadolu valileri devamlı Harran’da ikamet etmeye başladılar. Dolayısıyla Anadolu içlerine yapılan gazalar için buradan ordu sevk ettiler.

    Urfa ve Harran’ın fethedilmesi ile Urfa Anadolu’ya açılan bir kapı oldu. Bundan sonra Anadolu üzerine yapılan bütün gazalar Urfa ve Harran üzerinden yapılmıştır. Öyle ki Güneydoğu Anadolu (el-Cezire) genel valileri Kinnesrin’den sonra bölgenin merkezi olan Harran’da otururlar ve Bizans üzerine gönderilen orduları buradan idare ederlerdi.

    URFA’DA ABBASİLER DEVRİ

    Harran, Emevilerle Abbasiler arasında cereyan eden kanlı ve şiddetli savaşlara sahne olmuştur. Bu sırada Abbas oğullarının propagandasını yapanlar, Resulullah’ın (s.a.s.) amcası Hazreti Abbas’ın (ö.653) oğlu Abdullah’ın (ö.687–88) oğlu Ali’nin (ö.736) oğlu Muhammed’e (ö.743) biat ediyorlardı. Onun vefatından sonra da oğlu İbrahim’e biat etmeye başladılar. Dolayısıyla bu İbrahim’e de İmam İbrahim diyorlardı. İmam İbrahim Emevi Halifesi Mervan bin Muhammed (halifeliği 744–750), İmam İbrahimi Harran’da zindana attırdı. İmam İbrahim’in zindanda vefatından(749) sonra Abbas oğulları Abdullah es-Seffah’a 30 Kasım 749 tarihinde biat ederek halife yaptılar. Böylece ilk Abbasi halifesi Abdullah es-Seffah (halifeliği 749–754) oldu. Abbasiler Fırat kısışında cereyan eden savaşta Emevileri yendiler ve Harran’a girdiler. Bu tarihten sonra Urfa bölgesi Abbasi egemenliğine girdi.

    URFA’DA HAMDANİLER VE NUMEYRİLER DEVRİ (905–1081)

    Onuncu yüzyıldan itibaren artık Abbasi halifelerinin askerî ve siyasî güçleri kalmamıştı. Bu yüzden İslam ülkelerinin bazı yerlerinde şehir devletçikleri diyebileceğimiz kendi hâkimiyetlerini kuran hükümdarlıklar oluşuyordu. Böylece bazı valilikler bu şekilde kendi yarı bağımsızlıklarını ilan ediyorlar ve sadece halifeye dini bakımdan hürmet gösteriyorlardı. 905 tarihinden itibaren de Hamdaniler (905–991) bölgeye hâkim olmuşlardı. On birinci yüzyıl başlarında ise Urfa Numeyr oğullarından (991–1081) Utayr adında birinin hâkimiyetinde idi. Utayr kendisi Hille’de oturuyor ve Urfa’yı da naibi Ahmed bin Muhammed adında biri yönetiyordu.

    URFA’DA SELÇUKLULAR DEVRİ (1086–1098)

    1059 tarihinde Sultan Tuğrul’un (1040–1063) emriyle Alpaslan Harran’ı ele geçirdi. Büyük Selçuklu Sultanı Alpaslan’ın, Bizans İmparatoru Diyojen ile 1071 senesinde yaptığı Malazgirt meydan muharebesini kazanması sonunda yaptığı antlaşma içinde evvelce Müslümanlara ait olan şehirlerden Urfa’nın da Selçuklulara bırakılması maddesi de bulunuyordu. Böylece Urfa tekrar Müslümanlara bırakıldı. 1081 tarihinde Şerefüddevle Müslim bin Kureyş Harran’ı zapt etmiş ve Urfa ile barış anlaşması yapmıştı. 1072 tarihinde Alpaslan’ın ölümü ile Selçuklu tahtına Alpaslan’ın oğlu Melikşah geçti. Büyük Selçuklu sultanı Melikşah (1073–1092), amcası oğlu Kutalmış (ö.1064) oğlu Süleymanşah’ı (ö.1086) Anadolu’ya göndererek Urfa ile Birecik arasında yerleşmelerini emretmişti. Sultan Melikşah’ın (1073–1092) komutanlarından Bozan (ö.1094) 1086–87 senesinde Urfa’yı kuşattı. Sultan Melikşah Urfa’yı zapt eden komutanı Bozan’ı Urfa valiliğine tayin etti.

    URFA’DA HAÇLI KONTLUĞU DEVRİ (1098–1144)

    Haçlı seferi içinde olmak üzere 1098–1099 senesinde Kont Budin (Boudion) adındaki bir kontun emrinde Urfa taraflarına da gelen Haçlılar, o sırada Urfa’nın Hristiyan valisi olan Toros’un kendilerini davet etmesi üzerine Urfa’ya girdiler. 1098 tarihinden itibaren Urfa Kontluğu adı altında bir kontluk kurulmuş oldu. Böylece Urfa Müslüman Türk ve Müslüman Araplara karşı Haçlıların hâkim oldukları bölgeleri koruyan güçlü bir kale oldu.

    URFA’DA ZENGİLER DEVRİ (1144–1182

    Urfa’nın Haçlı Kontluğu devrinde İmadeddin Zengi (1127–1146), büyük Selçuklu devletinin Musul Atabeyi bulunuyordu. Harran’ı üs olarak kullanan İmadeddin Zengi, nihayet 1144 senesinde Haçlıların elinde bulunan Urfa’nın üzerine yürümek için tetikte bekliyordu. O sırada Haçlılardan bir grup şehir dışına çıktığından şehir nispeten korumasız kalmıştı. Bunu haber alan Zengi hemen Urfa’yı kuşattı. Zengi yirmi sekiz gün süresince yaptığı büyük bir savaş sonucu, şehre girdiler. Böylece İmadeddin Zengi Aralık 1144 tarihinde Urfa’yı Haçlılardan geri aldı.

    URFA’DA EYYUBİLER DEVRİ (11821260)

    Sultan Salahaddin Eyyubî (saltanatı.1174–1193), Haçlılarla mücadele etmek niyetinde olduğundan, Urfa, Harran ve Rakka gibi sınır şehirlerini ele geçirmek istiyordu. 1182 tarihinde de Urfa’yı ve diğer şehirleri çetin bir savaştan sonra Zengilerden aldı. Harran 1182 yılında Eyyubilerin hâkimiyetine girdiğinde Sultan Salahaddin Harran’ı el-Cezire ve Musul bölgelerinin zaptında üs olarak kullandı. Anadolu Selçuklularının Harran ve Urfa’yı kuşatması başarısız olunca, Eyyubi hükümdarı Salih Necmeddin 1236 senesinde Urfa ve Harran’ı kendisine yardım eden ve o tarihlerde Moğolların önünden kaçarak Anadolu’ya gelen Harezmlilere bıraktı. Harezmlerin halka kötü davranışı üzerine, 1241’de Halep Eyyubi hükümdarı Melik Nasır Salahaddin Urfa ve çevresine saldırarak buraları zaptetti.

    Bu şekilde Anadolu ve Suriye bölgesinde bulunan İslam devletleri birbirleriyle uğraşırken büyük tehlike de kendilerine yaklaşıyor ve bütün İslam dünyasını tehdit ediyordu. Nihayet Urfa ve çevresi 1244 senesinde Moğolların öncü birlikleri olan Tatarların saldırısına uğradı.

    İslam dünyasının üzerine bir kâbus gibi çöken Moğollar, nihayet 1259–60 senesinde Urfa’yı da alarak Eyubilerin hâkimiyetine son verdiler. Böylece Eyyubilerin 75 yıl kadar süren Urfa’daki hâkimiyetleri son bulmuş oldu.

     

    URFA’DA MISIR MEMLUKLERİ DEVRİ

    1300’lü tarihlerde Urfa dâhil el-Cezire bölgesinin büyük bir kısmı Mısır Memluklerinin kontrolüne geçmişti. Urfa’nın 1365–70 yıllarında memluklerin hâkimiyetinde olduğu kabul edilmektedir. XIV. Yüzyıl ikinci yarısında ve XV. Yüzyıl başlarında Urfa Memluklar, Karakoyunlular ve Akkoyunlular arasında devamlı el değiştirmiştir. Ayrıca Memlüklüler Harran kalesini de elden geçirmişler ve bazı onarımda bulunuşlardı.

    URFA’DA KARAKOYUNLULAR DEVRİ

    1362 tarihlerinde Urfa ve çevresinde Şii olan Karakoyunlular hâkim olmuşlar ve bu bölgede bir müddet hâkimiyetlerini sürdürmüşlerdir. 1300’ler önce Moğollar Anadolunun çeşitli bölgelerini yakıp yıktı. 1300’lü yıllarından sonra Urfa, bu defa da Timurluların saldırısına uğradı. 1387’de Anadolu içlerine giren Timur Han (ölüm 1405), birkaç defa Urfa’ya saldırarak birçok yeri tahrip etmiştir. Timur Han, Suriye seferi dönüşü Birecik’i sulh yoluyla Urfa’yı ise savaşarak topraklarına kattı. 1400 senelerinde ise Urfa adeta yeniden imar edilmiştir. Urfa, XIV. Yüzyılda Döger emiri Dımaşk Hocanın (ölüm.1404) hâkimiyeti altında idi.

    URFA’DA AKKOYUNLULAR DEVRİ

    1404 tarihinde Akkoyunlu hükümdarı Karayülük Osman Bey (ö.1435) Urfa’yı 1432 yılında zapt etti. Akkoyunlular zamanında bir ara Mısır askerlerinin saldırısına uğrayan Urfa, oldukça tahrip edilmiştir. 1457’de kardeşi Cihangir Mirza’nın elinden hâkimiyeti alan Uzun Hasan Akkoyunlu hükümdarı oldu. Uzun Hasan Urfa ve Diyarbakır şehirlerinden dolayı Mısır Memluk devletiyle arada bir mücadele eder ve bazen de barış yapardı. O zamana kadar hükümet merkezi Diyarbakır iken, devletin büyümesinden sonra Tebriz’e taşıdı.

     

    URFA’DA SAFEVÎLER DEVRİ

    Urfa, 1514 tarihinde Safevi hükümdarı Şah İsmail’in valisi Eçe Sultan Kaçar’ın elinde bulunuyordu. Sünni mezhebinde olan Urfalılar, Şii mezhebinde olan Safevilerin baskısına tahammül etmek zorunda kalıyorlardı. Safeviler bilhassa Sünni âlimlere çok baskı yapıyorlardı. Şah İsmail Diyarbakır ve Urfa’da birçok âlimi Sünni oldukları için öldürtmüştü. Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim Han, 1514’te İran seferi sırasında Akkoyunlu şehzadelerinden Osmanlıya sığınmış olan Murat Bey (ö.1514) komutasında bir kuvvet göndererek Diyarbakır’ı zapt etmek istemişti. Fakat o sırada Urfa valisi olan Eçe Sultan Kaçar, bu kuvveti bozmuştu. Böylece Urfa bir müddet daha Safevilerin elinde kalmıştı. Bu tarihlerde İbrahim Gülşenî (1426–1534) adındaki Halveti-Gülşeni tarikatı şeyhi de Diyarbakır’da bulunuyordu. Şah İsmail’in baskısı üzerine Urfa’ya uğramış fakat bu baskıya dayanamayarak Mısır’a gitmek zorunda kalmıştır.

     

    OSMANLI İDARESİNDE URFA

    XVI. yüzyıl başlarında Mısır devletine bağlı olan Urfa, 5 Nisan 1517 tarihinde Osmanlı sultanı Yavuz Sultan Selim (1512–1520) tarafından alındı. Önce Urfa sancak olarak Diyarbakır eyaletine bağlandı. İlk valisi de Piri Bey oldu. Kanuni Sultan Süleyman (1520–1566) Bağdat seferi sırasında Halep’e geçerken Urfa’ya uğramış ve iki gün Urfa’da kalmıştır. Sultan IV. Murat da Bağdat seferine giderken Urfa’ya da uğramıştır. Evliya Çelebi’nin bildirdiğine göre 17. yüzyılda Urfa üç tuğlu paşalar tarafından idare edilmekte olup, dört mezhebe göre fetva veren bilgili kadılara sahipti. Urfa, Osmanlı idaresine geçmesinden sonra Sultan III. Mehmet (1595–1603) devrinde Celali isyanları sırasında 1599’da ve Sultan II. Mahmut (1808–1839) devrinde Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa isyanı sırasında 1833-1839 yılları arasında Osmanlı idaresinden geçici olarak çıksada Osmanlı ile bağı hiç kopmayan bir şehir olmuştur. Cumhuriyetin ilanına kadar Osmanlı devletinin idaresinde bir sancak olarak kalmış ve sancak beyi tarafından idare edilmiştir.

    Urfa 1865 yılına kadar Rakka eyaletinin merkezi olarak yaşamıştır. Bu sırda eyalet paşası Urfa’da otururdu. Bu vali paşalar, Urfa’da saraylar, camiler, medreseler, hamamlar gibi imarlarda bulunurlardı. Dolayısıyla Urfa mamur bir şehir olmuştur. Fakat Urfa, 1865’de sancak olarak Halep eyaletine bağlanınca sadece mutasarrıf Urfa’da oturur oldu. Bu yüzden de Urfa eski mamuriyetini ve değerini kaybetti. Zamanla sönükleşmeye başladı.

     

    CUMHURİYET DEVRİNDE URFA

    Birinci Dünya Savaşında Osmanlı Devleti mağlup olmuştu. Osmanlı Devletinin bir bağımsız sancağı olan Urfa da Mondros mütarekesini takip eden günlerde 24 Mart 1919 senesinde İngilizlerin işgaline uğramıştı. 1919 senesinde Urfa 80.000 nufuslu idi. İyi bir araba yolu vardı ve şehir çok iyi inşa edilmiş güzel bir şehirdi. Sokakları döşeliydi ve iyi ve çok kullanışlı bir su sistemi de vardı. İşgalcilerin gelişi ile gerek Müslüman ve gerekse Hıristiyan Urfalılar işgal kuvvetlerinin baskısı altında kalmıştı. Altı ay kadar sonra İngilizler şehri Fransızlara bırakmışlardı. İngilizlerin Urfa’dan ayrılışı ile 30 Ekim 1919’da da Fransızlar Urfa’yı işgal ettiler. Urfanın işgal edilmesi üzerine bütün Anadolu’da olduğu gibi Urfa da işgalcilere karşı kurtuluş mücadelesine girişti. Bu arada Fransızların tahriklerine kapılan ve onlardan kuvvet alan Urfa’nın Ermeni Hıristiyanlarının bir bölümü de Fransızlarla bir olarak yıllarca beraber yaşadıkları Urfa Müslümanları ile savaşmaya başladılar. Urfa Çetelerinin mücadelesi ile 11 Nisan 1920’de urfa Fransızlardan resmen temizlendi ve Türkiye Cumhuriyetine bağlandı. Bunun üzerine şehirdeki Hıristiyan halk Suriye’ye göç etti.

Toplam 1 bulundu. Şu anda 1. sayfadasınız1